yaklaşımlarÖzkan YıkıcıYüzeysel, şöylesine Kuzey Kıbrıs'ta takılırken - Özkan Yıkıcı

Yüzeysel, şöylesine Kuzey Kıbrıs’ta takılırken – Özkan Yıkıcı

Dünya yeni yıla epey ısınarak başladı. İklimsel sert geliş ile siyasal sıcak günler birbirine karışıp hayata çeki düzen vermeye girişti. ABD, Venezuela başkanını kaçırıyor; Yemen’de gerilim Suudilerle BAE’yi karşı karşıya getiriyor; İran’da protestolar yükseliyor; Halep’te yeniden çatışmalar HTŞ saldırılarıyla hızlandı… Buna dahasını eklemek mümkün. Yetmezmiş gibi Amerika, Grönland’a, Panama’ya, Kolombiya’ya, Meksika’ya tehditler yağdırıyor. Amerika’nın içinde protestolar yeniden tırmanırken, katledilen kadınla iç tetikleyici unsur da oluştu. Daha benzer konular var. Net olan şu ki dünya, söylenen umutların aksine daha sert, kaoslu, savaşlı ve siyasal saldırganlıklı bir başlangıçla yıla girdi.

Elbet sıraladıklarım yanında başkaları da var. Ama bunlar o denli etkin ki ne oluyor eğer bilmiyorsanız anlamanız zor. Hatta dibimizde tırmanan çatışmalarla yenilerinin hazırlandığı koşulları izlemiyorsak, yarın bize nasıl yansıyacağını da fark edemeyeceğimiz kesin.

Yine de onca dünya olayıyla yılın ilk haftasını doldururken, on gününü tamamlarken birkaç söz de bizden yazmayı aklıma koydum. Olay önemli olmasa da ağır konulardan şişen kafamız, karışan aklımız biraz nefes alıp daha yumuşak bir makaleyle arayı kapatmış olacağım.

Hemen şu basit hatırlatma paradoksuyla başlayacağım. Yılın başında AB başkanlığı Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geçti. Doğal olarak da Lefkoşa’da törenler yapıldı. Konuşmalar oldu. Tabii konuşulurken söylenenlerin ilgili ülke düzeyinde de olması gayet muhtemeldi. Öyle de oldu. Hele Alman Ursula Hanım, sağ kıskançlı büyük havalı AB lideri olarak dedikleri zaten eleştiriye hazırken, Kıbrıs’ta bir başka havaya girecekti. Söylenmeden geçilemeyecek gerçek ise adanın parçalanmasıydı. Bu da elbet, hele dönem başkanı olması sonucu, söylenecekti. Hemen kuzeyden de eleştirisel hamasi lafların uçuşacağı ve “kim takar Kasımpaşalı” durumuna düşülecekti.

Öyle de oldu. Hele Tufan, kendini kanıtlama ve “yanındayım Türkiye AKP” kanıtlama histerisine girdi ki demediğini bırakmadı. Burada sözlerini eleştirmeye dahi değer bulmuyorum. Ama hani sıkılsam da söylemeden olmayan gerçek var ya: “Ben bunun olacağını zaten çoktan söylemiştim.” cümlesi pratikle kanıtlandı.

Bir başka hava da malum efendi ekseninden çıktı. Öyle ya, bellek kaybına o denli inanç getirdiler ki kendilerinin de rolü olan tutumu sorgulamadan aynı yalan tatlısı lafları yemeye başladılar. Lafları bir yana, yeniden kısaca belirtelim: Danimarka, Kopenhag, iki bin üç Kasım ayı… Daha neyi hatırlatayım? Kıbrıs’ın AB üyeliği için “iki toplum lideri imza atıp ada AB üyesi olacaktı.” Peki ne mi oldu? Önce Türkiye’de MGK kurulu toplandı. Denktaş da katıldı. Karar alındı. Denktaş Danimarka’ya gitmedi. Gönderilen malum şahsiyet ise şimdi bolca eleştiri ve suçlama atan koltukçu olarak Danimarka’ya gitti. İmza saatinde yok oldu. Espri olsun diye ahalinin dilinde “tuvalete saklandı” veya “asansörde kaldı” denildi. Ama AB üyelik imzası atılmayarak Kuzey Kıbrıs üye olamadı. Sonradan alınan kararla da müktesebat dışı denildi.

