yazılariktibasABD neden ‘küreselleşme karşıtı’ saflara geçti? - Ümit Akçay

ABD neden ‘küreselleşme karşıtı’ saflara geçti? – Ümit Akçay

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

Her gün bir Amerikan başkan yardımcısı çıkıp küreselleşmenin hiçbir zaman bir ‘kazan-kazan’ oyunu olmadığını, aslında küresel bir hiyerarşiyi koruma projesi olduğunu itiraf etmiyor. O nedenle, geçtiğimiz ay ‘Amerikan Dinamizm’ konferansında konuşan ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın yaptığı açıklamalar önemliydi.

Vance, uzun süredir eleştirel iktisatçılar ve bağımlılık kuramcılarının dile getirdiği bir gerçeği açıkça kabul etti: Küreselleşme, “Herkesi yukarı taşıyan” bir sistem olarak kurgulanmadı. Aksine, zengin ülkelerin değer zincirinin tepesinde kalmasını sağlarken, yoksul ülkeleri düşük katma değerli üretime mahkum eden, dikkatle tasarlanmış bir düzendi bu.

Küreselleşmenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir mühendislik projesi olduğunu itiraf eden bu türden bir açıklama, sistemin kurucularından gelince daha da anlamlı hale geliyor. Bu yazıda, içinden geçmekte olduğumuz küresel yeniden yapılanma döneminin gerisindeki dinamiklerden biri olan ABD’nin başlattığı yeni ticaret savaşlarının arka planını da oluşturan Vance’ın bu temel saptamalarını ele alacağım.

Küreselleşmenin gizli kodu: Hiyerarşi ve bağımlılık

Vance’ın sözleri, çok net bir küresel iş bölümünü tarif ediyor: Zengin ülkeler inovasyon, tasarım ve ileri teknoloji alanlarında ilerleyecek; yoksul ülkeler ise montaj, düşük ücretli üretim ve temel emek gücü ile bu yapıya hizmet edecekti. “Kaliforniya’da tasarlandı, Shenzhen’de üretildi” mottosu bu sistemin özeti gibiydi.

Bu iş bölümünün statik kalacağı varsayılıyordu. Zengin ülkeler değer üretiminin tepesinde kalacak, yoksul ülkeler ise asla o eşiği geçemeyecekti. Bu, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir statüko anlamına geliyordu. Küresel Güney’in yerini muhafaza etmesi, sistemin işleyişi için esastı.

Vance’ın açıklaması ne anlama geliyor?

Vance’in açıklamalarını önemli kılan yalnızca içerdiği ‘dürüstlük’ değil. Aynı zamanda, küreselleşmenin esasen bir eşitsizlik sistemine dayandığını da ifşa ediyor.

Küreselleşmenin ideolojik vaadi olan ‘serbest piyasanın’ ardında, aslında kontrollü ve tek yönlü bir değer transferi vardı: Zengin ülkelere doğru sürekli bir kaynak ve kâr akışı. Bu, bağımlılık kuramcılarının yıllardır dile getirdiği emperyalist yapının ta kendisiydi.

‘Yanlış’ ülkeler yükselirse…

Vance’a göre küreselleşme başarısız oldu. Ancak bu, yoksul ülkelerin kalkınamadığı için değil; aksine, Çin gibi ülkeler tasarlanan yoldan sapıp kendi teknolojik atılımlarını gerçekleştirdikleri için. Çin, düşük maliyetli üretimden ileri teknolojiye, yapay zekadan gemi inşasına kadar birçok alanda hızla yukarıya tırmandı.

Bu gelişme, sistemin kurucuları açısından bir tür “kontrol kaybı” anlamına geliyor. Yani ABD hegemonyasını tahkim etmek üzere kurulmuş bir ekonomik mimari (küreselleşme), bugün onun rakiplerini besliyor. Vance’ın asıl korkusu da burada yatıyor: Artık oyun kurucu değil, oyunun kurallarını yeniden yazmak zorunda kalan bir Amerika var.

Yeni bir strateji: Küreselleşmeyi geri sarma çabası

Vance, küresel devler ve üretim zincirlerinin çözülmesini üç temel sorun üzerinden okuyor: ABD’de sanayi altyapısının çökmesi, emekçi sınıfların işlerinden ve yaşam biçimlerinden mahrum kalması ve inovasyon gücünün zayıflaması. Bu nedenle Washington, gümrük tarifeleriyle kaybettiği alanı yeniden kazanmaya çalışıyor.

