YKP Sekreteryası, Avrupa Parlamentosu’nun 1974’te Kıbrıs’ta yaşanan cinsel şiddete ilişkin kararını değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
Avrupa Parlamentosu’nun geçtiğimiz günlerde “1974 Türk İşgalinin Kıbrıslı Kadınlara ve Genç Kızlara Yansımaları” başlığıyla onayladığı karar; on yıllardır resmî tarihlerin altında bastırılmış, kendi toplumları içinde utandırılarak susturulmuş kadınların acısını yeniden gündeme getirdi. Karara TC hükümetinden, Kıbrıs’ın kuzeyindeki alt yönetimin bakanlarından ve çeşitli işbirlikçi kuruluşlardan yükselen “yok hükmündedir”, “cevap vermeye değmez” tarzı tepkiler; hakikatin yıllardır nasıl bir refleksle örtülmeye çalışıldığının bir kez daha kanıtıdır. Hakikat inkâr edilerek örtülemez, savaş suçları geçen zamanla yok sayılamaz, zaman aşımına uğratılamaz.
YKP olarak aynı zamanda altını çizeriz ki bu kararın ilk hâlinde yalnızca Kıbrıslı Rum kadın mağdurlardan söz ediliyordu. AKEL Avrupa Parlamentosu üyesi Yorgos Yeorgiu’nun Kıbrıslı Türk kadınların da mağdur edildiğini belirten değişiklik önerisi olmasaydı, karar tek taraflı bir anlatının aracına dönüşmüş olacaktı. Yiorgos’un önerisine karşı oy kullanan Furlas, Mavridis ve ELAM parlamenteri Giadis, tam da hakikatin karşısında duran o inkarcı zihniyetin Kıbrıs’ın güneyindeki karşılığıdır. Milliyetçi popülizmin bataklığında oy avcılığı yapmak için ötekinin acısını görmezden gelmek, TC’nin AP kararını toptan reddetmesiyle aynı zihniyettir — sadece farklı bir bayrağa sarılmıştır.
Kıbrıs’ta yaşanan gerçek şudur: 1963-1974 arası çatışmaların her iki tarafında da tecavüz bir savaş silahı olarak kullanılmıştır. Geçen gün kaybettiğimiz ve herkesin önünde saygı ile eğildiği Sevgül Uludağ’ın yıllara yayılan araştırmacı gazetecilik emeğiyle ortaya çıkan tabloyu artık kimse görmezden gelemez:
1963 sonunda Aymarina’da (bugün Gürpınar) Kıbrıslı Türk genç kızlara tecavüz girişiminde bulunulmuş, köylüler evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. 1974’te Piperisterona, Aysergi, Monarga gibi köylerden bir EOKA-B ekibi Muratağa-Atlılar-Sandallar’da haftalarca süren tecavüzlerin ardından tanık bırakmamak için 126 kişilik — ağırlıkla kadın ve çocuklardan oluşan — bir katliama imza atmıştır. Palekitre’de (bugün Balıkesir) sığınmış ailelere önce tecavüz edilmiş, sonra aynı gerekçeyle katledilmişlerdir. Aynı 1974’te Aşşa’da (Paşaköy) erkekler otobüslere doldurulup “kayıp” edilirken, geride kalan kadınlara ve çocuk yaştaki genç kızlara yaygın biçimde tecavüz edilmiştir. Voni’de (Gökhan) esir kampına çevrilen kilisenin en kutsal sayılan yerinde genç kızlara tecavüz edilmiş, sonrasında hamile kalan 36 kadın kürtaj için Kıbrıs’ın güneyine gönderilmiştir. Dohni’de eşleri kaybedilen kadınların yerleştirildiği Vuno köyü (bugün Taşkent) uzun yıllar “Dullar Köyü” olarak anılmıştır. Karpaz’da da Kıbrıslı Rum genç kızlara yaygın tecavüzler yaşanmıştır. 1976’da Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Elia köyünde Türk ordusu askerlerinin — en az ikisi komutan rütbesinde — tecavüz suçu işlediğini, yetkililerin ise ne önlem aldığını ne de cezalandırıcı işlem yaptığını belgelemiştir.
https://www.yeniduzen.com/muratagadan-palekitreye-savas-silahi-olarak-tecavuzler-4106yy.htm
Bu isimlerin tümü; Muratağa da, Aymarina da, Aşşa da, Palekitre de, Karpaz da, Elia da bu adanın hakikatidir. Ne biri diğerinin acısını meşrulaştırır, ne de biri diğerinin karşısına dikilerek örtülür. Kıbrıs’ta Rum ve Türk milliyetçiliğinin ortak refleksi; kendi tarafının mağduriyetini bir bayrak, ötekinin acısını bir tabu olarak kullanmaktır. YKP olarak yıllardır söyleyegeldiğimizdir: bu adanın yaraları ancak iki tarafın da geçmişiyle dürüst biçimde yüzleşmesiyle sarılabilir.
YKP, 7 Nisan 2012’de toplanan 11. Kurultayında “Adalet ve Hakikat Komisyonları kurulmalı, gizli devlet arşivleri açılmalı” kararını alırken tam da bu günleri öngörüyordu. Güney Afrika’da, Balkanlar’da benzer süreçler nasıl işletildiyse, Kıbrıs’ta da yaraların sarılması ancak hakikatin ortaya çıkarılması, sorumlulukların — Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum, Yunan ve Türk askeri ve sivil personel dahil — tespit edilmesi, mağdurların sesinin duyulması ve bir daha yaşanmaması için mekanizmaların kurulmasıyla mümkündür. Türkiye ve Yunanistan başta olmak üzere ilgili tüm askeri makamlar, yakın geçmişe ait tüm belgelerini araştırmacılara açmak zorundadır.
AP kararını “yok hükmünde” ilan etmeye çalışan zihniyet, 22 Ocak 2018’de Afrika/Avrupa gazetesine yönelik linç girişimini örgütleyen, Kutlu Adalı cinayetinin failini otuz yıldır saklayan, Ali Kişmir’e dava okuyan zihniyetle aynıdır. Resmî tez neyi rahatsız edici buluyorsa üzerine örtü çekmek, örtülemiyorsa saldırıya geçmek — hep aynı refleks. Ancak bu refleks artık işlemiyor; hakikat, uluslararası kuruluşların, tarihçilerin, gazetecilerin ve hâlâ hayatta olan tanıkların çabalarıyla gün yüzüne çıkmaya devam ediyor.
Bu vesileyle, on yıllar boyunca ada genelinde köy köy, tanık tanık dolaşarak kayıp yakınlarının, tecavüz mağdurlarının ve bu adanın susturulan hafızasının izini süren, bu yılın Haziran ayında yitirdiğimiz gazeteci-yazar Sevgül Uludağ’ın emeğine bir kez daha saygı ile eğiliriz. Onun mirasını sürdürmek, bu adada barışın yalnızca sözle değil, geçmişle yüzleşmeyle mümkün olacağını hatırlamaktır.
YKP, 1974’te ve öncesinde çatışmanın her iki tarafında cinsel şiddete maruz kalan Kıbrıslı kadınların yanındadır. Onlarca yıldır adaleti bekleyen kayıp yakınlarının yanındadır. Adalet ve Hakikat Komisyonlarının kurulması, arşivlerin açılması ve savaş suçlarının zaman aşımına uğratılmadan araştırılması taleplerimizi bir kez daha yineliyoruz.
Yeni bir Kıbrıs için geçmişimizle hesaplaşmalıyız!
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


