
Bir halkın dili yasaklandığında, suskunluk değil direniş doğar. Bir halkın yazarı katledildiğinde, ölüm değil hafıza çoğalır. Apê Musa’nın katli, sadece bir insanın değil, hakikatin üstüne doğrultulmuş namludur…
Faili meçhul dediler. Oysa failin adı belliydi, yüzü belliydi, yöntemi belliydi. Devletin gölgesinde örgütlenen karanlık mekanizmalar, JİTEM’in faili, kontraların izi. Bu ülkede faili meçhul demek, aslında faile dokunmamak demektir. Ve biz biliyoruz, dokunulmayan her faile karşı, belleğin direnişi büyür….
Apê Musa diyordu ki:
“Eğer benim anadilim senin devletinin temellerini sarsıyorsa, demek ki devletini benim arsama yapmışsın.”
Bu söz, bir itiraz değil yalnız. Bir halkın yurdundan sürülmüş hakikatin, bütün çıplaklığıyla dile gelişidir.
Kürt sorunu, inkarın ve zorun tarihidir. Dili yasaklanan, kültürü yok sayılan, faili meçhullerle sindirilmeye çalışılan bir halkın ve aynı zamanda direnişin tarihidir. Her yasaktan doğan bir şarkının, her cinayetten yükselen bir çığlığın, her susturmadan sonra yeniden doğan bir sözün tarihidir…
Apê Musa’nın adı, bu yüzden bir anma değil, bir hatırlatmadır. Adalet talebinin, yüzleşme çağrısının, hakikat mücadelesinin hatırlatması… Onu anmak, yas tutmak değil, hesabı sorulmamış cinayetlere karşı sözümüzü diri tutmaktır. Onu anmak, dili konuşmaya devam etmektir. Onu anmak, belleği taşımaktır.
Çünkü biliyoruz…
Hakikat öldürülemez.
Dil susturulamaz.
Bellek kaybolmaz.
Ve Apê Musa hala yaşıyor…Halkının hafızasında, sokakların çığlığında, kadınların öncülüğünde, gençlerin inadında…