Ama burada mesele yalnızca ekonomik rekabet değil. Asıl hedef, Amerikan hegemonyasının yeniden tesisi. Bu yaklaşıma göre küreselleşme artık ABD’nin üstünlüğünü garanti etmiyorsa, o zaman ya bu sistem baştan yazılacak ya da tamamen terk edilecek. Yaşadığımız küresel yeniden yapılanmanın gerisindeki temel dinamik bu.

Küreselleşmenin çöküşü, emperyalizmin yeniden yapılanması

Vance’ın açıklamaları bir dönüm noktasına işaret ediyor. Küreselleşmenin ‘doğal’, ‘tarafsız’ ya da ‘evrensel’ bir sistem olmadığı, aksine çok net bir güç dağılımını hedeflediği artık inkar edilemez hâle geldi.

Bir başka ifadeyle, uzun yıllar boyunca ‘kazan-kazan’ anlatısıyla pazarlanan küreselleşme döneminde, zengin ülkeler teknoloji ve sermaye sunacaktı; yoksul ülkeler ise ucuz iş gücüyle entegre olacaktı. Herkes kazanacaktı ama bazıları daha fazla. Ancak o ‘bazıları’ değişmeye başlayınca, küresel sistemin mimarları huzursuzlandı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın son açıklamaları bu huzursuzluğun açık bir dışa vurumu. Açıklamaları, küreselleşmenin aslında yoksul ülkeleri sistemin alt basamaklarına sıkıştırmak, zenginleri ise tepedeki konumlarında tutmak üzere tasarlandığını itiraf ediyor.

Asıl mesele şu: Tasarımda Çin ve diğer Küresel Güney ülkeleri düşük katma değerli üretimde kalacaktı. Shenzhen’de montaj yapacak, Silikon Vadisi kazanmaya devam edecekti. Fakat Çin başka bir yol izledi. Devlet destekli yatırımlarla kendi teknolojisini geliştirdi, üretim zincirinin üst basamaklarına tırmandı. Ve bu gelişme, küresel emperyal dengenin dengesini bozdu. Önümüzde emperyalizmin yeniden yapılanması süreci var. Küresel ticaret savaşları başta olmak üzere, artan jeopolitik ve siyasi gerilimler, bu temel üzerinden gelişiyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özge Güneş yazdı: Brezilya’da yeniden mücadele kazandı

Üç hafta önce bu sayfalarda “Brezilya’da oyun bitmedi” demiştik....

Enver Şat yazdı: COP31’de asıl soru: Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?

Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş”...

Ertan Erol yazdı: İspanya seçimleri ve Milei’nin ziyareti

İspanya 29 Kasım’da erken genel seçimlere giderken ve ülkedeki...

Kansu Yıldırım yazdı: Küresel borç ve jeopolitik şoklar

Emperyalist devletler ile bölgesel güçler arasındaki jeopolitik gerilimler, jeoekonomik...

Özge Güneş yazdı: Kapıdaki tehlike El Niño

İstanbul’da geçen hafta evleri, işyerlerini ve yolları su altında...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,269TakipçilerTakip Et
1,200AboneAbone Ol

Son eklenenler

Erkan Çavuş yazdı: Sonumuzun gelmesini mi bekleyeceğiz, ayağa kalkarak kendi kaderimizi ellerimize mi alacağız?

80’li yıllardan itibaren reel sosyalizmin yenilgisiyle birlikte dünyada sağ...

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Önemli kuramla İsrail tartışılmamalıdır

Bugün İsrail sandık başında. Ben yazıyı yazarken seçim hâlâ...

Özge Güneş yazdı: Brezilya’da yeniden mücadele kazandı

Üç hafta önce bu sayfalarda “Brezilya’da oyun bitmedi” demiştik....

Enver Şat yazdı: COP31’de asıl soru: Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?

Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş”...

Volkan Yaraşır yazdı: Guy Debord: Yağma mı metanın değer yitimi mi?

2008 sonrası yeni bir isyan dalgasıyla karşı karşıyayız. Önce...

Canlı yayın