.Yeniçağyazılar'Terörist' yaftası direnişi kıramadı — Gary Wilson

‘Terörist’ yaftası direnişi kıramadı — Gary Wilson

Bolivya hükümeti, genel greve giden halkı terörizmle suçluyor. Asıl amaç kaynakları zenginlerin ve Washington’ın hizmetine sunarak grevi kırarken zamları, özelleştirmeleri ve toprak gaspını dayatmaktır. Fakat işçiler ve yerli halk, emperyalizmin krizine bedel ödemeyi reddediyor

Orjinal yazının kaynağıstruggle-la-lucha.org
alıntı yapılan kaynakbirgun.net
Kategori:

Bolivya hükümeti 19 Mayıs’ta ülkenin en büyük işçi konfederasyonunun liderini terörizmle suçladı. Bu suçlama sadece bir lidere yönelik değildi. Devlet Başkanı Rodrigo Paz’a karşı süresiz genel greve giden madenciler, öğretmenler, nakliye işçileri ve sağlık çalışanları da dahil olmak üzere tüm işçileri, yerli halkları ve yoksul toplulukları hedef alan bir suçlamaydı bu.

Buradaki terörizm suçlamasının asıl anlamı, bir emek mücadelesini kriminal bir komploya dönüştürmektir. İşçiler ücretlerini, topraklarını ve yakıtlarını savunmak için otoyolları kapattığında hükümet buna terörizm diyor. Hükümet onların üzerine asker, polis, zırhlı araç ve göz yaşartıcı gaz gönderdiğinde ise buna “düzeni sağlamak” deniyor.

ABD GANİMET İSTİYOR

Devlet Başkanı Paz, Ekim 2025’te Sosyalizme Doğru Hareket (Movimiento al Socialismo – MAS) partisinin bölünmesi ve Evo Morales’in seçime girmesinin engellenmesinin ardından devlet başkanı seçilmişti. Bolivya’nın yerli, işçi ve koka yetiştiricisi hareketlerine dayanan MAS, 2005 yılında Evo Morales’i iktidara taşımış ve yaklaşık yirmi yıl boyunca ülkeyi yönetmişti. Paz, ABD yaptırımları, yardım kesintileri ve uyuşturucuyla savaş baskısının Bolivya ekonomisini, yakıt tedarikini ve kaynaklarını savunma kapasitesini yıprattığı yılların ardından göreve geldi. Washington, ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’ni Morales’e ve Bolivya’nın koka yetiştirilen bölgelerine karşı bir silah olarak kullanmıştı. 2019’da Morales ordunun istifasını talep etmesinin ardından görevden ayrılmak zorunda kalmış ve Trump bu darbeyi desteklemişti.

Bolivya’yı istikrarsızlaştıran Washington şimdi de ganimet istiyor. Paz, göreve gelir gelmez hızla Trump yönetimiyle aynı çizgiye geldi. Hükümeti Bolivya’nın topraklarını ve doğal zenginliklerini yabancı sermayenin sömürüsüne teslim etmek için harekete geçerken, ABD Dışişleri Bakanlığı da ona destek verdi.

Bolivya; lityum, kalay, gümüş, çinko, kurşun, bakır, antimon, tungsten, doğal gaz, ormanlar ve su gibi stratejik kaynaklar bakımından Güney Amerika’nın en zengin ülkelerinden biri. Oligarşi, bu kaynakları ve bu gaspın önünde duran yerli topraklarını bankalara, tarım şirketlerine, maden şirketlerine ve emperyalist sermayeye devretmek istiyor. 1720 sayılı yasa da bu büyük planın bir parçası.

Mevcut mücadele dalgası, Nisan ayında kabul edilen 1720 sayılı toprak yasası ile başladı. Yerli topluluklar bunu toprak gaspı için bir başlangıç olarak gördü. Yıllar süren ABD ekonomik savaşı ve Paz hükümetinin kemer sıkma programının halihazırda işçileri ve yoksul toplulukları yakıt kıtlığı, artan fiyatlar, düşük ücretler ve özelleştirme tehditleriyle vurmuş olması nedeniyle hareket hızla yayıldı.

KRİZ İŞÇİYE YÜKLENDİ

Paz ve Bolivya’nın zenginleri krizin yükünü işçilerin ve yerli toplulukların omuzlarına yükledi. Paz’ın ilk yasal icraatı büyük servetler üzerindeki vergiyi kaldırmak oldu. Akaryakıt fiyatları iki katına çıktı, ücretler geriledi ve zenginler rahatladı.

