yazılarKıbrıs iktibasBulut Unvan yazdı: Yeni Kıbrıs Partisi Üzerine...

Bulut Unvan yazdı: Yeni Kıbrıs Partisi Üzerine…

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com

Yeni Kıbrıs Partisi 29 Ekim’de otuz yedi yaşına girdi.

Hangi görüşten olursa olsun, bu ülkede, bu koşullarda rejimin bu kadar açık bir eleştirisini yapabilen bir partinin, YKP’nin varlığı bu ülkeye uygulanan zapturaptı kabullenmeyen herkes için bir mutluluk kaynağı olmalı. Benim için öyle.

Yeni Kıbrıs Partisi benim üye olduğum ilk siyasal parti, hatta örgüt. On iki yaşındaydım. (Adı o yıllarda Yurtsever Birlik Hareketi’ydi; Yeni Kıbrıs Partisi adına 2000’lerin başında geri döndü.)

On iki yaşında bir çocuğun bir partiye üye olması, bugün yazarken bana da biraz garip geliyor ama o zamanlar gelmiyordu.

Savaş sonrası, ama savaşın bütün boğuculuğunun sürdüğü bir dönemdi. Kapılar henüz kapalıydı. TV’ler (arada bir frekans değişirken yakaladığımız Rumca kanalları saymazsak) tek kanallı, internet varla yok gibi bir şeydi.

Bütün bu boğucu durağanlık içinde o yaştaki bir çocuğa bile heyecan veren, anlasa da anlamasa da yaşanmaya değer bir ülkenin yolunun oradan geçtiğini hissettiren bir siyaset yapıyordu YKP.

Okul töreni adı altındaki askeri, militarist törenlerin sıkıcılığı karşısında “askersiz Kıbrıs” diyen güler yüzlü insanların partisi. Ergenliğinin başında, kendini devrimci sanan bir çocuk için hangisini seçeceğine karar vermek çok da zor değildi.

Aradan otuz yıla yakın zaman geçti ve aklımda sadece programlar, bildiriler değil Yenişehir’deki o apartman dairesindeki sohbetler, kurulan arkadaşlıklar da var.

Benim bir iki sloganla başımdan savıp geçiştireceğim bir konu bilgiyle, fikirle tartışılıyordu.

Sevgili Murat Kanatlı benim ve yaşıtlarımın tüm olmamışlığına rağmen bize otoriter bir mesafe ile değil, arkadaşı olarak yaklaşıyor, fikirlerimizi dinliyor, eleştirilerimizi dile getirmemizden rahatsızlık duymuyordu. Bunu o yaşta olağan bir şey sanmıştım.

Memleketin siyasetine biraz daha yakından bakmaya başlayınca hiç de olağan olmadığını, değerini gördüm.

Bizde siyaset çoğu zaman kör dövüşü olarak yapılır. Asıl tuhaf olanı, böyle yapılmasının normal sayılması; normal sayılmakla da kalmaması, beceri sayılması.

Parti içi klikler, hizipler, kısır tartışmaların alışıldık dengelere dönüşmesi, benimsenmesi. Böyle bir iklimde, karşısındakine, hatta karşı tarafa, insan muamelesi yapmayı siyasetin bir parçası sayan bir yer, insanın içinde bir yer tutuyor. Benim içimde hâlâ tutuyor.

Murat Kanatlı bugün partinin genel sekreteri. 2009’da vicdani retçi olduğunu açıkladı, bu yüzden yıllarca yargılandı, 2014’te on gün cezaevinde kaldı. İnandığı bir şey yüzünden bedel ödeyen insana bu adada pek az rastlanır diyemem; rastlanır.

Daha seyrek rastlanan, o bedeli ödedikten sonra da sesini sertleştirmeden konuşmayı sürdürebilmek. O eski ortamdan bende kalan insanca tavrı bugün en çok onda görüyorum.

Anketlere, üye sayılarına bakarsak küçük bir partidir YKP. Bunu saklamanın anlamı yok, kendileri de saklamıyor zaten.

Ama bir partinin değerini bunlarla, bir kitabın değerini satış rakamıyla ölçmek kadar anlamsız: Bazı kitaplar çok satar ama hiçbir şey söylemez, bazı kitaplar daha az okurla buluşur ve onların hayatına anlam katar.

Ölçütü değiştirmek gerektiğini düşünüyorum; bunun için de bir ayrım yapmam lazım, yoksa söyleyeceklerim bir doğum günü iltifatı olarak kalacak. YKP’nin ideolojisi özgün değil.

Demokratik sosyalizmin bir nebze daha radikal taleplerle rejim eleştirisi yapması, Avrupa’nın dört bir yanında onlarca partinin paylaştığı, kökleri yüz yılı aşan bir dünya görüşü; YKP’nin Avrupa Sol Partisi‘nde gözlemci üye olması da bunu gösteriyor.

