Ada artık bir harita üzerindeki toprak parçası değil, koskocaman bir tımarhane. İçeridekiler dışarıdakileri, dışarıdakiler içeridekileri normal sanıyor. Gündemler çarşıda satılan plastik oyuncak gibi… Her gün bir yenisi, her gün bir ucuzu, her gün daha kırılganı. TC’den müdahaleler ise olağanüstü hal değil, gündelik hal. Mesut Özil’in ve Yavuz Bingöl’ün teşrifleriyle, vasatın resmi sanatçısı ile vasatın resmi futbolcusunun “milli” sahne performansına şahit olduk. Omurgasızlık artık bir biyolojik değil, politik kategori.
Bu toplumun içine yerleşen kabulleniş daha ağır… İnsan haysiyetine yakışır bir yaşam, kitlelerin gözünde ütopya. Vasatlık, bir yaşam biçimi değil, ideolojik program. Herkes günü kurtarmanın peşinde, gün kurtuldukça hayat kayboluyor. Nerden tutsan elinde kalan bir tablo bu. Ekonomi çökmüş, kurumlar çürümüş, siyaset halkına düşman kesilmiş. Fakat asıl çürüme, herkesin bu çürümeye “alışmış” olması.
Gençlerin aklında tek bir soru var; “Buradan nasıl kaçarım?” Kimi bavulunu şimdiden hazırlıyor, kimi pasaport kuyruğunda bekliyor, kimi ise kendi ülkesinde yabancı kalmayı göze alıyor. Geriye kalanlar? Onların sırtında, “çocuklarımıza bir gelecek kuramadık” utancı. Yarın çocuklarımız, ada bu hale gelirken biz neredeydik diye sorduğunda, yüzlerine utanmadan bakabilecek miyiz? İşte asıl mesele burada.
Fakat utanabilmek bile bir erdemdir, bizde çoğu kalmamış. Ada, en çok da bu yüzden tımarhane… Akıl kaybolmuş, izan rafa kaldırılmış, onur susturulmuş. Geriye, vasatın şenlikli çığırtkanlığı kalmış.
Ada, dışarıdan bakıldığında küçük bir coğrafya, içeriden yaşandığında ise büyük bir trajedi. Ama her trajedinin içinde, yeni bir başlangıcın tohumları saklıdır. Bugün sokakta suskun olan halk, yarın bir sözcükle, bir şarkıyla, bir yürüyüşle yeniden ayağa kalkabilir. Çünkü tarih, en umutsuz anlarda bile onurunu kaybetmeyenlerin yazdığı bir defterdir.
Oyun bitti sanıyorlar. Oysa biz hala buradayız, çocuklarımızın gözlerine utanmadan bakabilmek için, onurumuzu kaybetmeden direniyoruz… Belki çok şey elimizden alındı, ama onurumuzla varız. Ve bu ada, ancak o onurla yeniden kurulacak…