Grevlerin ardındaki sınıfsal mesele işte tam olarak budur: Bolivya’nın yakıt kıtlığının, artan fiyatların, borç ve toprak krizinin bedelini kim ödeyecek? İşçiler, yerli halklar ve yoksul topluluklar mı; yoksa zenginler, bankalar, toprak ağaları ve ithalatçılar mı?

El Alto’da devasa bir 1 Mayıs mitingi düzenleyen COB, 2 Mayıs’ta süresiz genel grev ilan etti. İlk talep Paz’ın istifasıydı. Hareket ayrıca 1720 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılmasını, ücret ve emekli maaşlarının artırılmasını, özelleştirme planlarına son verilmesini ve küçük işletmeler için vergilerin düşürülmesini talep etti. Seferberliğe 70’ten fazla sendika katıldı.

TOPRAK GASPINA KILIF

1720 sayılı Kanun, krizin ardındaki toprak meselesini gözler önüne serdi. Sorun sadece “küçük çiftçiler” için yüksek maliyetli, fahiş krediler değildi. Yasa çok daha ileri gidiyordu. Bolivya’da küçük tarımsal mülkiyet, eski toprak ağalığı sistemini yıkan mücadelelere dayanan, koruma altındaki yasal bir kategoridir. Bu, korunan aile arazisidir: sıradan tarım arazisi gibi haczedilemez, bölünemez veya vergilendirilemez.

1720 sayılı Yasa, Bolivya’nın tarım reformu kurumu INRA’daki hızlı bir idari süreçle, tapulu küçük tarım arazilerinin orta ölçekli araziler olarak yeniden sınıflandırılmasına olanak tanıdı. Yeniden sınıflandırıldıktan sonra, bu araziler banka kredileri için teminat olarak kullanılabilecekti. Bu, hacizden korunan toprakların ipotek edilebileceği ve borç karşılığında kaybedilebileceği anlamına geliyordu.

Yerli ve kırsal topluluklar için tehlike, bireysel arazilerin ötesine geçiyordu. Birçok küçük tapulu arazi, daha büyük topluluk arazilerinin içinde yer almaktadır. Bu parsellerin topluluğun rızası olmadan arazi piyasasına çekilmesi, kolektif bölgeyi içeriden parçalama tehdidi taşıyordu. Yerli toprakları basit bir meta değildir, topluluk yaşamının, üretimin, kültürün ve özyönetimin temeli olarak elde tutulur ve savunulur.

Hükümet 1720 sayılı Yasaya kırsal kredi adını verdi. Yerli topluluklar ise bunu kredi kılıfına uydurulmuş bir toprak gaspı olarak gördü.

Yürüyüş 8 Nisan’da başladı ve güzergah üzerindeki bölgelerden insanların da katılımıyla büyüdü. Bolivya basınına göre, yürüyüşçüler 4 Mayıs’ta La Paz’a ulaşmadan önce, tropikal bölgelerden dondurucu soğukların yaşandığı And Dağları’na kadar yaklaşık bir ay boyunca 1000 kilometrelik bir yol kat ettiler.

La Paz’da konuşan kırsal sendika lideri Oscar Cardozo “Bizim hayatımız bireysel değil, kolektiftir” dedi. “Toprağa saygı duyulmalıdır, o satılık değildir.” Mesele özel kâra karşı kolektif yaşamın savunulmasıdır. Bankalara, toprak ağalarına ve şirketlere karşı yerlilerin bölgesel haklarının mücadelesidir.

GERİ ADIM, SONRA BASKI

Paz hükümeti ayaklanmanın sorumluluğunu eski Devlet Başkanı Evo Morales’e yıkmaya çalıştı. Morales bu suçlamayı reddederek ortada “karanlık planlar” olmadığını, sadece hükümetin işverenleri, bankacıları ve tarım şirketlerini korurken “kendisine yalan söylenmesinden bıkmış bir ülke” olduğunu söyledi. Önceki hafta yetkililer, Morales ve destekçilerinin onu saf dışı bırakma çabalarının bir parçası olarak kınadıkları siyasi güdümlü bir davada, Morales hakkında itaatsizlik suçlamasıyla tutuklama emri çıkarmıştı.

