Kıbrıs iktibasNidai MesutoğluTürkiye’de siyasi İslam Avrupa’nın Ortaçağı gibi bir düzen hedeflemektedir - Nidai Mesutoğlu

Türkiye’de siyasi İslam Avrupa’nın Ortaçağı gibi bir düzen hedeflemektedir – Nidai Mesutoğlu

Ortaçağda feodal devletin başında olan kral, şah, padişah. Adına ne denilirse denilsin ortak yanları aynıydı. Bizans imparatorluğu da, Osmanlı imparatorluğu da feodal devletti.

Devleti yönetirken doğal olarak yönetilen sınıf yani köylüler sömürülen sınıftı. Kralın yanında ruhban sınıfı, zenginler kurulan düzenden faydalan kesimlerdi. Bu sömürü düzeninin baskı aracı olan askerler de yöneten sınıfa hizmet etmek ve onları dıştan ve içeriden gelecek saldırılara karşı korumakla yükümlüydüler.

Avrupa’da ruhban sınıfı oluşturan din adamları da sömürülen sınıfları dini kullanarak, korkutarak, vadederek başkaldırmalarını engellemekteydiler. Bu sınıf kralı korumak amacıyla oluşturulan Engizisyon mahkemelerinde düzene tehdit olarak gördükleri her türlü fikri ve bunları savunanları yargılarlar ve korku vermek için cezalandırdıkları insanları meydanlarda yakarlardı. Bu doğal olarak diğer insanlar üzerinde büyük bir korku oluştururdu.

Ruhban sınıfının bir diğer yöntemi de dini vaatlerdi. Krala bağlılık, dine bağlılık ve sadakat cennet ile mükâfatlandırılacağına inandırılırdı. Hatta bu din adamları cennetin anahtarlarını sattıkları da söylenir. Cennete gitmek için ruhban sınıfına inanıyorlar ve söyledikleri her şeyi sorgulamadan kabul ediyorlardı. Bu şekilde oluşturdukları sömürülen sınıf çok kolay kontrol altında tutulurdu.

Kralın tanrının elçisi olduğuna, krala sadakat tanrıya ibadet anlamında geldiği ve bunu yapanların öldükten sonra cennette ödüllendirileceği anlatılır ve insanlar inandırılırdı.

Bu satırları okurken 21. Yüzyılda bile bunların olabileceğine inanmak istemeseniz de gerçek tam da şablon koymuş gibidir.

Ortaçağ karanlığını bilimi rehber edinerek aydınlatan birçok insan ağır bedeller ödemişlerdi. Özelde Avrupa genelde de Hristiyan dünyası bilimin aydınlatıcı ışığı sayesinde dini inançların etkisinden büyük ölçüde kurtulmuşlardır

İslam ülkeleri için ne yazık ki aynı düşünceleri paylaşmak olası değildir. Bugün İslam ülkeleri Avrupa’nın ortaçağ karanlığını yaşamaktadırlar. İslamiyet’in çıktığı yıllardaki yaşam tarzını dayatmaya çalışan siyasi İslam ne yazık ki sadece kendi ülkelerini değil dünyanın diğer ülkelerini de tehdit eder duruma gelmiştir.

Türkiye’deki siyasi İslam’ın temsilcisi durumuna gelen Erdoğan ve AKP önderliğindeki ittifak ne ilginçtir ki Ortaçağ Avrupa’sındaki yöntemleri kullanmaya devam etmektedirler.

Erdoğan’ın elinde kuran ile seçim meydanlarında konuşmalar yaptığı günler unutulmamıştır. Aynı taktik ile dini kullanmaya devam etmektedir.

Cumhur ittifakı da bir yandan dini duyguları kullanarak rakiplerini ötekileştirme, bir yandan da terörle korkutarak oy istemektedir. Bunları yaparken de yalan yanlış birçok bilgiyi de gerçek dini bilgi gibi söylemekten çekinmemektedirler.

Seccadenin kutsallığını ileri sürerek rakiplerini karalamaya çalışmak, insanları açlıkla sınandığını iddia etmek, şükretmeyi büyük bir erdemmiş gibi gösteren Diyanet İşleri Başkanlığı da tıpkı 0rtaçağ Avrupa’sındaki ruhban sınıfı gibi hareket etmektedir.

İşin en üzücü tarafı 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde Ortaçağ Avrupa’sındaki cehaletin günümüz Türkiye’sinde değer bulmasıdır. Bu anlamda Erdoğan ve siyasi İslam geçmiş 21 yılda yarattıkları toplum tipi ile iktidarda kalmayı hedeflemişlerdir. Bu hedefe varmamaları için Türkiye’deki aydınlara büyük görev düşmektedir.

Türkiye’nin aydınlık yarınlara ulaşması ve Ortaçağ karanlığından çıkmak için bir ışığa ihtiyaç vardır. O ışık da 14 Mayıs seçimleridir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Osmanlı’nın son yıllarında Düyûn-ı Umûmiye ve Erdoğan’ın tutumu – Nidai Mesutoğlu

Sürekli duyduğumuz bir söz var: “Tarih tekerrürden ibarettir” Anlamı...

Erdoğan’ın Sisi ziyareti ve bir fıkra – Nidai Nesutoğlu

Sosyal medyada kullanıcıları büyük olasılıkla bu fıkrayı biliyorlar. Haber...

Din bezirganlığından din tüccarlığına – Nidai Mesutoğlu

Bezirgan sözcüğünü şimdiki nesil bilmez. Yaşı 60’ı aşmış olanlar...

Kıbrıs Sorunu, Erdoğan ve Can Atalay – Nidai Mesutoğlu

Sol dünya görüşünü savunmak ulusal değil sınıfsal bir düşünceyi...

Nikos Hristodulidis’in paketi bireysel haklar verirken toplumsal haklardan söz etmiyor, en can alıcı nokta budur

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis aylar önce duyurusunu yaptığı...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
930AboneAbone Ol

Son eklenenler

George Koumoullis yazdı: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kronik ikiyüzlülüğü: Doros Loizou, Tasos Isaak ve Solomos Solomu cinayetleri

Üç cinayetin özeti, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yüzleşmekten kaçındığı bir gerçeğin...

Marios Epaminondas yazdı: Şehir Surlardan Çıkıyor

Bir asır önce yaratılmasından bu yana Lefkoşa'nın canlı bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Türg Hegemonya İnşasında; Türkiya’nın Paralı Ordusu SADAT

Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (SADAT)...

Özkan Yıkıcı yazdı: İzlanda halkı AB ile görüşmelere hayır dedi

Bizde pek konuşulmadı. Zaten çoğu konu resmi duruştan toplumsal...

Taner Akçam yazdı: Wo warst du? Sen neredeydin?

‘Wo warst Du?’ – ‘Sen Neredeydin’ 1968 Alman gençlik...

Ecehan Balta yazdı: Nepal felaketi bize ne anlatıyor?

Nepal ile Tibet sınırında yaşanan son sel felaketi, ekolojik...

Neşe Yaşın yazdı: Ver elini Eylül

Bazen insan öylesine yoğun bir iletişim ve duygu skalası...

Niyazi Kızılyürek yazdı: “Hafıza savaşı” ve geçmişin çarmıhına çakılmak!

Bir “Hafıza Savaşının” içindeyiz. Savaşçı neferler her gün her...

Canlı yayın