Doktrin ise başka bir şey. İdeoloji dünyaya nereden baktığınızı söyler, doktrin belli bir yerde, belli bir sorun karşısında ne yapacağınızı.

YKP’nin Kıbrıs hakkında söylediği söz, bu anlamda, kendisine ait. Adayı bölünmez bir bütün olarak düşünmek; Türk askerini, Yunan askerini, İngiliz üslerini aynı cümlenin içine koyup hepsinin gitmesini istemek; Kıbrıslılığı bir köken meselesi olmaktan çıkarıp bir yurttaşlık tasavvuru olarak kurmaya çalışmak. Bunların tek tek benzerleri başka yerlerde bulunabilir.

Bir arada, bu sorunun içinden düşünülerek kurulmuş hâlleri kolay bulunmaz. YKP siyasi partilerin siyaset dışında her şeyi yaptığı bir yerde, siyasi düşünce üreten bir parti. Bu, bizim gibi sorunlu ve kısıtlı bir demokratik alanda hiç de az bir şey değil.

Haritacıların “nirengi noktası” dedikleri bir şey var: Arazide yeri sabitlenmiş, başka her şeyin konumu ona göre hesaplanan nokta. Çoğu zaman bir tepenin üstünde duran beton bir bloktur; kimse gidip oraya yerleşemez, ama o olmazsa da harita çizilmez. YKP’nin bu memleketin siyasi haritasındaki yeri bence bu.

Federasyondan söz eden, “askersizleştirme” kelimesini ağzına alan herkes, ister istemez, kendi yerini o noktaya olan uzaklığıyla tarif ediyor. “Biz YKP kadar ileri gitmiyoruz” diyen biri, nerede durduğunu YKP’ye bakarak anlatmış oluyor.

Gelelim eleştiriye.

Yakın düşündüğüm ama aynı düşünmediğim bir partiyi övüp geçmek ona da bana da haksızlık olur.

YKP’nin stratejik hatalarının kökünü, bence, sosyolojide aramak lazım; daha doğrusu, yanlış bir sosyolojik tespitte. YKP devlete karşı toplumu savunuyor. Bir sol partinin yapacağı iş de bu.

Güçlük, savunulan toplumun yekpare bir bütün olarak okunmasında başlıyor. Bir yanda devlet, onun da gerisinde Ankara; öbür yanda iradesi elinden alınmış ama özünde değişmeden kalmış bir “Kıbrıslı Türk toplumu”. Fazla temiz bir resim bu.

Toplum dediğimiz şey o kadar düzgün kesilmiş değil. Devlete küsen de onun içinde, devletten geçinen de. Maaşını devletten alan, oğluna iş için kapı kapı dolaşan, torpili ayıplarken bir yandan da torpil arayan aynı insan olabiliyor. (Bunu ahlak anlayışımız örtüşmese de kimseyi küçümsemek için söylemiyorum; küçük bir ülkede hayatta kalmanın yolları sınırlı.)

Devlet bu insanlara dışarıdan, yukarıdan inen bir şey gibi gelmiyor. Mutfaklarına kadar girmiş bir şey. Toplumu yekpare okuyunca onun “gerçek iradesi“ni de kendiniz tarif etmeye başlarsınız.

Sonra gerçek seçmen o tarife uymadığında, kabahati seçmende bulmak istemediğiniz için seçimde bulursunuz.

Seçime katılmamanın, boykotun sıkıntılı olduğu nokta da bu. Kıbrıslı Türklerin çok partili seçimlerle, kendi meclisleriyle tanışıklığı çok eskiye gitmiyor; 1976’dan sayarsak aşağı yukarı elli yıl. (1960 Cumhuriyeti’nin, sömürge döneminin kısa ömürlü kurumlarını şimdilik bir kenara koyuyorum, o başka bir yazının konusu.)

Böyle bir toplumda seçim, kökleşmiş, “nasılsa orada” diyebileceğimiz bir kurum sayılmaz. Hâlâ öğrenilen, hâlâ kurulmakta olan bir şey. Orada yer almamak taktik bir tercih olarak kalmıyor; ciddi bir siyasal alanın dışına çıkmak anlamına geliyor.

Burada bir tutarsızlık görüyorum. YKP, solun yetmişlerden bu yana öğrendiği bir şeyi en iyi bilen parti: Siyaset yalnızca meclislerde yapılmaz. Sokak siyasal bir alandır.

Okul, iş yeri, mutfak siyasal alanlardır. (Mutfağı feministlerden öğrendik, “kişisel olan politiktir” diye.) Bütün bunları siyasal alan olarak gören bir parti meclisin de bir alan olduğunu neden görmüyor?