Bu olayların arkasındaki mesaj çok açık. Paz hükümeti işçi ve yerli direnişini terörizm olarak karalamaya çalışıyor. Yol kapatmalar, grevler ve sendikal örgütlenme terör eylemleri değil, kitlesel mücadelenin araçlarıdır. Savcılar bunları yeniden isimlendirerek suç haline getirmeye çalışıyor: Yol kapatmak “ulaşım güvenliğine saldırı”, grev “kamu hizmetlerine saldırı” ve bir işçi konfederasyonu “terör ağı” haline geliyor. Bu, grevi kırmayı amaçlayan siyasi bir sahtekarlıktır.

Bir maden işçisi lideri hareketin tutumunu açıkça şöyle özetliyor: “Harekete geçen halkın tek talebi, bu ülkenin yapısal sorunlarını çözmekteki yetersizliği nedeniyle devlet başkanının görevden alınmasıdır. Bizi sürüklenmeye terk ediyor, doğal kaynaklarımızı peşkeş çekiyor, çocuklarımız ve torunlarımız için ülkeyi ipotek altına alıyor.”

Paz hükümetinin terörizm suçlamalarına sarılmasının nedeni de budur. Terörizm suçlaması grevi kırmak için kullanılan bir silahtır. Savcıları, polisi, askerleri ve hapishaneleri zenginlerin, bankaların, toprak ağalarının ve Washington’ın hizmetine sunar. Amaç yolları açmak, barikatları yıkmak, sendikaları çökertmek; yakıt zamlarını, özelleştirmeleri ve toprak gaspını zorla kabul ettirmektir. Bolivya’nın işçileri ve yerli halkları, kapitalizm ve emperyalizmin yarattığı bir krizin bedelini ödemeyi reddediyor.

Çeviren: Atahan UĞUR


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Vanessa Dourado ile röportaj: Ekolojik Krize Karşı Eko-Sosyalizm

Ekoloji, çağımızın en büyük toplumsal sorunlarından ve en yakıcı...

İsmet Akça yazdı: Türkiye’ye Ortadoğu’da rol biçiliyor

NATO 3.0 olarak adlandırılan sürece baktığımızda ABD, küresel sistem içindeki gerileyen...

Eralp Adanır yazdı: Sevgül Uludağ ve İncisini Kaybeden Bizler

28 Haziran’ın bir Pazar akşamı haberini alınca sadece ben...

L. Doğan Tılıç yazdı: Deniz’ler… Burada ve diri!

Deniz Göktaş, başına ne geleceği çoktan belli olmuşken, memlekete...

İbrahim Sirkeci yazdı: İki partili düzenin temsil krizi

Keir Starmer’ın istifası, Britanya siyasetinde artık kimseyi şaşırtmayan olaylar zincirinin son...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,928TakipçilerTakip Et
892AboneAbone Ol

Son eklenenler

Mahir Ulutaş yazdı: NATO’nun yeni enerji mimarisinde Türkiye’nin zorlu rolü

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen 36. NATO Liderler Zirvesi, ittifakın...

Vanessa Dourado ile röportaj: Ekolojik Krize Karşı Eko-Sosyalizm

Ekoloji, çağımızın en büyük toplumsal sorunlarından ve en yakıcı...

İsmet Akça yazdı: Türkiye’ye Ortadoğu’da rol biçiliyor

NATO 3.0 olarak adlandırılan sürece baktığımızda ABD, küresel sistem içindeki gerileyen...

Yücel Özdemir yazdı: NATO 3.0: Avrupa’nın yeni militarist misyonu

NATO’nun 3.0 versiyonunun rotasının, Avrupa’yı ‘Rusya tehdidi’ni kullanarak rekor...

Metin Yeğin yazdı: Futbola göre aşk ve aşksızlık…

Dünya Kupası’nın kaçınılmaz “büyük coşkusunu” yaşadığımız bu günlerde; gördüğünüz...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Kıbrıs’taki Mülkiyet Sorunuyla İlgili Fransa’dan Kritik Karar

Kuzey Kıbrıs’taki taşınmaz mülklerin satışı ve gayrimenkul faaliyetleri gerekçesiyle...

Özkan Yıkıcı yazdı: Neden Sánchez?

NATO zirvesi sonlandı. Bol şov, abartıdan abartıya imajlar ve...

Canlı yayın