Türkiyeleşen gerçeklerimizle, Türkiye gündeminden güncel yakalananlar
Şu net koşula dokunarak yeniden başlayacağım: ne kadar hamasileştirilse de, nice yalanlar katılsa da ilgisizlikle susma ve bilmeme moduna yatılsa da Kuzey Kıbrıs’ın bir Türkiyeleşme gerçeği vardır. Kimisi net, bazısı ise kaçamak ifadeler kullanırken, resmi eksenli sömürgeci koşulun yarattıklarıyla faydalananlar da hamasi içeriklerle konuya bakıyor. Kolayca bir gerçeğin nasıl çeşilenip hem de tersinden kabullenişin önemli örneklerinden biridir Kuzey Kıbrıs’ta olanlar.
O denli Türkiyeleşme gerçeğimize karşın, olanlar değil de genelde herkes kendine göre yonttuğu ile en hafifiyle haber eksenine taşır. Son Türkiye’de gelişenler ile yine en basitiyle Kuzey Kıbrıs yayın organlarının haberleştirme tutumları, olayın aynadaki net yansımasıdır. İnkâr edilemeyecek, ama oluşan siyasal kültür nedeniyle olmazın olmaz hale gelişinin tarihsel yazılımını da yaşıyoruz.
Konuyu yazmadan önce Kuzey Kıbrıs üzerinden bilgisayarda medyalar dolaşımı yaptım. Türkiye gerçeğini ise yansıtılma şekliyle de olsa televizyonla karşımda kıyasladım. Gerçekten, bu karşılaştırma dahi onca içleşen, bütünleşen gerçekler ile onca farklılaşma gündemleştirmeleri arasında bu paradoksu kolayca bulamazsınız.
İki de bir, konuşan bizim “yöneticilerimiz” — buna koltuk bekleyen muhalif ile yönetimle çelişmeme duruşunda olanları da katabiliriz — her konuşmalarında “Türkiye’nin sayesinde, Türkiye liderinin dediği gibi, Türkiye’nin talimatıyla başardık” gibi sözler peş peşe gelir. Hatta Türkiye’nin onca yardımına rağmen bizimkiler yer yer muhalif gösterişler de bolca olur. “Türkiye olmasa Rumlar bizi keser” psikolojik davranışın da ezberlenmesi de işin öteki tamamlayıcı noktasıdır. Ayrıca genelde Türkiye’de olanlar değil, Kıbrıs’la alakalı açıklamalarını yontarak kendine benzeterek de mahşerleşerek haklılık da yapılıyor. Son Erdoğan’ın konuşması veya Fidan’ın BM temsilcisiyle yaptığı görüşme sonrası dedikleri adeta herkesin kendine yontma uğraşlarının Kuzey Kıbrıs’ta yaşanır olduğunu anladık. Onların dediklerini, onlara ters düşmeden kendi tezlerini savunma becerisi de olunca, durum tamam.
Ancak Türkiye’deki gelişmeler pek burada konu edilmez. Hele sistemin gerçeğini gösteren açık tutumlar kolayca başta ana medyada yer bulmaz. Dünyada dahi mahşerleşen gelişmeler, eğer iktidara ters ise burada haber önemi olmaz. Konuşma arenasına sokulmaz. Arada birkaç kişi çıkar da bunları söyleyince de tümden rahatsızlık hissedilme hastalığı da artık kronikleşti.
Hemen örneğe geçelim: önce bizde de konu edilip Kıbrıs için de bir şeyler arayan başta resmi ve “Takeci” kesimlerle başlayalım. Yakında Türkiye’de NATO zirvesi yapılacak. Şimdiden konu ediliyor. Tabii ki Kuzey Kıbrıs’ta da ediliyor, çünkü övülecek algı içeriği de var. Ama bazı gerçekler hiç yok. Hatta bir zamanlar “Kıbrıs NATO üstü olamaz” diyenler bile ilgili toplantıdan belki çözüm havası estirmeye çalışıyor.
Ama gerçekten NATO olayı artık olduğu gibi değil bambaşka düşünceyle pompalanıyor. Günümüz dünyasındaki eşitsizlik ve savaşlardaki açık roluna rağmen NATO’nun demokratik denilecek aldatma kelimeleriyle açıklanmasından dahi utanmıyorlar. Ama onca gündemeleşen NATO, şimdi Ankara’da toplanıyor. Öyle bir hazırlık oldu ki demeğin gitsin. Şimdiden toplantı günlerinde adeta abluka var. Çalışan yerler dahi zorunlu tatile konuldu. Yetmiş bin güvenlik görevlisi görevlendirildi. Sokaklar allak bullak.
