Hafta sonu önemli sosyal patlamalar, bu defa ağırlıklı Batı Avrupa’da yaşanıyor. Başta Fransa olmak üzere, Arnavutluk, Belçika, Almanya ve İtalya’da ağırlıklı olarak öğrenci protestoları sokaklarda çatışmalara varan gelişmeleri yaşatıyor. Sistem tıkanıp net politik yanıt veremezken, öfke sorunlar karşısında gelen şiddet karşısında daha da sertleştiği de yaşanıyor. Tabii salt Avrupa’da değil, Arjantin’de eğitim nedeniyle öğrenciler ve akademisyenler sokaktayken, Hindistan’da resmen yurttaşlık üzerine yapılan tahribatlarla da tepkiler artık sokaklarda genişlemektedir. Bunlar toplamda epey zaman yaşanan kapitalist değişik krizlerin, siyasal yeni seçenek de getirmemesi sonucu, yönetilemez halinin getirdiği tepkilerdir. Şimdilik muhalefet dalgasının sokağa inmesine rağmen, hâlâ değişim seçeneği hâlâ net olarak oluşmaması da geleceğin daha net görülmesini engellemektedir….
Avrupa ülkelerinin bir kısmı yine hafta sonunu sert protestolarla geçiriyor. Fransa’da haftalardır süren liseli öğrencilerin başlattığı protestolara, sendika ve sol örgütlerin eklenmesinden sonra bu hafta Sarı Yelekli muhalefet yapısı da katıldı. Devlet ise sert karşılık veriyor. Ama çözüme yaklaşan önerileri hâlâ yok. Liselilerin eğitim üzerine başlayan tepkileri karşılık olarak baskı görünce, gerilim iyice keskinleşti. Bazı öğrenci kesimlerinin şu sözleri itiraf gibidir: “Bir şeylerin değiştirilmesini istiyoruz. Ama hâlâ karşılığını alamıyoruz”..
Fransa protestoları bu hafta Belçika’da da yaşandı. İtalya bambaşka şekliyle de sokakta eğitimi taşıdı. Özellikle kendine has sorunları da İtalyan sokaklarında protestolarla tepkiler yaşandı. Arnavutluk öğrenci tepkileri bir başkaydı. Aslında aylardır Arnavutluk’ta protestolar vardı. Özellikle Trump’un damadı Kişner’in bir koyudaki güzellikli doğaya el koyup turizm, lüks yapılaşma yapmak isteği ile tepkiler başladı. Bölgenin adıyla da Flamingo hareketi aylardır bu koyun Trump’un damadına verilmesine karşı sokakta bulunuyordu. Avrupa’dan esen rüzgâr Arnavutluk’a da ulaştı. Öğrenciler de eğitimdeki aksaklıkları belirttiler. Özellikle ülkedeki duruma bağlı birçok aksaklığın adeta kurallaşması sonucu da öteki Avrupa ülkelerine uygun Flamingo hareketi öğrencileri de içine alarak genişledi. Talep ise net: salt başbakan değil muhalefet liderinin de yargılanmasını istiyorlar. Sistemin sorgulanarak eleştirilerin sokakta yankılanması gerçekleşiyor.
İtalya da nasibini aldı. Orada da başta eğitimle başlayan protestolar değişik enstrümanlarla da genişletiliyor. Özellikle okullardaki oranların göçmenlerin ağırlıklı hale gelme sorunu da katıldı. Sırbistan’da ise yaklaşan seçim ve başarıyla istifa ettirilen devlet başkanının erken seçimine de hazırlanıyorlar. Protestolar devam ederken, öğrenci hareketleri kendilerinin birleşerek ortak listeyle girmeye çalışıyorlar. Muhalefet ise fırsatı kullanmaya çalışıyor.
Almanya’da da protestolar var. Ek olarak Alman gençleri yeni savaş stratejisi nedeniyle askerliğin zorunlu haline de karşı ses çıkarıyorlar. Daha sayacak eylemler var. Özellikle de konut kiralamaları konusu da Avrupa sokaklarında yerini alıyor.****
Merak etmiyorum, ama yazacağım. Soru gibi olmasın: şu bizim bol seyahlı foncular, Avrupa’da artık sokağa vuran tepkileri sonrası hâlâ AB propaganda eksenine devam etme düşünceleri nasıl olacak. Fakat dikkat edin, soru işareti koymadım..