Şimdi mi? O günden beri “AB bizi almadı” denilip, küfür kelimeleri de eklenerek konuşuldu. Algı oluşturuldu. Ezberletildi. Öğretilip derslere konuldu. Acı olan, Mehmedali Bey’in de saray aşkıyla buna uymasıydı. Şimdi ise Kıbrıs’ın tümünü hâkim alan bu havayla Tufan da söyleme devam ediyor. Tabii yeni uzlaşısını da kanıtlama telaşıyla…

Ne yazık ki açıkça yaşanan bu günler, sırf yalanlarla örtüldüğü için siyasal söylem hâline sokulduğundan, istemesek de hatırlatmak zorunluluğu altında kalıyoruz. Hele konu hakkında onaylama yerine onaylamayıp durumu yaratanlar, küfrederek yalan söyleyince bir başka hatırlatma da şart oluyor.

Bir de hafta içi önemli gelişmelerden birkaç damla katalım. Hele önemli bir anayasa kararı var. Bu, aslında en basit ülke ilkesinde dahi olmaması gereken bir konudur. Ama bizde olduğu ve senelerdir uygulanırken, yeni yasayla da devam denilip anayasaya gidilmesi, hataların nasıl normalleştiğini apaçık ortaya koydu. Oysa başta bazı sendikalarımız dahi bu konuyu çoktan benimsemişti. Makama gelmelerine rağmen değiştirmediler.

Konu, geçici öğretmenlerin otuz altı ay çalıştıktan sonra kadrolanmalarıdır. Bu durum aslında değişik yöntemlerle uygulandı. Özellikle de ilkokullarda… Dört sene geçici olan öğretmen, öğretmen kadrosuna girme hakkına ulaşıyordu; isterse pedagojisi dahi olmasın. Şu “geçici” kelimesini biraz daha açalım. Zaten son seçimle olanlar yanıtı açıkça verir. Seçim öncesi epey istihdam yapıldı. Geçici kesimler işe alındı. Tabii ki seçen “yüce koltuk partilerimiz”di. İşte anayasa, son Çavuşoğlu marifetine hayır dedi. Doğru karardır. Bu çoktan alınmalıydı. Geçicilik, aslında yandaşlama paylaşımın kamuya istihdam araçlarından biridir.

Hem yandaşı işe alıp kolluyorsun hem de seçimlerde dilediğin gibi kullanıyorsun. “Ben gidersem atılırsın” veya “seni işe aldım, çalış” uygulamalarına çok tanık olduk. Nitekim yine elektrik kurumunda geçicilerin kadrolanma durumu da açıklandı.

Ama Nazım Bey çok pişkin. Gündemin figürü, sistemin “gülü” olmaya kafayı taktı. Önce DAÜ Mütevelli Heyeti’ndeki bilmezlik ama yetki sarhoşluğuyla yaptıkları duyuldu. Peşinden de geçiciler konusu anayasa kararıyla gündeme geldi. Bu arada Tufan’ın da kulağını çekti; ona olan seçim desteğini çekebileceklerini söyledi. Gülelim mi, ağlayalım mı? Ama konuşan konuşuyor. Yandaşlama kıyakları, parti gücü ve koltuk zehirlenmesiyle batırılan, çürüyen yapının simgesi de ancak böyle olur.

Bir de asgari ücret konusu gelip geçti. Aynı senaryo oynandı. Seksenlerde söylediklerimiz şimdi yaşamsal karşılık olarak karşımızda duruyor. O zaman bize “hiçbir şey beğenmiyorsunuz” diyenler, şimdi beğenmediklerimizi yapıyor ya da yokmuş gibi davranıyor. Fakat gelinen nokta düşündürücü. Biliyoruz ki ilan edilen enflasyon rakamları da yanlış. Tartışmasız. Herkes bilip de kabullenmeyi çoktan öğrendi.

Bir başka kural, yazılı olmasa da netti: “Asgari ücret, enflasyon oranında en azından yükseltilmelidir.” O da sıfırlandı. Nitekim altı aylık yanlış enflasyon rakamına dahi asgari ücret verilmedi. Bu da eşitsiz paylaşımın daha da derinleştirildiğinin net kanıtıdır.

Daha da düşündürücü olan şudur: Enflasyon önce olur; biriken miktar belirli zaman içinde maaşa eklenir. Ama oluşan karmaşada, kendini halka kabul ettiren sermaye sözcüleri, sanki önce artış sonra enflasyon olurmuş gibi ters okuma yapar. Asgari ücret verilmediği takdirde enflasyonun da olmayacağı algısı yaratılır. Bu da tutar. Hele kamudaki yüksek maaşlarla asgari ücret arasındaki fark üzerinden yapılan yönlendirmeler, egemen sınıfların sömürü düzenini örtmesine hizmet eder.

Oysa asgari, adı üstünde, en az demektir ve ihtiyaç içindir. Seksenlerde asgari ücretle çalışma oranı düşüktü; şimdi ise oldukça yüksek. Yurttaşların yarıdan fazlası asgari ücretlidir. Bu, ekonomik paylaşımın ne kadar eşitsizleştiğinin açık göstergesidir. Yoksullukta birleşme, açlıkta ortaklaşma; ezilen sınıf gerçeğinin aynasıdır.

Şöylesine bir dolaştım. Bol demeçli, anlamsız doldurulan haberciliklerle yıla girdik. Kıbrıs sorunu mu? Bilmem… Hele Trump siyaseti ve bölgesel güçlerin hesapları çok ağır. En iyisi, dokunmadan makalemi burada bitireyim.

Diğer yazıları

Güneydeki Seçimlerden Sonrasına Geçerken — Özkan Yıkıcı

Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimleri yapıldı. Elbet seçimler Kıbrıs'ın güneyinde...

Pazar öğleni medyada oyalanırken – Özkan Yıkıcı

Pazar, tatil günü. Yerel medyaya bakarsanız zaten anlarsınız. Hele...

Gözden Kaçırılan Bazı Noktalar – Özkan Yıkıcı

Son günlerde adeta dünya kamuoyunda Türkiye’deki yargının CHP’ye karşı...

Hançer! – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs’ta tuhaf ama net olan bir tutum geliştirildi. Devamında...

Direniş ve dersleri ile Bolivya kaynıyor – Özkan Yıkıcı

Son günlerde bizim genelde medya dokunmasa dahi Latin Amerika...
4,452BeğenenlerBeğen
1,541TakipçilerTakip Et
3,960TakipçilerTakip Et
846AboneAbone Ol

Son eklenenler

Batı’nın Mali yalanı — Pavan Kulkarni

Batı medyası, mevzilerini koruyamayan El-Kaide savaşçılarının sivil yakıt tankerlerine...

‘Terörist’ yaftası direnişi kıramadı — Gary Wilson

Bolivya hükümeti 19 Mayıs'ta ülkenin en büyük işçi konfederasyonunun...

İnsan olmak — Şener Elcil

Kıbrıs özelinde, hayatımızın birçok aşamasında siyasi görüşlerimize ve yaşama bakış...

Güneydeki Seçimlerden Sonrasına Geçerken — Özkan Yıkıcı

Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimleri yapıldı. Elbet seçimler Kıbrıs'ın güneyinde...

Özne, Demokrasi ve MENA Bölgesinde Tarihsel Mücadele – Çağla Elektrikçi

Baf’ta 105 yaşındaki bir kadının oy kullanması, yalnızca bir...

24 Aralığ 1963 Girne Asger Hasdanesi ve Türg Yerleşimci Kolonyalizmi – Halil Karapaşaoğlu

24 Aralıg 1963 Girne Asger HasdanesiGirne Asger Hasdanesi’nin temelleri...

İsyancıların yenilgiler tarihi – Neşe Yaşın

Bizim adımıza karar veren eril figürler; sert bakışlarla bizi...

Canlı yayın