yaklaşımlarÖzkan YıkıcıUnutulanlarla Günümüz Kıbrıs - Özkan Yıkıcı

Unutulanlarla Günümüz Kıbrıs – Özkan Yıkıcı

Son yılın sayılı günleriyle elveda diyecek zaman içindeyiz. Daha yeni yeni kış yılını hissediyoruz. Arada onu da hatırlama zahmetine giriyoruz. Günler akıp gidiyor. Elbet diplomatik girişimler, görüşmeler yeniden Kıbrıs sorununu ısıtma hareketleri yapsa da öte tarafta olanlar adeta geleceği belirleyecek derecede sarsıntılarla yaşanıyor. Elbet şu gerçeği hep akılda tutmamız şarttı… ama olmadı.

Kıbrıs, ellilerden beri bir yola sokuldu. Stratejik hesaplarla adanın sola kaydırılmaması peşin hükmü vardı. Devamında ise adanın net bağımsız olma kuralı da baştan çizilen sınırlarla belirlendi. Bunun için yapılan geçiş sürecinde bir garantörler ilkesi konuldu. Garantörlere adayı kontrol etme rolü biçildi. B.M. kararlarıyla da tamamlandı. Nedense bu basit sıçrama dönemi hep unutulur. Burada örgütlenme şeklinin de ona göre oluştuğu ise hiç hatırlanmaz.

Aslında devamında yine de ada bağımsız gibi olsa da garantörlerin NATO’ya girmesinde anlaşmaya varılmıştı. Ama aceleleri yoktu. Üstelik öyle ikili bir kıskaca alındı ki önce iki taraf birbirini dengeliyordu. Makarios bir başka bloka girmek istese, onu hemen yardımcısı Türk veto edip engelleyecekti. Böylelikle doğrudan dış müdahaleye de gerek kalmıyordu.

Ama ilk adım bir yıl sonra tutmadı. Kıbrıs, Bloksuzlar Hareketi’ne üye oldu. Elbet Batı bu işten memnun değildi. Doktor Küçük, veto etmeyerek bu üyeliği onayladı. Onaylanınca da oluşan denklem hemen bozuldu. Birden değişmeler oldu. En basitiyle Türkiye’nin askerî yetkilisi değişip Kemal Coşkun geldi. Peşinden bazı başka ilişkiler hızla gelişti. Duran iki taraflı provokasyonlar, bombalama ve öldürmelerle yeniden başladı. Gidişatla da 1963 Aralık olaylarıyla resmen parçalanma hızlandı ve askerî çatışma dönemine geçildi.

Sonradan, başta Acheson Planı, adanın bağımsızlığına değil, resmen parçalanmasına yönelmişti. Ama yine garip gelecek: Makarios, onca Enosis taleplerine karşın önüne konulan Acheson Planı’nı reddediyordu; öteki ülkelerin kabul etmesine rağmen.

Böylesi çalkantılarla bağımsızlık süreci darmadağın oldu. Ama iç çekişmeler ve müdahaleler daha doğal hâle sokuldu. Yetmişlerdeki gelişmeler ise sonuçta Kissinger onaylı hat planlamalarıyla adayı fiilen ikiye ayırdı. Zaten İngiltere’nin önemli tezlerinden biri de adanın taksim edilmesiydi.

Hep görüşmeler yapıldı, birçok anlaşma imzalandı. Fakat genelde hepsi çöpe atıldı. Sadece müdahalelerle ada şekillendiriliyordu. Tabii süreç işlerken oluşan dış gelişmeler bazı durumları değiştirdi. 1958 olayları, ardından gelen Küba Devrimi’nin Amerika ve İngiltere’de yarattığı paranoyalar ya da 1974 darbesinde Yunanistan’a onay veren hat planlamalarında sürekliliği kullanan Kissinger gerçekleri gibi… Tabii ki nedense Kıbrıs tarihsel olarak hep iki taraflı bırakılmaya önem verildi. Hatta daha ileri gidilip hep karşı tarafa konulan damgayla davranıldı. İngiltere ve Amerika’nın açık rolleri pek söyletilmez. Hele olaylardaki temel strateji neredeyse hiç konulmaz. Oysa ada, bağımsız gölge sürecinde bile Amerika’nın paranoyak “sol” algısıyla açıkça simgeleştirildi. Kıbrıs’ın “Akdeniz’in Küba’sı” ya da Makarios’un Castro ile özdeşleştirilmesi, siyasal gerçeğin dışa vurumudur.

Üsler ise hep sorgulandı. Her tehlikeli dönemde Orta Doğu’da kullanımları, ya olay anında ya da sonradan kanıtlanan roller oluşturdu. Ama sorgulamalarda bunlar pek gündeme getirilmedi. Sol kesimler, adanın NATO üssü olmasına karşı çıkıyordu. Türkiye ve Yunanistan ise zaten NATO üyesiydi. Onların adada oluşu, eşittir NATO’nun olmasıydı. Nitekim seksenlerde Özal’ın “bir şeyler yapalım” önerisine, dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Alexander Haig, NATO gerçeğini hatırlattı; adadan çekilinirse haber verilmesini, yerini onların dolduracağını söyledi. Hâlâ konuyla ilgili tanıklar Kıbrıs’ta yaşamaktadır.

