YKP Sekreteryası, 26 Ağustos’ta ara bölgede gerçekleşen sekizinci Erhürman-Hristodulidis görüşmesini ve zirveden çıkan somut kararları değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
26 Ağustos’taki sekizinci Erhürman-Hristodulidis görüşmesinden iki somut karar çıkmıştır: iki liderin bundan sonra haftalık düzenli aralıklarla bir araya gelmesi ve ortak bir Sivil Toplum Danışma Organı’nın kurulması, üyelerinin 26 Ağustos’ta açıklanması. Aylardır süreç adına duyulan tek şeyin “metodoloji” ve “hazırlık” başlıkları olduğu düşünülürse, bunlar sembolik olarak hareket işaretleridir ve YKP olarak takdirle karşılıyoruz. Ancak takdir, ölçüyü değiştirmez. BM Genel Sekreteri Guterres’in 29 Temmuz’daki basın toplantısında koyduğu ölçü açıktır: tüm Kıbrıslıların günlük yaşamlarında fark yaratabilecek güven artırıcı önlemleri belirlemek ve uygulamak. Haftalık toplantılar ve danışma organları, işin gerektirdiği elle tutulur güven yaratıcı önlemlerin yerini tutmaz; hazırlığın hazırlığı olmaya devam ederse Kıbrıslıların günlük hayatında hiçbir şey değişmez.
YKP olarak burada altını yeniden çizeriz: iki lidere sunulması gereken bir güven artırıcı önlemler paketi, keşfedilmeyi bekleyen yeni bir liste değildir. Yıllardır masada duran, defalarca dile getirilmiş, uluslararası hukuka ve BM parametrelerine oturmuş somut adımlardan oluşan bir pakettir. İki tarafın iradesi olsa bir hafta içinde uygulanabilecek şeyler, komite ve danışma organı bekletmelerinde kaybolamaz. Aşağıda sıraladığımız beş başlık, YKP’nin bugün icadı değil, on yıllardır sürdürdüğümüz siyasal çizginin uygulanma sırası gelmiş halkalarıdır.
Birincisi, Maraş’ın (Varosha) yasal sahiplerine iadesidir. Bu, 1979 Denktaş-Kipriyanu antlaşmasından bu yana YKP’nin tutarlı biçimde savunduğu bir taleptir; BM Güvenlik Konseyi’nin 550 (1984) ve 789 (1992) sayılı kararlarıyla da uluslararası çerçevesi belirlenmiştir. Herhangi bir karşılık beklenmeksizin, Maraş askersizleştirilerek, BM denetimine devredilerek Mağusalıların geri dönüşüne olanak tanınmalıdır; Türkçe konuşan Mağusalıları onlarca yıldır bir cesetle yaşamaya mahkum etmekten vazgeçilmesinin zamanı çoktan geçmiştir. İkincisi, 74 öncesi Kormakitis (Kormacit), Karpashia (Karpaşa), Asomatos (Özhan) ve Ayia Marina (Gürpınar) köylerinde yoğun olarak yaşayan Kıbrıslı Maronitler, 74’de Kormacit dışındaki köylerini boşaltmak zorunda kalmıştı. Tüm Kıbrıslı Maronitlerin köylerine geri dönüşünün önündeki bütün engellerin kaldırılması ve Maronitlerin dile getirdiği hızlı bir şekilde hemen şimdi ikinci köy talebi dahil geri dönüş kapılarının yeniden açılmasıdır. Ancak geri dönüş tek başına yeterli değildir; kuzeydeki Kıbrıslı Rum ve Maronit topluluklarına on yıllardır muhtarlığın ötesinde belediye, meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tanınmayan seçme ve seçilme haklarının iadesi, kurumsal ayrımcılığa son verilmesi eş zamanlı adım olmak zorundadır. Üçüncüsü, YKP’nin yirmi yılı aşkın süredir yürüttüğü “askersiz Lefkoşa” kampanyasının ivedi hayata geçirilmesidir: surlar içi tam askerden arındırılmalı, Ledra ile Girne Caddesi’nin kucaklaşmasının önü açılmalı, ara bölge dar bir tampon şeridi olmaktan çıkarılıp iki toplumun ortak nefes aldığı bir yaşam alanına genişletilmelidir.
Dördüncüsü, yıllardır her müzakere döneminde masaya konan ama irade eksikliğinden uygulanmayan klasik güven yaratıcı önlemler paketidir: mülkiyette Annan Planı mirasından adım adım uygulanabilecek modelin masaya yatırılması, Mağusa limanının Yeşil Hat tüzüğü çerçevesinde doğrudan ticarete açılması, yeni geçiş noktalarının açılması ve mevcutlardaki zorunlu sigortadan uzayan kayıt işlemlerine kadar bürokratik prosedürlerin çnce minimize edilmesi ve sonra kaldırılması, elektrikte iki tarafın daha fazla enterkonnekte olması, telefon ve veri iletişiminde tek yönlü bağımlılığın kırılması, Kıbrıslıların alım gücünü eriten Türk Lirası sarmalından çıkış için adanın tümünde ortak para birimi hedefinin gündeme alınması, sivil yaşamı felç eden askeri geçit törenlerinin iptali. Bunların hepsi bugünden başlanabilecek adımlardır; kapsamlı çözümün tamamlanmasını beklemeyi gerektirmemektedirler.
Beşincisi ve uzun vadeli çerçeve olarak; adanın koşulsuz askersizleştirilmesi (TC ve Yunanistan askeri varlığının sonlandırılması, İngiliz üslerinin kapatılması, adadaki tüm yabancı silahlı varlıklarla yapılan antlaşmaların feshedilmesi dahil), garantörlük sisteminin sona erdirilmesi ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı olan federal bir çerçevede birlikte kuracakları ortak bir gelecek talebimizin altını bir kez daha çiziyoruz. Bu çerçeve, TC hükümet çevrelerinden ve müttefiklerinden yükselen “iki devlet” ve “tükenmiş modeller” söylemleriyle rafa kaldırılmaya çalışıldıkça, iki liderin masada attığı her adımı da anlamsızlaştırma riskini taşımaktadır. Ankara’nın “tükenmiş modeller geçmişte kaldı” tezine BM’nin “halihazırda elde edilmiş yakınlaşmalar dikkate alınarak” cevabı hâlâ önümüzde durmaktadır; Kıbrıs sorununda sıfırdan bir model aranmamakta, müzakere müktesebatı korunmaktadır.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: sekizinci görüşmenin ürettiği haftalık toplantı ve Sivil Toplum Danışma Organı, ancak elle tutulur güven yaratıcı önlemlerle desteklenirse anlam kazanır. Aksi halde bunlar da “her şeyi konuşalım, hiçbir adım atmayalım” oyununun daha kurumsallaşmış hali olmaktan öteye geçemez.
YKP olarak masayı hareket ettiren her adımı desteklerken, sokakta federal çözüm ısrarımızı sürdürmenin bu adımların gerçek karşılığını yaratacak yegâne basınç olduğunu biliyoruz. Adanın her iki yakasından barıştan yana tüm Kıbrıslıları, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, meslek birliklerini, gençlik ve kadın hareketlerini, aktivistleri; çözüm sürecini gerçek anlamda ileriye taşıyacak her eyleme, buluşmaya ve girişime omuz vermeye çağırıyoruz.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




