yaklaşımlarÖzkan YıkıcıTarafçıl olma ile yetersizliğin kültürel sömürgeleşen şekliyle… - Özkan Yıkıcı

Tarafçıl olma ile yetersizliğin kültürel sömürgeleşen şekliyle… – Özkan Yıkıcı

Son günlerde, şöylesine olsa da yerel gelişmeleri de takip ediyorum. Artık iyice yüzeyselleşen, tarafçılık ile ötekine veriştirme tutumları iyice sıkıştı. Net olan gerçeklere karşın hâlâ yokmuş duruşla birtakım şeylerle uğraşma da vardır. Fakat net olan, sömürgesel kültürel yerleşmenin iyice kökleştiğidir. Artık istesek de birçok yaşanmış ya da şu anda yaşananı, onca net belgeye rağmen, konuşmak dahi duyulmak istenmiyor. Bir yerlere gelmek, kendinden söz ettirmek, basit olgularda dahi gerçekler değil, kabul ettirilen olgularla davranıp görüş belirtme çizgisinde iyice sıkışıldı. Hatta daha kötüsü, herhangi bir gerçek vurgulandığı anda önce duymazdan gelme, yeri geldiğinde doğrudan karşı çıkıp olmadığını belirtme refleksleri, hep tekrarlanan ezberin de ötesine geçildi.

Basit örnekler verelim: Size birileri “Burada demokrasi var mı?” sorsa, belirli bir kesim hemen “evet”i yapıştırır. “Bağımsız değilsiniz.” deseler, hemen refleksle bunu kabul etmediğinizi söylemeniz öğretilir. Tersinden söz ettiğiniz zaman, en basit yere ulaşmak dahi imkânsıza varır. Hatta bunlar yeri geldiğinde sınavla da tamamlatılır. Değişik versiyonlu oluşu ise sömürgesel kültürün değişik renklerinden başka bir şey değildir. Artık adanın ya da daha dar anlamda kuzeydeki gelişmelerin önce reddedilmesi, sonra da bu koşullarla yasalaşıp devamında dirençli kültürümüzün de basit reflekslerle gelişmesi söz konusudur. Buna bir de sosyolojik, darmadağın, gelişigüzel tetikleme eklenince ortaklaşa duruşların oluşmasının da önüne geçilmiş olur.

Artık sistem oturdukça, gidişat buna göre şekillendikçe elbet kazanan oluyor. Potansiyel çıkar oluşuyor. Buranın en iyi olduğu vurgulanıyor. Tam aksi ise burada olanlar, gerçekleriyle değil, genel doğrulara dokunmadan ama ötekine veriştirip geçiştiren bir havada yaşanıyor. Çünkü sistem oturunca mutlaka birileri kaybetme korkusuna girer. Oluşturulan güç, bir anlamda bilinçli olmaktan ziyade sistemle uyumlu olma kriterine göre şekillenir. Bunlar teşvik edilir. Öyle ki sizin iyi, ilgili bir insan olmanız; gerçeklerle hareket edip öneri sunmanız, gerektiğinde sistemden aforoz edilmenize dek varan sonuçlar doğurur. Birçok normal düşünceden dahi koparsınız. Basit doğruları dahi söylerken, kandırmaca hâlindeki duruşunuz öne çıkar.

Son duyduğum olayı ekleyelim: Mariya, epey tercüme yapan, iki kesimin barışçıl aşamasına inanan, gerektiğinde bedel ödeyen bir kadındı. Fakat son dönemde beş Rum’un yakalanıp yargılanma şekli ile burada, özellikle adına barışçıl denilen siyasilerin dahi tutumundan sonra pes etti. Yine son dönemde Tufan’ın dört önerisi vardır. Bunların görüşmelerin başlaması için olduğu söylenir. Bilmem kaçı okudu; ben okudum. Bunları hem Tufan’ı hem de barışı savunan birkaç kişiye sordum. Özellikle biri çok önemliydi. Ama bana hemen “Tufancılıkta evet” denildi; maddenin içeriğini söyleyince karşı çıktılar. Kimse benim aynı konuyu sorduğuma dahi dikkat etmedi. Ama aynı metni Ersin söyleseydi en keskin cümleleri kurarlardı.

Yine yolsuzluğa karşı, hırsızlığı sevmeyen, yalanın çok kötü olduğunu söyleyen herkes, sanki bu değerlere karşıymış gibi doğru yanıt verir. Ama ansızın, yemin dahi edenlerin sahtekârlık ve hırsızlık yaptığı ortaya çıkınca aynı kesimler tarafına göre davranır. Suç ya da doğruluk, kendi yakınına göre şekillendirilir. Hele olay Türk–Rum eksenine gelince bambaşka bir havaya bürünür. Daha kötüsü, ötekini eleştirirken haksızlık vurgulanır; iş kendine gelince aynı enstrüman çalınır. Enstrümanı aynı notalarla çalmak, sesin yüksek ya da düşük olmasıyla melodiyi değiştirmez.

