Dün türban tartışmaları üzerinden “ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin!” diyenler, bugün seçim kampanyasında kullanılan çocuk söylemleri ve sahnede çocukları buna dahil edenler karşısında sessiz kalıyor.
Hiyerarşik hak savunuculuğu ve çocuk istismarının da çifte standartlardan geçmesi değil mi bu?
Bir çocuğun belleğine müdahale edildiğinde, o bunu kolay unutmaz; masumiyetine ihanet edilen bir çocuk, büyüdüğünde bu ihaneti taşır.
Susması için eline verilen süslü oyuncaklar gibi değildir politik söylemlere dahil edilen çocukların belleği… Küçük ellerde kirlettiğiniz söylemler bir gün gelir size hesap sorar. O gün geldiğinde yine manipüle etmeye, aldatmaya ve yönlendirmeye çalışabilirsiniz; bunda uzmansınız…
Ama çocukların belleği, sizin ihanetlerinizi çoktan yazmıştır.
Siz onaylasanız da yalanlasanız da, bellek en güçlü ve geçerli yasadır. Alkışlar diner, propaganda biter; gerçekler kalır. Ve o gerçekler, hiçbir yalanı ve çocuklar üzerinden oynanan oyunları örtemez.
Çocuk istismarı, insan hakları ihlalleri, ihmaller, kazalar; bunların direkt ve dolaylı yollardan üstünü örtme girişimleri, gizleme çabaları, arkadan iş çevirmeler… Ne yazık ki tüm bunların en profesyonelce ve işgüzarca yapıldığı yerlerden biridir Kıbrıs.
Maalesef dün siyasi İslam ve türban dayatması karşısında çocuk istismarı diye bağıranlar, bugün çocukları dilinden düşürmeyen; kampanya, ve propagandaların bitmek bilmediği siyaset karşısında sessiz durumda…
Bu küçük adada siyaset yalnızca hırsla değil; toplumun en kırılgan kesimlerini kullanarak, onların sırtından meşruiyet devşirerek yürütülüyor. Çocuğun siyasetin içine yerleştirilmesi; söylemlerin, vaatlerin ve verilen sözlerin gençler, çocuklar ve mağdur kesimler üzerinden yapılması; masumiyetin oy uğruna araçsallaştırılması, sadece politik bir tercih değil; toplumun vicdanına vurulan ağır bir darbedir. Bugün seçim kampanyalarında ve mitinglerde sahneye çıkarılan çocukları görüyoruz. Mikrofon uzatılıyor, sloganlar söyletiliyor, alkışlar toplatılıyor. Peki bu nedir?
En açık haliyle çocuk istismarıdır.
Çünkü o çocuktur ve kendi iradesiyle değil; bir partinin, bir liderin veya bir grubun ihtiraslarıyla sahneye sürülmektedir…
Çocuk masumca buna kendi isteğiyle dahil oldu bile desek, buna nasıl izin verebilir bunun sonuçlarını ve vicdani sorumluluğunu görebilen bir siyasetçi?
Maalesef, izin veriyor. Kendilerini insan hakkı savunucusu olarak gösterenler, uygulamada bu istismarlara kapı açıyor. Çocuk hakları yalnızca ihmal edilmiyor; bizzat ayaklar altına alınıyor.
Ve mesele yalnızca çocuk değildir. Çocuklarını, gençlerini, hastalarını, engellilerini, işçilerini ve yurttaşlarını koruyamayan iktidar ya da muhalefetten samimiyet ve hayır beklenebilir mi?
Çocukların bu şekilde öne sürülmesi; toplumda, poliste, yargıda ve sosyal hizmetlerde zaten eksik olan ve korunamayan kesimlerin bir kez daha istismara sebep olmasına neden oluyor…
Burada sorun; iktidarın ve muhalefetin aynı anda, aynı kör hırsın esiri olmasıdır.
Tarih örneklerle doludur: Hitler Almanyası’nda Hitlerjugend çocukları Nazi propagandasının parçası yaptı.
1980’lerde Romanya’da Çavuşesku, çocukları sokak mitinglerine taşıdı.
Afrika’da bazı devletler çocukları zorla asker yaptı.
Günümüzde Ortadoğu’da bazı rejimler, çocukları propaganda posterlerinin ve marşlarının aracı hâline getiriyor.
Bu örnekler bize tek birşeyi gösteriyor: Çocuk siyasete karıştırıldığında, sadece çocuk değil, toplum da istismar edilir.
Yalan vaatler, boş sloganlar, içi doldurulmamış projeler, gücünün yetmeyeceklerini yapacağına söz vermek ve tüm bunları bağıra çağıra söylemek… Hepsi problemli…
Bunların hepsi çocukların ve gençlerin gözleri önünde gerçekleşiyor. Tüm bu propagandalar, büyük bir yozlaşmanın işaretidir.
Kör olmuş bir hırsın yozlaşması… Hırs, her şeyi gölgeleyen bir karanlıktır maalesef…
Çıkar ve iktidar her şeyi meşrulaştırır.
Ama asla kabul edilemez olan çocuk istismarıdır.
O çizgi aşıldığında siyaset ve iyi niyet bitmiştir; geriye sadece çıkar savaşı kalmıştır…
Bir çocuğun hangi yaşa gelirse gelsin unutamayacağı ihanetler vardır.
Bugün küçümsenen, görmezden gelinen, üstü örtülen bu ihanetler, yarının toplumsal hafızasında dikişleri alınmamış zehirli açık bir yara olarak kalır…