Solun gerilemesi, sistemle uzlaşıp Kuzey’de ve Güney’de başkan olacak noktaya gelmesi ise özellikle emperyalist gerçekleri örtmeye yaradı. Artık bazı rolleri “sol parti” denilen siyasal çevreler üstleniyordu. Zaten dünyada sosyalist hareketlerin yenilerek boşluk oluşturması, neoliberal gelişmeler adayı kıskaca aldı. Batı, adayı yarattığı krizden “kurtarıcı” diye yeniden dizayn etmeye yöneldi. Dış dinamiklerin etkinliği, sömürgeci ilişkilerin gerektiğinde doğrudan müdahaleye dönüşmesi; dış gelişmelerin adaya yansıması şeklinde oldu. Bunu Annan Planı sürecinde de yaşadık. Buna rağmen isteneni akılda bırakıp kendimize bir aldatmaca ezberi oluşturduk.

Örneğin Danimarka’daki AB üyeliği imzalanmazken, dönüp “AB bizi istemiyor” diye propaganda yapıldı. Yine Annan Planı referandumu öncesinde AKEL’in B.M. güvencesi isteyip Türkiye’nin de müdahalesiyle bunun verilmemesi, plan yorumlarında konu edilmez. “Biz evet, onlar hayır” ezberiyle yasadışılık uygulamaları hızlandırılarak ikinci ganimet dönemi aceleyle hayata sokuldu.

Ada, garantörlü kontrol ve bağımsızlık üzerinden epey zaman geçirdi. Birçok değişim yaşandı. Sosyolojik yapıdan adanın parçalanmasına kadar kalıcı kırılmalar oluşturuldu. Bunlar üzerinden siyaset yeniden şekillendirildi. Bir zamanlar NATO karşıtı söylemler varken şimdi adada durmadan askerî yığınak ve yeni ülke üsleri oluşuyor. Bunlardan biri de hem silah satışı yapan hem de üs kuran Amerika’dır. Oyunun nedeni yine iç Kıbrıs gelişmeleri değil, bölgesel dizayn ve ekonomik çıkar anlayışlarıdır. Ancak Kıbrıslılar genelde bu gelişmelerin dış bağlantılarına dikkat etmiyor. Hep karşı tarafa göre pozisyon alıyorlar. Öyle ki sanki Amerika ve Fransa Kuzey’e saldıracakmış algısıyla suçlamalar yapılıyor. Amerikan dayatmasıyla alınan silahlar da yine “Kıbrıs için” söylemine sarılıyor. Oysa özellikle Trump döneminde birçok ülkeye silah alımı açıkça dayatıldı. Orta Doğu’da bu politika etkili biçimde uygulandı. Kıbrıs da bunun bir ayağıdır; tıpkı Türkiye’ye yapıldığı gibi.

Kısaca bir anımsatma özeti yaptım. Kimileri hâlâ şu ya da bu yönden beklenti içindedir. Kullanılan kelimelere bakıldığında “olamaz” vurgusu ağır basar. Oysa belirleyici olanın şu andaki iki toplum lideri olmadığı herkesçe bilinir gibidir. Yine de umutlanma ile umursamama ikilemi arasında konuşulur. Hâlâ “Trump burası için bir şeyler düşünüyor mu?” sorusu duyulur. Trump’ın yaptığı anlaşma biçimleri de malumdur. Böylesi bir açmazdayız. Adamız aynı zamanda AB üyesidir; ancak AB’nin durumu da parlak değildir. Türkiye ise yeni stratejisinde bölgesel güç olma peşindedir. Neden Kıbrıs’ta da olmasın düşüncesi mutlaka vardır. Kıbrıslılar mı? Bu soruyu sormayalım; çünkü onlar da bilmiyor. Ama tekrar edecekleri ezberler var. Kuralsızlık, nefret, ilkesizlik ve hukukun en az dikkate alındığı bir dönemde, krizlerle süslenmiş bir ortamdaysak öngörmek zorlaşır. Yine de önceki gelişmelerde olduğu gibi, göstere göstere gelenleri bilmeyerek ya da inanmayarak karşılama hâli tekrarlanıyor. Zaten Tufan figürüne rağmen taraftarlarının bile federasyon barış heyecanı taşımaması, gelinen son noktayı açıkça göstermektedir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Brezilya’dan Sırbistan’dan gelen seçim sonuçları

Pazar gecesi gözlerimi yumarken, pazartesi günü sabahı beklediğim birkaç...

Özkan Yıkıcı yazdı: Avrupa rüzgârında gerçekleri yakalarken

Son haftaların adeta tekrarlanan süreci yeniden yaşandı. Başta Fransa,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,269TakipçilerTakip Et
1,210AboneAbone Ol

Son eklenenler

Erkan Çavuş yazdı: Sonumuzun gelmesini mi bekleyeceğiz, ayağa kalkarak kendi kaderimizi ellerimize mi alacağız?

80’li yıllardan itibaren reel sosyalizmin yenilgisiyle birlikte dünyada sağ...

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Hediye Levent yazdı: İran, Mekke anlaşmasına neden katılmak istiyor?

Bu yazıyı yazdığım saatlerde Katar, ABD-İran savaşının durdurulması için...

Ceren Ergenç yazdı: ‘Avrupa malı’ duvarı ve Türkiye otomotiv sanayi

Fransa ve Almanya, geçen hafta AB otomotiv politikasındaki uzun...

Kansu Yıldırım yazdı: Brezilya’da sınıf ittifakları, devlet ve sol

Lula da Silva, 25 Ekim 2026'daki ikinci turda Flávio...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Önemli kuramla İsrail tartışılmamalıdır

Bugün İsrail sandık başında. Ben yazıyı yazarken seçim hâlâ...

Canlı yayın