Yaşamakta olduğumuz temmuz sıcaklığında, yeniden geldiğimiz Onbeş Temmuz yıldönümü için yazdığım dizinin son yazısına geldik. Konuyla ilgili daha geniş yazıları Ortam ve Yeniçağ’da bulmanız mümkündür.
Son yazıya geldik. Önceki yazılarımda darbenin bir yıl öncesinden başlayarak, darbe günlerine dek gelişen birçok olayı özetledim. Genelde Kıbrıs’la ilgili gerçekleri de ötelemeden kavramak şartını da ısrarla hatırlattım. Çünkü, ister yaşanan Onbeş Temmuz isterse daha önceden girişilen ve son anda uluslararası koşulların da önemli katkısıyla durdurulan darbe girişimleri olsun, hepsi de vardı. Bir anlamda Kıbrıs tarihini incelerken, özellikle de yakın tarihe yaklaşırken, sömürgeci gerçekler ile uluslararası dengelerdeki değişimlere önem verilmesi gerektiğinin de bir kanıtıdır Onbeş Temmuz darbesi. Darbeyi yapan güçlerin ise anlaşmalarla adanın bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü garanti edecek güçlerin oluşu da tesadüf değildir. Kıbrıs gerçeklerinin tarihsel yaşanırlığının ta kendisidir.
Konuya dalmadan tekrardan önemli bazı can alıcı bilgileri özetleyelim. Kıbrıs’ta hep ikili gelişmeler oldu. Bir yanda anlaşmalar varken, söylenenlerle güncel konum belirlenirken, gerçekte daha elli beşli yıllarından itibaren başta İngiltere, sonra Amerika’nın da katılmasıyla, genel bir strateji oluşturuldu. Bu stratejinin de ön nöbetçileri Yunanistan ve Türkiye idi. Hatta Küba devrimi nedeniyle oluşan sol paranoya etkisi sonucu, elli sekizde pişirilen aş bir anda buz dolabına konuldu. Garantörler gölgesinde bağımsızlık dönemi başlatıldı. Ama bağımsızlığın ilerlemesi değil, konulan stratejinin uygulanma fırsatları kullanıldı.
Nitekim Onbeş Temmuz darbesi ve sonrasındaki Yirmi Temmuz müdahalesi bu planın sıçrama tahtasıydı. Rol, doğrudan garantörler tarafından oynandı. Adanın sözde bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyacak olan garantörler, bir anda adayı ikiye böldüler. Tabii ki başta Kissinger’in açık plan desteğiyle de gerçekleşti.
Tekrardan ufak bir hatırlatma: Kıbrıs’ta darbe girişimi ilk değildi. Örneğin altmış dört yılında Acheson Planı’nı imzalamayan Makarios’u devirme planı yapıldı. Yerine de Kiprianu getirilecekti. Makarios bunu engelleme adına o zaman Sovyetleri harekete geçirdi. Bağlantısızlar da önemli bir baskı aracı oldu. Sanırım Doktor Küçük’ün baskıyla çekilmek zorunda kalması da siyasal bir darbedir. Bunlar hep garantörler tarafından gerçekleştirildi.
Gelelim yetmiş dört darbesi sonuçlarına… Yetmiş dört darbesi sonrası ne denirse densin, daha bir yıl önceki basit halk konuşmalarında dahi darbenin olacağı ve Türkiye’nin adaya çıkıp adanın yarısını alacağı konuşmaları normal hâlde oluyordu. Dahası; bağımsızlık denilen altmışlar başında dahi Kıbrıs’ın bölüneceği ve Türkiye’nin geleceği mesajları sık sık veriliyordu. Bir anlamda yetmiş dört darbesi genel planın bir parçasıyken, konuşulurken, yine de şaşkınlık şekliyle algılatıldı. Sanki durup dururken darbenin geldiği söyleniyordu.
Yine önümüzdeki gelişmelere göre yazacağım şu gerçek de var: Türkiye birkaç defa adaya çıkmak istedi. Fakat bunu Amerika engelledi. Hatta alınan 16 Mart kararına Amerika “olamaz” yanıtı vermişti. Ancak, yetmiş dört darbesi sonrası Türkiye’nin adaya çıkartma yapmasına engel olunması yerine oldukça destek verildi. Sovyetler Birliği dahil. Onun için hem darbe hem de müdahale ilk değilken, daha önceleri Amerika darbeye evet, müdahaleye hayır demesine rağmen koşullarla engele takılıyordu.