Konunun anlaşılmasında elbet genel bakış yöntemi önemlidir. Hele de kapitalizmi hele de neoliberal dönemi sorgulamadan anlayamayız. Zaten, başlangıçtaki Fransız liseli öğrencilerin taleplerine bakarsanız, kolayca genel sistem bakışıyla sonuca gidersiniz. Dikkat edin aynısı bizde de geçerli konulardır. Okullardaki bina yapılarının kötüleşmesi, sınıflardaki fazla yığılma, eğitimdeki kalitenin düşmesi, kesilen eğitim bütçesi yerine bütçe artırılması, askeri değil eğitim ile sağlık kalemlerinin büyütülmesi, okullardaki yetersiz öğretmen açığının kapatılması gibi….
Aslında aynileri burada da geçerli. Fakat hiç duymazsınız liseli öğrencilerin talepleri olmasını. Hatta üniversitelerdeki durum da aynı. Hele de yüksek öğretimin metalaşma, ticarileşme ile yozlaştırılıp sahte diploma sonuçlarına dahi sosyal tepkiler yok. Tam tersi “becer de sen de yararlan” denilmesi geçerli.
Böylesi konular sorun edilirse, en başta pişkin makamcı yalan makineli söylemle yanıt verir. Atamalarda ise yandaşlaşma geçicilikle kendi seçilme ilkesine sarılır. Ama Avrupa’da aynı sorunlar sosyal dalgaya dönüştü. Elbet bir birikim olması şart. Fakat kültürel olarak öğretilmiş teslimiyet yerine yurttaşlık hak davranışı farkı sırıtmaktadır.
Ne acıdır ki neoliberalizmin daha başlangıç aşamasında sosyalistlerden başlayıp bilimci adıyla kapitalist kesimler, bu sistemin yaratacağı günümüz sonuçları hep uyarıldı. Direnç gösterildi. Ama olmadı. Hatta başlangıç adımları savunuldu. Eğitimdeki metalaşma ile rantlaşma girişimleri çıkar adına korundu. Sonuçta kapitalist neoliberal gerçeğin ta kendisiyle karşı karşıya geldik. Buna kriz ile savaş süreci eklenince kâr militaristleşmeye dönüştürüldü. Elbet kesilecek kaynak da eğitim ve sağlık kalemleri olmaktadır.
Fransa’nın önemi: hem AB önemli merkezlerinden biri olması, ülkenin sosyal muhalefet dalgasının güçlü hali, başta öğrencilerin toplumsal haklara duyarlı şeklidir. Zaten Fransa bu konularda neoliberalleşme dönüşümlerine en çok direnen dünya halklarından birisidir. Şimdi de liseliler rüzgârıyla başlayan yeni bir eğitim gerçeği direnişi var. Bakarsanız, konular kolay çözülebilinir. Fakat girilen başta Ukrayna ve Ortadoğu siyaseti, militarist bütçe ihtiyacın nedenleri, zaten uygulanan politika olan gerçek, bu defa daha fazlasıyla eğitimden de tasarruf adıyla kesinti oluyordu.
Bunlar kapitalist dünyanın hem de en gelişmiş coğrafyasında yaşanıyor. Direnç uzadıkça liselilere öteki kesimler, oradan da son günlerdeki gibi başka ülkeler de katıldı. Fakat hâlâ değişim seçenekli siyasal dönüşüm olmadı. İstenilenler kaynaksal olarak sorunların çözülmesi. Öğretmen, binaların tamiri, eğitim bütçesinden kesinti değil artış, bu tür durumlar oluyor.
Ek olarak, muhalefet genişleyip siyasal egemenle çatışınca da salt durgunluk olmuyor. Özellikle Fransa ve İtalya sokaklarındaki protestolarda Filistin bayraklarının da çekilmesi tesadüf değil, sistemin eleştirel başka olgularının da eklenmesidir.
Kısaca, Avrupa kaynıyor. Hâlâ siyasal seçenek yok. Devletler baskıları artırıyor. Propaganda çok çirkin şekliyle kullanılıyor. Ama hep kaybetmenin verdiği öfke de var. Bunlar tıkanan neoliberal gerçeklik ile hâlâ yerine koyulacak siyasetin olmama paradoksunun ta kendisidir. Dikkat ettiniz mi: her kriz analizlerinde ekonomide Marks, sistemsel tıkanıştaki ikilem de Gramşinin sözleri rövanşta. Hani canım sosyalizm öldü ya, şimdi çözümlemelerde dahi sol düşünce ihtiyacına sarılınıyor. Bu da bizlerdeki kimi hâlâ neoliberalleşip, teslimiyetle koltuk alıp sola utanmazca saldıran kesimlere bir ders notu olsun.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