Eğer Tufan’ın özellikle dört maddenin ikisini Ersin isteseydi, ciddi tepki olacağı kesindi. Hele İsviçre görüşmelerinde kalınan yerden devam edilmemesi söylendiğinde, çok fazla zaman yok; gazeteleri karıştırın, kimlerin karşı çıktığını göreceksiniz.

Bulunduğu yere göre davranma, tarafa göre tutum sergileme, zemindeki kayışın ya da tutunmanın ta kendisidir. Bu nedenle sistemin devamı için yapılan can alıcı yasalar, tek parti ürünü değil; koltuklara oturanların bileşkesi olarak hep karşımıza çıkar. Yolsuzluklarda da durum aynıdır. Bu yüzden biri “şunu yaptın” derken, öteki “ama sen de bunları yaptın” diyerek işin içinden sıyrılır. Kamuoyu araştırmaları yapıldığında ise sömürgesel koşullar ya da teslimiyet değil; “çağdaşlık, hoşgörü, kültürlülük” söylemi öne çıkarılır. Oysa yaşayan ile anlatılan arasındaki fark sırıtır.

“Sizin parti, köyünüz ya da Kuzey Kıbrıs olunca doğru ya da yanlış” yaklaşımı egemendir. Raporlara kadar giren kara para gerçeği, külliyeye yaklaştıkça “algı olabilir” sığınağına taşınır. Kendinizi hep hoşgörülü görürsünüz; karşıya küfrederken bile haklılık ararsınız. Adamız sömürgesel süreçleri çok iyi yaşadı; demokratik yapı ise bağımsız olma koşulunu hiç yaşayamadı. Kavramsal olarak bilinse de pratikte karşılığı olmadı. Siyasal olarak o denli iç içe geçildi ki artık çıkmak zorlaştı. Hatta hoşgörünün niteliğine bile yaklaşamadık. Gerçeklerden kopuşu, demokratiklik ve hoşgörü örtüsüyle gizledik. Böylece sömürgesel gerçekleri bağımsız gerçeklermiş gibi algılayıp, yasal olmayanı yasalmışçasına içselleştirdik.

Günümüzde emperyalizm demokratik koşulları yok edip faşizme evrilirken, Orta Doğu’da gericilik ve cihatçılık seçenek hâline getirilirken bizde neredeyse hiç kuşku ya da korku oluşmuyor. Yeter ki mevcut koşullarımız fazla değişmesin.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Köylüm Bektaş Göze’nin ardından

İkimiz de Dilirga bölgesinde doğduk. Köylerimiz ayrı olsa da...

Özkan Yıkıcı yazdı: Dünya futbol kupası şampiyonası sürerken, kaçırılanlar!

Sıcak hava demeden, birçok skandallarla daha başlamadan damga vurulan...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sevgül Uludağ’ın ardından bir hüzün yazısı

Aslında bilip de tereddütle yaşadığım bir haber gibiydi. Zaten...

Özkan Yıkıcı yazdı: Davranış net

Havalar ısınırken, savaş daha nefes alırken, ikinci mutabakat alanından...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tam bir sistemsel rol ülkesi: Katar

Son Ortadoğu çatışmaları sık sık duyduğumuz gelişmelerdir. Özellikle de...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,931TakipçilerTakip Et
886AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Sıfıra Dönüş Olmadan, Aşamalarla Çözüm – Kıbrıslılar Hangi Çözümü Kabul Edebilir

Eğer Kıbrıslı Rumlar, çözümün uygulandığını, toprakların geri verildiğini, garantilerin...

Ecehan Balta yazdı: 35×35: Fosile Elektrikli Makyaj

COP31’e giderken Türkiye’nin iklim diplomasisinde öne çıkardığı yeni hedefin...

Serdar Paulo Erdost yazdı: Komünistler Graz’da güven tazeledi: Fırtına ortasında kızıl bir vaha

Avusturya’nın güney eyaleti Steiermark’ın başkenti Graz’da belediye başkanlığı seçimini...

Hediye Levent yazdı: Irak’ta yüzyılın operasyonları ve temkinliler!

Irak yolsuzluk operasyonu ile çalkalanıyor. Irak basınında yerin 4...

Ceren Ergenç yazdı: Çin platformlarına gümrük duvarı: Aynı verginin iki ucunda Türkiye

Avrupa Birliği 1 Temmuz’da, değeri 150 avronun altındaki paketlere...

Kavel Alpaslan yazdı: NATO neden bir mafya örgütüdür?

Mafya denince gözümüzde canlanan resim sadece ‘yeraltına’ aitmiş gibi...

Metin Yeğin yazdı: ‘Terra Viva’ kooperatifi

Bayağı fabrikaydı işte. Kocaman binası, sütlerin, peynirlerin, peş peşe...

Özkan Yıkıcı yazdı: Köylüm Bektaş Göze’nin ardından

İkimiz de Dilirga bölgesinde doğduk. Köylerimiz ayrı olsa da...

Canlı yayın