yaklaşımlarÖzkan YıkıcıPropaganda gücü ile gözden kaçırılanlar - Özkan Yıkıcı

Propaganda gücü ile gözden kaçırılanlar – Özkan Yıkıcı

Bölgemiz son aylarda, hem de kirlinin de ötesinde, savaşlarla yaşamayı öğrendi. Öyle ki en korkunç yalanı dahi gayet basit şekliyle konuşup yorumlayarak algılamaktadır. Propaganda gücü ile savaşın korkunç kirli gerçeği de bize en basit gözlemleri dahi yapmamızı engellemeye yetiyor. Üstelik bugün değil, senelerdir aynı stratejinin acılarıyla kuşatılıp yaşamamıza rağmen. Şimdi de her an birbiriyle ters açıklamalarla “Acaba ne olacak?” sorularıyla adeta sarhoştan beter olduk. Öyle ki sistemin en güçlü ülke lideri, durmadan, hem de kendini yalanlarcasına ters açıklamalarla dünyaya bu soruyu sorduruyor. Acaba saldıracak mı, yoksa ateşkes sürecek mi? “Dünya ne diyor?” sorusunu da arada ekliyorlar.

Fakat hep İran-Amerika-İsrail eksenli algı kuşatması yapılırken, aynı ateşkeste olmasına rağmen kullanılmayan, peşinden başka ateşkes anlaşması yapılmasına rağmen de İsrail’in katliam derecesinde saldırılarını sürdüren Lübnan fazla öne çıkarılmıyor. Ateşkese uymayan İsrail nedense fazla sorgulanmıyor.

Fakat şu gerçek de gelişti: Savaş konuşulurken, ateşkese geçilip geçilmeyeceği durmadan değişen sözlerle savrulurken, birden yeni bir boyut daha sistemleştirmeyi tetikledi: Hürmüz Boğazı. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması tartışmalarıyla yetinilmeyerek direkt hamleler de başladı. Öyle hamleler ki Amerika direkt tavır koydu. Ta İran sahillerine gelip resmen kuşatma uyguladı. Yine de bu defa yandaşlarının tümünü yanında bulamadı. Trump da onlara tehdit ile şantajı layık gördü. Nedense ta Amerika’dan gelip de İran açıklarında abluka uygulanma durumu öyle tepkisel eleştirilere dahi konu olmadı. Sanki Amerika’nın hakkı varmışçasına, ama görülecek ekonomik zarar endişesiyle tavırlar konuluyor.

Aslında durum biraz da şu noktada sıkıştı: Amerika ve İsrail istedikleri sonucu alamadılar. Ne İran parçalandı ne de rejim çöktü. Kendi lehlerine bir yönetim oluşmadı. Bu gerçekten şimdi Amerika, yeni pencere açarak durumu kendi lehine dönüştürme peşinde. İsrail ise tıpkı Orta Doğu’daki diğer yaptıkları gibi imha etme ile İran’ın şimdiki konumunu yok etme peşindedir. En kirli, karanlık yöntemler uygulanıyor. Başkası yapsa felaket tellallığı yapıp dünya yargı sistemleriyle kararlar alacak hâldedirler.

Unutmamamız gereken temel doğru gelip çatıyor: emperyalizm. Sadece İran’da veya Orta Doğu’da değil. Uluslararası sistem, kendi koyduğu kuralları dahi yerle bir yapmaya devam ediyor. Venezuela liderini yataktan alıp kendince uyduruk gerekçelerle yargılamadan tutun, Danimarka’dan Grönland Adası’nı istemeye dek adeta yeni haydutluk ilkelerini yürürlüğe koydu. Açık denizlerde gemi batırıp, kendi de seyrederek gülen bir sistem gücünden söz etmekteyiz.

Ek bir noktaya daha başvurmamız lazım: Genelde algılarla hep yanıltılırız. Konuyu sistemsel yaklaşımdan uzaklaştırma çabaları hep olur. Şimdi de Trump simgesiyle yaşıyoruz. Tıpkı zamanında Hitler, Mussolini, Pinochet gibilerinde olduğu gibi. Olayı kişiselleştirme seçeneğine başvurulur. Dengesiz kişilik, otoriter imge, şahıslaştırma ifadeleri kurtarıcı gibi yapılmaktadır. Daha da ileri gidilenler var: Yaptıklarının tersi olarak algılatırlar. Demokrat lider, özgürlük için yapması gerekeni yapan, reformcu kimlikler denilir. Özellikle sola ve demokratik kuralları ihlal eden birçok darbeci ve faşist lider bu imgelerle günü kurtarma politikasında kullanılmaktadır.