Yetmiş dört darbesi ise ellilerdeki planın bir seçeneği tarihe somut şekliyle geçiyordu. Fiilen ada ikiye ayrıldı. Darbe gerekçesi ve Makarios’un da kurtulması sonucu bu durum ateşlendi. Artık Kıbrıs fiilen ikiye ayrıldı. Devamında hem de hızla nüfus kaydırmalarıyla da iki taraflı etnik yapılanmaya geçildi. Durulmadı: yeni politik iklim oluşturma ve eskiye dönüşü de engelleme adına hızla nüfus taşınıp kuzeyin demografik yapısı da epey bozuldu. Müdahalelerle de kuzeyde yeni işbirlikçi rejimin de temelleri atıldı. “Mucizevi” çıkış olan zaferi kazanma seçkisini de resmen çaldırtıp siyasal çizgi de çektirildi.
Darbenin etkisiyle kaybeden taraf da sarsıntı yaşadı. Hem adayı kaybediyor hem de çok sayıda göçmenle yeni bir sorunla da karşılaştı. Yapılan anlaşmaların da bir anlamı olmadığı kısa zamanda sırıtıyordu. Yeni ilkelerle anlaşmalar yapılsa da uygulamada önemi yoktu. Kıbrıs sorununa mülkiyet ve taşınan nüfus gibi iki yeni sorun ekleniyordu.
Güneyde darbenin sarsıntısı bazı geçici ittifakları da tetikledi. AKEL, DİKO ve EDEK “Halk Cephesi” adıyla ittifak yapıp ilk seçimde parlamentoda ezici üstünlük sağladı. Bu ittifak Vasiliu dönemine dek sürdü.
Güvenlik Konseyi kararları veya iki liderin ilkesel anlaşmalarına rağmen, uygulamada gerçekleşmeleri sağlanmadı. Örneğin, Kapalı Maraş’ın sahiplerine verilmesi gibi. Yine Viyana sözleşmelerine göre Yalusa ve Dipkarpaz özerk şeklinde olacaktı. Ancak Yalusa’ya diğer yerlerden gelen göçmenlerle yerleşim değiştirilip oradaki Rumların kaçmaları teşvik edildi. Yine Dipkarpaz’a da değişik yerleşimlerden Türkiyeliler taşınarak yapılan bu anlaşma da rafa kalktı. Her anlaşma tartışmasında Maraş konusu ve Karpaz’ın verilme eğilimleri ilgili anlaşmaların hâlâ gölgesinde olma durumudur.
Kısaca: Onbeş Temmuz darbesi ile Kıbrıs yeni bir döneme sıçradı. Ellilerdeki planlardan biri olan adanın fiilen ayrılması, yani “Taksim” tezi de gerçekleşti. Devamında bu ilkeler gelişti. Zaman geçtikçe de Kıbrıs sorunu tartışmaları yeni koşullar üzerinden şekillendirilmeye uğraşıldı. Darbeyi ön planda gerçekleştiren Yunanistan cuntası ise kendi itiraflarıyla da istedikleri güvenceleri alamadı. Türkiye’nin müdahale etmemesi değil, etmesi için teşvik edildi. Türkiye de daha önceleri yapmak isteyip engellendiği çıkartmayı, darbe sonrası fırsatı altın tepside bulup kullandı.
Yunanistan cuntası zaten yıkılmak üzereydi. Darbe sonrası gelen yenilgiyle de yıkıldı. Hazır bekletilen Karamanlis ise sol boşluğu doldurmadan Paris’ten Atina’ya gönderilip başbakan ilan edildi. Yeni bir sürece girildi.
Kısaca, Kıbrıs’ta da olan darbelerin özünün bir tekrarıydı. Hele de askerî darbelerin yıkım yaptığı durum Kıbrıs’ta da yaşatıldı. Tabii Kıbrıs’ta uluslararası doğrudan açık müdahalelerle durumun şekillenmesi gibi bir ek koşul da vardı. Artık adanın eski durumu değil, yeni koşullarla ilerlemeler olmaktadır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



