Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluSavaşın estetiği, erkeğin hazzı, kadının yaşama direnci - Levent Atikoğlu

Savaşın estetiği, erkeğin hazzı, kadının yaşama direnci – Levent Atikoğlu

Yeni bir savaşı canı gönülden isteyenler var. Bayraklara sarınıp marşlar söyleyenler, ekran başında strateji çözüp mermi sayanlar, itiraftan yükselenler… O, karşıdaki uğruna zevkten ödün vermeyenler. Phallic arzu. Bir de uzaktan, uzaktan ama gözleri kısılmış, dudakları aralanmış, savaşanları sevenler var, ah çekişler serpiştirilmiş araya… Onlara göre savaş sadece politika değil; bir gösteri, bir arınma, hatta bir arzu aslında. Hatta bazen, bir estetik formudur: erkekliğin nihai sahnesi aynı zamanda…

Tarih boyunca savaş, erkek bedeninin sergilendiği bir vitrin olarak iş gördü. Zırhın parıltısı, kasların gerginliği, yüzlerdeki kararlılık… Sanat tarihine bakarsanız, savaş sahneleri daima belli bir erotizm taşır.

Antik Yunan heykellerinden barok tablolara, savaşçı figürleri yalnızca güç değil, aynı zamanda güzellik taşır. Bu, estetiğin doğrudan hazzı çağırdığı bir alandır: savaşan beden, arzulanan bedendir.

Modern çağda da bu kod değişmez. Aksine, daha incelikli bir biçim alır. Aksiyon filmleri, askeri reklamlar, “cesaret” temalı kampanyalar; hepsi erkeksi bir estetikle bezenmiştir. Bu görsellerde ter, kan ve toprakla karışan kaslı beden, bir tür kahramanlık pornografisi sunar. Seyreden haz alır, ama bunu doğrudan arzu olarak değil, “hayranlık” olarak kodlar. Oysa o hayranlık, çoğu zaman yön değiştirmiş bir erotizmdir.

Bir savaşı istemek, çoğu zaman o savaşın kendisinden değil, yaratacağı sahneden, kostümden, duruştan haz almaktır belki de. Yaralı bir asker omzunu sıvazlarken çekilmiş kare, yalnızca bir acının belgesi değil, aynı zamanda bir güzelliğin çerçevesidir. Bütün bir savaş anlatısı, yıkım kadar beden estetiği üzerinden de örülür.

Burada durup şunu sormak gerek: Bu estetik haz yalnızca savaşan erkek figürüne mi aittir? Kadınların, Queer bireylerin ya da herhangi bir başka bedenin savaşla kurduğu ilişki neden bu kadar sessiz kalır? Çünkü anlatı, bu figürleri görünmez kılar; onlar ya kurban ya da “arka plandır.”

Erkek bedeniyse savaşın ön yüzüdür; temsilin, gösterinin ve hazın merkezindedir.

Erkektir o.

Bir bedenin güzelliği, onu neye hizmet ettiğiyle birlikte anlam kazanır. Barış içinde bir sanatçının elleriyle yoğurduğu bedenle, bir askerin çatışmada yıpranan bedeni arasında estetik bir fark vardır, evet. Ama bu fark aynı zamanda ideolojiktir. Çünkü hangisine bakmak istediğimiz, neyi arzuladığımızı da belirler. Acıya mı çekiliriz, yoksa ona karşı duran dirence mi?

Belki de yeni savaşları canı çekenler, yalnızca kan görmek isteyen sadistler değil; erkekliğin, güzelliğin ve hazzın sahnesini yeniden yaşamak isteyen romantiklerdir. Onlar için savaş, bir arınma ritüeli, bir erkeklik testi, bir “gösteri”dir. Bu gösterideki bedenler, yalnızca asker değil; seyircinin bilinçaltında işleyen erotik imgeler haline gelir.

Bu noktada sanat ve medya, savaşın bu “güzel yüzünü” cilalamaya devam eder. Filmlerde, reklamlarda, haber bültenlerinde bile bu estetizasyon sürer. Kan bile “doğru” ışıkta çekilirse parlak ve büyüleyici görünebilir. Savaş, gerçekliği kadar temsil biçimiyle de arzu nesnesi haline gelir. Özellikle de eril arzuların en karanlık yerlerinde.

Bu yüzden, estetik ve haz üzerine konuşurken savaşın erotik temsilini sorgulamak zorundayız. Çünkü bu temsil, sadece savaşı normalleştirmez; aynı zamanda onun üzerinden güzellik ve erkeklik kurgularını yeniden üretir. Ve belki de en tehlikelisi budur: bir yıkımı güzel bulmak, ona yeniden razı olmaktır…

Peki o savaşan neden ilk kaçandır bu haz bitince? Fotoğraf kareleri neden ölümden sonra da çekilmez ve asılmaz baş köşeye çerçevelerde?

Neden savaşan beden, ancak canlıyken güzeldir de, öldüğünde gözlerimizi kaçırırız? Çünkü estetik olan, yalnızca güçtür, direniştir, pozdur. Ölüm, ne kadar kahramanca olursa olsun, gösteriye yakışmaz. Gösteri, hayat ister; nefes, ter, öfke, poz…

Haz, o anda parlar ve söner. Sonrası boşluk, utanç ve suskunluktur. Geriye yalnızca kırılmış bir arzu kalır: artık bakılmayan o bedenin arkasında, belki de, bir zamanlar güzel olduğunu unutmak isteyen kadınların yaşama direnci vardır…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın