3 Ocak’ta ABD’nin Venezuela’ya düzenlediği saldırı ile Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşinin kaçırılarak uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları ile yargılanmak üzere ABD’ye götürülmesinin ardından, ülkedeki durumun nereye doğru evrileceği üzerine oluşan belirsizlikler halen devam etse de ilk günlerde ortaya atılan bazı iddiaların kısmen açıklığa kavuştuğu söylenebilir. Operasyon esnasında en çok insan kaybını yaşayan Küba’nın ilk iç değerlendirmelerinde Maduro’nun hareketlerinin rutinleşmesi, askeri personelin yeterli teçhizata sahip olmaması gibi güvenlik açıklarına yönelik öz eleştiriler yapılsa da ABD’nin elde ettiği istihbaratın kapsamının içerideki sızmalara işaret olduğu ve operasyonun yapıldığı bölgedeki teknolojik karartmanın ve ABD’li askerlerin rahat bir biçimde operasyon gerçekleştirmesinin ordu ya da hükümetten kesin bir iş birliğini gösterdiği yorumunda bulunuluyordu.
Venezuela Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’in ‘geçici’ olarak başkanlık koltuğuna oturmasından sonra yaşananlar bu değerlendirmelerin haklı olabileceğine dair kuvvetli işaretler veriyor. Venezuela uzun yıllardır küresel para piyasalarına ulaşamama, yaptırımlar, düşük petrol fiyatları, hiperenflasyon ve ekonomik faaliyetlerdeki daralma sorunları ile karşı karşıyaydı. Venezuela’nın bu ekonomik sorunlarına dair Özgür Orhangazi Hoca’nın Evrensel gazetesindeki yazı dizisi geniş kapsamlı ve tarihsel bir açıklama sunuyor. 2018 sonrasında ise ülke neoliberal olarak tanımlanabilecek bir ekonomik program uygulamaya koymuştu. Delcy Rodríguez ekonomiden ve petrolden sorumlu devlet başkan yardımcısı olarak bu ekonomik planın uygulanmasından sorumlu kişiydi. Plan, her ne kadar ekonomik faaliyetin yüzde 95’i petrol endüstrisi hakimiyetinde bulunan ekonomiyi tam anlamı ile rayına oturtamasa da enflasyon görece olarak kontrol altına alınmış ve son yıllarda büyüme rakamlarında toparlanmalar görülmeye başlamıştı. O dönemde Merkez Bankası başkanlığı yapmış olan ve Delcy Rodríguez’in yakın ekibinde yer alan Columbia mezunu Calixto Ortega ise bugün kabineye ve ülkenin en önemli yatırım ajansının başına getirilmiş bulunuyor.
Böylece ‘Geçici’ Başkan Rodríguez geçtiğimiz üç hafta içerisinde kabinede önemli değişiklikler yaparken Maduro’nun yakın çevresinden kabul edilen ve petrol sektöründen sorumlu Kolombiya kökenli Alex Saab’ı da kendi yakın çevresinden bir isimle değiştirmiş oldu. Geçtiğimiz hafta CIA Direktörü John Ratcliffe, Delcy Rodríguez ile Caracas’ta 2 saatlik bir görüşme gerçekleştirirken, ABD Venezuela’dan aldığı petrol karşılığında 300 milyon dolarlık bir ödemeyi onaylıyordu. Kongrenin başında bulunan Delcy Rodriguez’in kardeşi Jorge Rodríguez ise yabancı doğrudan yatırımları kolaylaştıran 29 kanunluk bir reform paketinin yakın zamanda oylanacağını ilan ederek, petrol sektöründe kamu şirketi PDVSA ile ortaklaşa çalışma zorunluluğunun sona ereceğinin işaretini veriyordu. Halen bazı isimler hapiste olsa da şu ana kadar 800’e yakın siyasi mahkumun da serbest bırakılması yeni hükümetin ordu ve iç işlerinde büyük değişikliklere gitmeden Maduro döneminden ayrışmaya başladığı yönünde yorumlanmakta.
Bu açıdan bakıldığında, rejim içinde ABD ile yaz aylarından beri Katar aracılığı ile müzakere eden bir grup olduğu iddiası doğrulanmış gibi görünüyor. Trump açısından Venezuela meselesi, hem Karayipler’de Çin varlığının geriletilmesi hem petrol kaynaklarının ABD’li şirketlere tekrar açılmasıyla iç siyasette mevzi kazanılması hem de Trump’ın bundan sonraki uluslararası tehditlerinin daha ciddiye alınması için önemli bir dönüm noktasıydı. Her ne kadar Maduro, ABD’li şirketlerin ülke ekonomisine yeniden girişine kapıyı kapatmamış olsa da ABD ile müzakerelerde Delcy Rodríguez kadar itaatkar olması beklenemezdi. Zaten mevcut durumda çalışabilir hale gelmesi için 100 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyacı olduğu tahmin edilen petrol endüstrisine Maduro iktidardayken herhangi bir ABD’li şirketin yatırım yapması da mümkün olmazdı. Venezuelalı muhalefet ise ülkeyi ABD’nin yarı sömürgesi haline getirmeye bile hazır iken devlet aygıtını ele geçirip Trump yönetimine somut kazanımlar üretebilmesi ancak uzun yıllar sonra gerçekleşebilecek riskli bir ihtimaldi. Tüm bu ihtimaller karşısında Trump yönetimi yine en az maliyetli seçeneği tercih ederek mevcut rejimi değiştirmeden kısmi bir iktidar değişimi ile maksimum kazanım elde etmiş gibi görünüyor. Venezuela’da yaşananların bölgede siyasal, ekonomik ve ideolojik derin etkileri olacağını iddia etmekse yanlış olmayacaktır.