Şimdi de aynı ifadeler günümüzde yükselen faşist otoriter liderler için yapılmaktadır. Trump da bunlardan biridir. Öyle çelişkili konuşup yalan söyleyip davranışlar sergiliyor ki artık gizlenecek yalan kalmıyor. O zaman da işi kurtarmada “deli, tutarsız, dengesiz” denilerek söylemine kaçışa yönelinir. Hâlbuki Trump tek değildir. Hele de en basitiyle onun seçimi için Amerikan tekelleri milyonlarca dolar harcadılar. Siyasal seçenek olarak savundular. Pentagon’dan CIA’ye kadar gerçekler hep unutuluyor. Hele de parlamento da bir başkadır. Bunu da kitabına uydurmaya alıştılar. Kendilerince savaş ile operasyon farklıymış kuralına takıldılar. Şu anda olanın savaş değil operasyon olduğunu, izne gerek olmadığını belirttiler. Yalan fazla sürmedi. Uzama olunca ve altmış güne gelince yasal olarak senato yine karşımıza geldi. Fakat bir yalanla Trump kitabına uydurdu: “Savaş bitti.” deyip adeta yasal ihtiyacı da sıfırladı. Oysa aynı lider kısa zaman sonra, öyle fazla değil dakikalar sonra, bu defa “Hürmüz’e özgürlük” deyip daha da saldırganlaştı. Kendi kendini yalancı kılma, bu savaşın önemli propaganda algı ilkesi hâline sokuldu.

Unutmamamız gereken bir başka gerçek de şu: Bazen algısallaştırılan öğreti ile diktatör ve faşistlerin her yönüyle geri kalmışlıkla da cehaletle suçlandığı görülür. Oysa Hitler örneğinde de gördüğümüz gibi Almanya hem sanayide hem de birçok bilim insanı yetiştirdi. Kendi siyasal yapısı için kullandı. Öyle hiçbir şey yapmayan gerici kesimler gibi de değildir. Kalkınma rakamları bolca kullanıldı. Diktatörler de bunu yaptı. Sermaye bu dönemde kârına kâr kattı. En basit güncellemeği verelim: Trump’ın çelişen açıklamaları aynı anda birçok kesime servetine servet kattığı kesindir. Öyle cahilce konuşma yerine hem propaganda algısı hem de borsa yoluyla servet edinme birlikte oluştu.

Son nokta: Hürmüz Boğazı kriziyle öne çıkma, bize basit diyalektik ilkesini hatırlatır: altyapının üstyapıyı belirlediği… Öyle ya, Hürmüz Boğazı ablukalarıyla ekonomiye vurulan darbeler ile birilerinin cepleri dolarken dünya kamuoyu daha çok konuşur oldu. Çünkü zamlar, enflasyon ve eksiklikler direkt insanı etkilemeye daha sert şekilde başladı.

Kısaca: Konumuzun başlığı gibi propaganda öylesine yalanlarla yapılıyor ve durmadan çelişkilerle sürüyor ki birçok basit konuda dahi gözlem yapmayı çoğu unuttu veya bilerek kaçtı. Bu da tek bir net gerçekler manzumesi üst başlıkta buluşur: emperyalizm, Orta Doğu projesi ve iki bin sekiz finans kriziyle neoliberalizmin miyadını doldurup yönetememesidir.

Diğer yazıları

Parlamento seçimlerine günler kaldı – Özkan Yıkıcı

Güneyde Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimlerine günler kaldı. Ayın son...

1 Mayıs daha geride kalırken – Özkan Yıkıcı

dünyada bir gün vardır ki resmî kıskançlıktan sıyrılarak meydanların...

Anılarla yakın tarihten günümüze 1 Mayıs – Özkan Yıkıcı

Tekrarda fayda var: Coğrafya önemi hiçbir zaman göz ardı...

Yeniden 1 Mayıs’a gelirken – Özkan Yıkıcı

Dünyada bazı günler vardır ki önemi tartışılmaz. Mücadele ile...

Birleşik Arap Emirlikleri, nereye doğru koşuyor? – Özkan Yıkıcı

Küçük olsa da birçok özellik gizletilerek öyle bir Körfez...
4,322BeğenenlerBeğen
1,443TakipçilerTakip Et
3,966TakipçilerTakip Et
825AboneAbone Ol

Son eklenenler

ABD, Çin ve Rusya’nın gözü Orta Koridor için Erivan’daki AB zirvesinde – Ceren Ergenç

Erivan’da AB-Ermenistan zirvesi gerçekleşiyor. Bu zirve, dün yine Erivan’da...

Kıbrıs’ta güvenlik ikilemi: Hristodulidis ve hızlanan silahlanma yarışı – Yonca Özdemir

Hristodulidis, sözünü ettiği “işgali” bir barış anlaşması yoluyla da...

1 Mayıs ve Düşündürdükleri – Şener Elcil

Kıbrıslı emekçilerin 1958 yılında 1 Mayıs’ı ortak olarak kutlamalarının ardından, NATO’nun...

ABD-Meksika arasında yeni kriz – Ertan Erol

Trump yönetimi ile birlikte artan ABD müdahaleciliğini, kısa vadeli...

Parlamento seçimlerine günler kaldı – Özkan Yıkıcı

Güneyde Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimlerine günler kaldı. Ayın son...

Emperyalizmin çıkmaz sokaktan kurtulma stratejisi – Prabhat Patnaik

Eğer neoliberalizm bu sürecin tersine çevrilmesini başlattıysa, Trump stratejisi...

Kamusal Alanda Aydının Rolü – Halil Karapaşaoğlu

İki binli yılların ilg başlarına gadar sanadcının, entellegdüelin, aydının...

Canlı yayın