Okullar açılıyor. Raflar çocuk ayakkabıları ve çantalarıyla dolup taşarken, asgari ücretli ailelerin cüzdanları sessiz bir çığlık atıyor… Her bir çanta, devletin yokluğunun ağırlığını taşıyan küçük bir mezar taşı gibi. Çocuğun kalemi, ayakkabısı, defteri… Bunlar artık sadece araç değil, devletsizliğin görünür izleri, halkın vicdanı tarafından taşınan sessiz ağıtlar.
Ara ara düşüyor önüme paylaşımlar; “Bir çocuğumuzun ayakkabı ve çanta ihtiyacı var.” Devlet mi yolluyor? Hayır. Devlet paylaşmıyor. Devlet sahnede yok, izleyici koltuğunda oturuyor, kahvesini yudumluyor, utancın pusuda beklediğini fark etmiyor. Her yardım paketi, halkın vicdanının yankısı, her boş koltuk, devletsizliğin sessiz bir fısıltısı…
İroni, Bakan Nazım’ın sözlerinde doruk yapıyor; “Öğretmen Akademisi’ndeki skandal gerçek olsaydı, orada öğretmen kalmazdı.” Taciz edilen öğrencilerin korkusu, endişesi, mağduriyeti… hiçe sayılıyor. Utanç, Bakanın koltuğunda buharlaşıyor… Biz ise hem izleyici hem yük taşıyıcısıyız, sahnede sessiz figürler gibi, her nefeste devletin yokluğunu hissediyoruz.
Ve boşluğun gölgesi derinleşiyor… Devletsizlik, cemaat ve tarikatların yükselen tiyatrosuna alan açıyor. Yoksul çocuklara “yardım” adı altında açılan yurtlar, devletin eğitim hakkını sağlayamamasının trajikomik bir sonucu. Çocuklar, devletsizliğin yarattığı boşlukta ideolojik sahnelerin oyuncuları haline geliyor. Yardım gibi görünen her paket, aslında yoksulluğun ve devletsizliğin ironik örtüsü…Her çanta bir metafor, devletin yükümlülüğünü taşıyamayışının sessiz çığlığı…
Çocuk okula gidiyor. Çantası halkın dayanışmasıyla dolu, kaderi devletsizliğin karanlık sahnelerinde, cemaatin ideolojik dekorunda şekilleniyor. Devletin varlığı bir hayal, Bakanın utanmayı atması trajikomik bir performans, cemaatin yardımı ise ironik bir örtü. Biz ise hem yükü taşıyor hem de utancın ağırlığını omuzlarımızda hissederek gülümsüyoruz. Her yeni eğitim yılı, yoksullaşmanın derinleştiği, devletsizliğin görünürleştiği ve ironik tiyatronun sahnelendiği bir ritüel haline geliyor… Bir çocuk çantası kadar küçük, ama ağırlığı bir ülkenin vicdanı kadar büyük…



