Şu itirafı yaparak konuya gireceğim: Sürekli makale yazmaya başladığım tarihten itibaren bazı konulara önem vermeye uğraştım. Bunlardan biri de yıl dönümleridir. Hem hafıza kaybına karşı olmak hem de yaşanan önemli konuların akılda kalarak günümüzde değerlendirilip geleceğe ışık tutmasını amaçlıyordum. Fakat öyle bir konuma geldim ki artık sadece önemli geçmiş günlerle kalacak bir yazım dönemine takılmama dek gelmemi taşıyordu. Diğer taraftan, nedense kimisi unutmak, kimisi kaçmak, kimisi de başka nedenlerle önemli tarihî dönemeçlere fazla ilgi göstermiyordu. Bu da sistemin dilediği anda geçmişi kullanma fırsatını artırdı.
Yaşadığım bu ikilem beni ister istemez önemli günleri adeta ayıklayarak güncel tercihe göre yazıp yazmamaya dek geriletti. Yine de sırası geldikçe hatırlama ve yaşatma adına yakın tarih önemli günlerini yazmaya yer oluşturmaya çalışıyorum. Altı Mayıs, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın elli dördüncü idam yıl dönümü de böylesi bir düşünce zaman diliminde gelip çattı. Üç fidan simgesiyle de adeta idam sonrası oluşan duyarlılığın günümüze dek taşınmasının önemli etkisi vardı. Devrimci mücadelenin tarihsel gerçeği ile bunun kitlesel yaşatılması birleşmesi sonucu tam elli dört yıl geçmesine rağmen Türkiye’de Denizler anılarak ve mücadeleleri de vurgulanarak hatırlatılmaya çalışılmaktadır.
Elbette karşılık bulma ile bunu fırsata çevirme tehlikeleri de hep vardır. Deniz Gezmiş ve arkadaşları öyle romantik kişilikler değildi. Sistemin bazı kesimlerinin anlatısıyla da salt insancıl ile sınırlı olamazdı. Denizler sosyalistti. Devrim yapmak için yola çıktılar. Türkiye’nin salt bağımsızlığı ile sınırlı da kalmadılar. Sistemi devirip devrim yaparak sosyalizmi kurma mücadelesi verdiler. Ancak kapitalist yöntem tutsaklığında olunan ve kitlesel desteği gören kimi çevreler, Denizleri bir yere sıkıştırıp adeta onların mücadelesinin içini boşaltıp kendi kullanımlarında kullanma peşinde olanlar da oldu.
Tekrar edelim: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan sosyalistti. Devrimci olarak da kitlesel kabul gördüler. Sistemi değiştirme adına yola çıktılar. Öyle bir mücadele verdiler ki devletin tüm çabalarına karşın halktan aldıkları karşılığı engelleyemediler. Onun için boşaltma hamleleri hep oldu. Verilen devrimci sosyalizm mücadelesinde idam sehpalarında can verdiler. Son nefeslerinde dahi bunu haykırdılar.
Burada önemli bir noktaya parmak basmak şart: Yetmişlerdeki mücadeleler sistemi iyileştirmek veya sistemin en iyisi hâline gelmek değildi. Resmen açıkça kapitalizmi değiştirip yerine sosyalist seçeneği kurumsallaştırmaktı. Yani devrim yapmaktı. Değişim ile aynı sistemde kalarak en iyi olma arasında dağlar kadar fark olan siyasal gerçeklerdi. Denizler hem Türkiye’nin bağımsızlığı hem de eşitsiz kapitalist yapıdan sosyalizme geçiş için mücadele verdiler. Onlar son nefeslerine dek bunu savundular. Halkta karşılık buldular. Bugün, sosyalist hareketlerin zayıf olduğu bir dönemde dahi Denizler anılıyorsa, verdikleri mücadelenin halkın derin köklerinde yer bulmasının sonucudur. Ama unutmayalım: Daha güzel günler, eşitsiz bir dünya için mücadele verdiler.
Bir tarihî sorgu da şu: Denizlerin idamı için meclisteki oylamada açık destek veren Demirel’in, günümüzde kimi çevrelerce demokratlığından bahsedilmesi tek kelimeyle saçmalığın geldiği noktadır. Çünkü seçeneksizlik ile hafıza kaybının krizler dönemi olması sonucu bazı unutturulanlarla birlikte Süleyman Demirel’in demokratlığına dek gelinir. Oysa Demirel dönemlerini biraz hatırlayanların ne denli kirli işlerin döndüğünü de bilmesi gerekir.
Deniz Gezmişlerin idamları üzerinden elli dört yıl geçti. Ama unutulmadılar. Mücadeleleri üzerine veya idam edilmeleri nedeniyle ağıtlar yakıldı. Türküler söylendi. Öyle bir kabul oldu ki kendilerini katledenler dahi onların bir özelliği ile sığınacak yer buldular. Günümüze Denizler şarkılarla, direniş yazılarıyla geldi. Hâlâ Altı Mayıs’ta idam edilmeleri lanetleniyor. Zülfü’den başlayan ezgiler, Selda’nın Denizlerin kavgasıyla süren zengin türkü demeti oluştu. Yine de artık Türkiye devrimci tarihinin simgeleri olarak kazındılar. Sosyalist sayfaların renkli kavgasının güzel satırlarına yazıldılar. Bunlar olmasa, hele de şu anda seçeneksizlikteki Türkiye gerçeğinde Deniz ve arkadaşları Altı Mayıs’ta anılmazdı. Devrimci dalganın kitlesel yüreğindeki yeridir bu üç fidan idamı.
“Sigaramı yakarak, demli çayımı içerek, Rodrigo’nun gitar konçertosunu dinleyerek idam sehpasına gideceğim.” sözleri adeta mücadele ile idam ipine giderken hayat özetinin yükselen değeridir. Denizleri tekrardan saygı ile anarak bu makalemi de tamamlıyorum.