Meşru olmasa da, adaletsiz kurulmuş olsa da, seçmen listesi tartışmalı da olsa, içinde olup bitenler insanın midesini de bulandırsa, bu halkın en kalabalık siyasal alanı. O alanda yer almamak olsa olsa bütün bunlara sorgulayanlara daha çok yer açmakla sonuçlanır, ki sonuçlanıyor.

Bugün Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin tabanındaki sol damar, Sevgili Doğuş Derya’nın hala orada olmasına fırsat verebiliyor, fakat CTP’nin yönetim kademesinin partiyi konumlandırmayı tercih ettiği yer, kurulan ilişkiler, stratejiler, Doğuş Derya’nın söyleminin tutarlı bir parti politikası haline gelmesine müsaade etmiyor.

Peki bir an için Doğuş Derya’nın YKP gibi bir partinin vekili olarak mecliste olduğunu, hatta arkasında bir meclis grubu olduğunu düşünsek.

Hatta daha ileri gidip mecliste temsil edilen bu partinin İskele Belediyesi’ni de kazandığını, oradaki çarpık yapılaşmaya izin vermediğini hayal etsek.

Bütün bunlar kimin lehine olurdu? Rejimin mi, mücadelenin mi?

Bütün bunları söylerken benim hata olarak nitelendirdiğim bu yaklaşımın iyi niyetli bir hata olduğunu da biliyorum.

Kirlenmemek için oyundan çekilen birinin hataları bunlar. Siyasetin, oyunun içinde kalıp kirlenmeyi marifet sayan bir anlayışla yapıldığı bir yerde, bu çekilme bana hem yanlış hem de nasıl söylesem, dokunaklı geliyor. Yanlış, çünkü alan boş kalıyor.

Dokunaklı, çünkü o alanı dolduranların çoğunun YKP’nin kaygılarından birini bile taşımadığını biliyoruz.

On iki yaşında o çevrede öğrendiğim şeyin, insanları birbirinden ayıran şeyin sadece kimi, neyi destekledikleri değil, neye değer verdikleri, neyi anlamlı buldukları üzerine olduğunu çok sonradan anladım.

YKP bana hiçbir şeyi değilse de dayanışmanın, dostluğun siyasal anlamını öğretti.

Bu da galiba diğer her şeyden daha önemli. İyi ki doğdun, iyi ki varsın YKP, seni tarihi yorumlayan değil, hak ettiğin gibi tarihi yapan olarak görmek dileğiyle.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Antonis Polydorou yazdı: Ne Mağusa Bizi Bekliyor Ne de Tarih

Yine herkes Mağusa’yı hatırladı. İkinci harekâtın 52’nci yılı vesilesiyle...

Yaşar Ersoy yazdı: 30 Yıllık düşün kısa tarihi

Bir kentin çağdaş kimliğinin en önemli göstergelerinden biri, kültür...

Bulut Ünvan yazdı: Neşe Yaşın: Tarihin Çatlağındaki Üzgün Kız

"İnsan, sınırları aşarak konuşmak zorundadır, her kelimenin içinden sınırlar...

Türk işgalinin ardından yerinden edilme ve “iki bölgeliliği mühürleyen” Üçüncü Viyana Anlaşması – KYPE (Ralli Papayeorgiu) — Nikos Moudouros ve Aris Konstantinidis’in katkılarıyla

https://youtu.be/k7XJr8Tkp6g?si=moDVMQi4bj0-kIa5 Toplam nüfusa oranla kaydedilen en büyük insan hareketlerinden biri,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,266TakipçilerTakip Et
1,290AboneAbone Ol

Son eklenenler

Evren Balta yazdı: Amerika ara seçime giderken

Amerikalılar yarın ara seçim için sandık başına gidiyor. Temsilciler...

Şener Elcil yazdı: Filistin, İsrail ve Kıbrıs

Gazetecilik yaptığı yıllarda, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Glafkos Klerides ile...

Özkan Yıkıcı yazdı: Cuma günü

Gazeteleri okurken, perşembe gününün tatil olduğunu ve Türkiye'deki cumhuriyetin...

Nevzat Hami yazdı: İki Nene, İki Kitap, Bir Sofra

Bir sofranın etrafında toplanan insanlar yalnızca yemek mi yer?...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Savaş düzenine hayır

Cuma günü başta Roma, Milano, Torino, Bologna, Napoli ve...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Redif Nurel ve “Dreams come true in Northern Cyprus!”

Rumun bayra'ını sallayacaglarsa Rum tarafı o tarafdadır. Ezan sesine...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kalınan yerden Azerbaycan konusuna aralanırken

Dünkü yazımda Azerbaycan-Türkiye sorunu üzerine birkaç söz yazdım. Sabahleyin...

Miquel Pellicer yazdı: Lula’nın dijital zaferinin anatomisi

Brezilya’da Luiz Inácio Lula da Silva’nın 25 Ekim 2026’da...

Canlı yayın