iktibasSerdar M. DeğirmencioğluBarıştan korkanlar - Serdar M. Değirmencioğlu

Barıştan korkanlar – Serdar M. Değirmencioğlu

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Doktora öğrencisi olduğum dönemde ücretsiz bir geziye katılmış ve Noel tatili boyunca yaklaşık iki hafta Boston yakınlarında bir çiftin konuğu olmuştum. Hava çok soğuktu. Kaldığım ev hiç alışık olmadığım denli büyüktü ve çatısı onarılmadığı için bir türlü ısınmıyordu. Beni evlerinde konuk eden çiftin üşüdüğüne, hatta kimi akşamlar titrediklerine tanık oluyordum ama onları soğuk dışında başka bir mesele endişelendiriyordu. Çiftin temel geliri savaş endüstrisinin parçası olan bir şirketten geliyordu. O günlerde “Soğuk Savaş” bittiği için savaş endüstrisinin küçüleceği, bu sektörün parçası olan şirketlerin çalışanlarını işten çıkaracakları söylentisi vardı. Evlerinde kaldığım çiftin asıl endişesi buydu ve soğuktan çok bu söylenti nedeniyle tir tir titriyorlardı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından özellikle ABD ve Britanya’da “barışın getirisi” gündemdeydi. Soğuk Savaş bittiğine göre, artık silahlanma ve savaş endüstrisine ayrılan bütçe toplumun gereksinim duyduğu hizmetlere harcanabilecekti. Barış topluma önemli bir kazanç sağlayacaktı. “Barış getirisi” kalıbı o dönemde ABD Başkanı George H. W. Bush ve Britanya’da Başbakan Margaret Thatcher tarafından bile kullanılıyordu. Barış ile hiç ilişkisi olmayan siyasetçilerin barış getirisinden söz ediyor olması bile, işlerin başka türlü yürüyeceğine ilişkin önemli bir ipucuydu.

Militarizmi ve emperyalizmi yakından tanıyanlar gidişin yönünü kestirebiliyordu. Birçok yazar ve düşünür, ABD ve diğer NATO ülkelerinde askeri harcamaların “milli güvenlik” ile ilişkisinin pek olmadığını çok iyi biliyorlardı. Başta ABD olmak üzere büyük bir savaş endüstrisine sahip ülkelerde askeri harcamaların asıl amacı, kamu bütçesinden özel şirketlere para aktarmaktı. Var olan devasa militarizm çarkı, gerçek anlamda silahsızlanmadan uzak durulmasını gerektiriyordu. Gerçek anlamda kalıcı bir barış döneminin başlaması kesinlikle söz konusu olamazdı.

Yakından bakıldığında “barış getirisi” söyleminin laftan öteye geçmediği ve ABD askeri harcamalarının 1990’larda düşmediği kolayca görülebilir. O dönemdeki tek olumlu gösterge, savaş endüstrisine ayrılan bütçenin artmamasıydı. Bu bütçenin görece sabit kalması bile savaş endüstrisi açısından büyük bir sorundu. Savaş endüstrisinin parçası şirketler, tıpkı diğer şirketler gibi sürekli büyüme ve daha büyük kâr peşindeydiler.

Savaş endüstrisine hizmet eden siyasetçiler ve kuruluşlar, Soğuk Savaş döneminde kestirilebilir olan tehlikelerin artık küçük ölçekli ama kestirilemez tehlikelere dönüşeceğini, rehavete kapılmamak gerektiğini ve ordunun yeni tehlikelere yönelik olarak hazırlıklı olması gerektiğini savundular. “Barış getirisi” söylemi ve barış arayışının karşısına, sürekli olarak “milli güvenlik” söylemi çıkarıldı.

“Barış getirisi” söylemi, 11 Eylül 2001 saldırıları ardından tümüyle ortadan kalktı. ABD yönetimi, “terörle mücadele” gerekçesiyle başta Afganistan ve Irak olmak üzere yeni tehlike odakları belirleyip bitmek bilmeyen savaşlar başlattı. Savaş bütçesi son 25 yıl içerisinde durmaksızın arttı. Günümüzde askeri harcamalara ayrılan bütçenin kaç sıfırlı bir rakam olduğunu bilmek bile çok zor.

Savaş bütçesinin büyümesiyle giderek büyüyen savaş getirisi, küçük ve eşit olarak paylaşılmıyor. Geçtiğimiz yıl açıklanan bir rapora göre, son beş yıl boyunca Pentagon tarafından harcanan bütçenin büyük bölümü beş şirkete aktarılmış: Lockheed Martin (313 milyar dolar), RTX (eski adıyla Raytheon, 145 milyar dolar), Boeing (115 milyar dolar), General Dynamics (116 milyar dolar) ve Northrop Grumman (81 milyar dolar). Rapor, “ABD’de ve dünyada otoriterliğin yükselişini değerlendirirken, silah endüstrisinin muazzam ve giderek artan gücünü akılda tutmalıyız,” vurgusuyla sona eriyor.

Savaş getirisi, yani ölüm, yıkım ve acıdan kâr etme işleyişi ABD’ye özgü değil. İşleyiş, büyük savaş endüstrisi olan İngiltere, Fransa, Almanya, İsrail gibi diğer ülkelerde de aynı. Savaş sektörü, kendisine hizmet eden siyasetçilere, uzmanlara, düşünce kuruluşlarına ve medyaya sürekli para saçıyor. Ordudan emekli generaller, albaylar hızla şirketlerin yönetim kurullarına alınıyor. Büyük şirketler ve onlara hizmet edenler açısından savaş getirisi sonsuz bir kaynak.

Türkiye’den bakıldığında “milli güvenlik” söylemi de savaş getirisi işleyişi de gayet tanıdık. Günümüzde barış odaklı siyaset yapmak, militarizmi ve “büyük Türkiye” olma aldatmacasını deşifre etmek, barıştan korkanların üzerine yürümek büyük önem taşıyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Nükleer silahlanma varoluşsal tehlike

Günümüzde dünyada olan bitenleri anlamak zor. Olan bitenler akla...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Nükleer denizaltılara hayır!

Japonya’da hükümet ve sağdaki partilerin çoğu, dünyayı kasıp kavuran...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Filistinli çocuklar ve soykırım siyaseti

Bu yıl Avrupa Basın Ödülü, Hollanda’da yayımlanan De Volkskrant gazetesinden Maud Effting ve Willem Feenstra’nın...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Savaş üniversiteleri kampanyası

Mart 2003’te Irak’a savaş açanlar ABD ve Britanya hükümetleriydi....

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Suçları göç etmek

ABD’de göçmenlere kapsamlı yönelik saldırı sürüyor. Doğrudan ABD başkanına...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
958AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ceren Ergenç yazdı: Yapay zekâda bağımlılığın iki yüzü: Çin ve ABD

18. BRICS Zirvesi 12-13 Eylül’de Yeni Delhi’de toplandı. Zirve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bilgisizlik, çıkarla kaynaşınca

Hafta başı tatilde olan meclisimiz toplandı. Bir sürü karar...

Özkan Yıkıcı yazdı: İngiltere nereye doğru gidiyor?

İngiltere'nin Kıbrısla alakalı önemi desem, artık K. Kıbrıs'ta nüfusun...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...

Neşe Yaşın yazdı: Yaslı Deniz Manzarası

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken...

Canlı yayın