Yetmedi: yeni havaalanı yapıldı. Sırf NATO zirvesi için, gelecek katılımcıların inip binmesi amaçlanıyor. On bir milyar dolar harcama yapıldığı tahmini var. Birçok beklenti ile Trump’ın gelince ne açıklayacağı abartısı da şimdiden yorumlara çoktan eklendi.
Bununla önemli rol deniliyor. Ama Türkiye tüm sansürlere rağmen medyalar pek de iyi gelişmeler anlatmıyor. Örneğin dövülen ve yerden yere sürüklenip ters kelepçeyle tutuklanan öğretmenler. Kimi öğretmen atanmamış, kimisi de hâlâ beklentide. Özel okul öğretmenleri, ellerinden var olan ve alınan hakları için basın açıklaması yapmak isterken, şiddet ve ters kelepçeyle tutuklanıyor. Öğretmenini günlerdir hem de başkentte döven bir devlet. Hak istemeyi şiddetle bastıran güvenlik anlayışı…
Madenci direnişleri epey yaygınlaştı. Edirne’den Eskişehir’e veya Manisa’dan öteki illere madenciler değişik direnişler yapıyor. Günlerdir sürüyor. Kimisi de Ankara’ya yürüyor. Kimisi kendini yeraltına kapatıp açlık grevine giriyor.
Dikkat edilecek durum şu: eylemler öyle yeni hak isteme falan değil. Genel özelleştirme maden politikasına hayır demek hiç değil. Peki ne: aylardır maaşlarını alamamanın, açlıkla karşı karşıya kalmanın artık dayanılmaz derecesine gelinmesidir. Üstelik sözler verilip anlaşma yapılmasına rağmen ödemeler yine gecikiyor.
Madenciler hak değil maaşlarını istiyor. Ve bunu dayak yiyerek, yerde sürüklenerek, hapse gönderilerek, direnerek alıyor.
Bunlar madalyonun yarı kesimine dahi gelmiyor. Çünkü her sabah ekranı açar, gazeteye bakarken hep operasyonlarla tutuklamalar olması normalin de daha normali oldu. Nitekim bugün de bu ezber bozulmadan Seferihisar belediye yetkilileri de nasiplerini aldı.
Peki bunlar olurken siyasal bloklarda ne oluyor: yönetim bloğu gündemi etkileme yanında yeni hamlelerle de gücünü artırıp devamını sağlamak için sert hamleler yaptı. Salt karşı durumları değil egemen blok içinde de ayara girişti. Onun için operasyonlar, kayışlar, tutuklamalar, şiddet sokakta ve evlerin odalarına dek sürerken, yargı yoluyla da siyasal hamleler sopalaşıp sürüyor. Oyuncu bulmak da elbet oluyor. Koltuk aşkı, hapse girmeme durumu sonucu bu oyunda rol alanlar da epey fazladır. Yargıda şunu gördük: itirafçılar, ittifak etmeler ve parti değiştirmeler hapse girme seçeneği olarak yapıldı. En son oyuncu mühim: eski CHP başkanı Kılıçdaroğlu ve yandaşları.
Tüm baskılarla direnerek ilk defa sokakta etkin olan CHP, bu defa yargı kullanılarak eski başkanıyla bağrına hançer saplandı. Bir anda gündem CHP içi kavgaya kaydı. Polis gücüyle merkez binasına giren Kılıçdaroğlu kendi arkadaşlarını “ayıklayarak” hizmete hazır hale gelmeye başladı. Bir sistem değişimi ile devlet bloklaşması yaratılmaktadır.
Buraya kadar olaya Kıbrıs ekseninden baktım. Türkiye gerçeği, buradaki bakış ve olanların güncel yakalanışlarından oluşan kısa makale yazdım. Bir de şunu ekleyeceğim: Kuzey Kıbrıs’ta yoğun Türkiye kökenli insanlar da var. Oradaki gelişmelerden ne denli etkileniyorlar sorusu dahi sorulmaz. Oysa hep seçim ve hizmet derken, kul yerine hiç olmazsa ne düşünüyor sorusuyla sorgulama yapılsa daha iyi içsel koşulları analiz etme şansı olur.
Kısaca, yine yoğun bir Türkiye’den, bir Kıbrıs makalesi çıkardım. Benzeri Güney için de geçerli. Eğer olanları dahi sırf çıkar adına veya ezber bozulmasın diye açınılıyorsa, peşinden kelimeden medet umuyorsa, bu işte bir acayiplik var. Bunu ne yazık ki Kıbrıs’ta hep çözüm veya teşekkür eksenlerinde hep yaşadık ve yaşamaya galiba bir süre daha devam edeceğiz.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



