yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Zeynep Gayrinova'yı dinlerken Azerbaycan gelişmelerinden bir kesit

Özkan Yıkıcı yazdı: Zeynep Gayrinova’yı dinlerken Azerbaycan gelişmelerinden bir kesit

Nereden buldum bilemem. Herhâlde yetmişler sonunda tanıdık bir İran Azerisi arkadaşın verdiği kasetlerden biri olacak. Zeynep’in Azeri lehçeli şarkısı eskimiş bir kasetimde çalıyordu. Ben bunları düşünürken de elim klavyede. Azerbaycan-Türkiye gelişmelerini eskiden beri takip ettiğim BBC sitesinden okutuyordum. Aklıma hemen bir gün öncesi de gelmeden edemedi. Doğrusu pek sıkılmayan canımı dahi sıkan bir ekran şovu idi. Bu genelde bizim yerel kanallarda sık sık tekrarlanır. Hele adına “akademisyen” veya uzman etiketli kişiler çıkınca, atışlar bir başka oluyor. Resmî ideolojileri memnun etme adına epey hamasileşip şahlanıyorlar. Konu Türk dünyası idi. Daha geneli Azerbaycan’la olan ortaklıklar ve kardeşlikler sıralanıyordu. Öyle bir acayip laflar deniliyor ki yalanın tatlısına inananı da bol olmasa kimse takmazdı. Zaten dikkat ettiyseniz ben de bu tür saçmalamanın ada ötesi ama ne yazık resmî siyasetin de besleyici yönü olan bu tür düşüncelere fazla dokunmuyordum. Ama tam da Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin açığa çıkan turnusolü ile kendi birikimimle geçmişlerle alakalı da bilgim olma sonucu, bu kadarı da olmaz deyip birkaç söz yazmam gerektiğine de inandım. Bu arada Zeynep’in sesi ile alttan gelen tar sesi de sanki “öfkelenmeden gerçeklerle yetin” de diyor gibiydi.

Artık malumun ilanı gibi bir politika izleniyor. Uyar uyar uymaz veya yalanın derecesini hiç olmazsa biraz ayarla balansına dahi hiç dikkat edilmez. Atılır. Kimine göre iki devlet, kimine göre üç devlet bir millet tekerlemesi tabusal kuran ayeti gibi söyleniyor. Türk dünyasının yükselişi ile K. Kıbrıs’ın zengin deryası salt gezilerle sunulup önemli zafer hâline sokuluyor. Ama insan biraz dikkat eder. Hele de sorunların olduğu dönemde biraz susar. Bakın, gündem yapın veya konuları haberleştirin demiyorum. Susun. Çünkü biliyorum ki pişkinlikler çok. Örneğin dün Suudilere denilen kalmadıkça şimdi de asker gönderme veya başka enstrümanlarla açıkça destekleme zorunluluğuna gelme, Mekke ittifakına dahi övgüler sıralanmaktan çekinilmiyor.

Azerbaycan ise bir başka. Hele oraya gidip yemeler içmeler olunca, kardeşlikler de havada uçuşuyor. Demeğin gitsin, ideolojik duruşta dahi içerik boşalması da gayet normaldir. Yeter ki laflar sıralanıp uçsun. Örneğin Türk dünyası derken Filistin’e dahi destek verilmeme durumu dahi konuşulmasın. Ne de olsa ortak millet lafı var. Ama şu dolaylı çıkar da gözden kaçırılır. Gazze katliamı dönemindeki gibi, Azerbaycan İsrail’e en çok petrol ihraç eden ülke. Türkiye’de hesapta kükreyen tepki vardı. Ama boru hattı Türkiye’den geçip Ceyhan’a uzanıyor. Açıkçası, Azerbaycan petrolü İsrail’e giderken Türkiye üzerinden geçiyor. Tabii ki İsrail limanlarına petrolü taşıyan gemilerin adını diyemez. Hemen dil yakılıp konuşma özelliğini kaybetme tehlikesi oluşur. Tabii kimin gemileri İsrail’e petrolü taşıyor demek de çok tehlikeli. K. Kıbrıs’ta hemen “Rumcular, Anavatan’a karşı olmak” demenin ta kendisidir.

Azerbaycan-Türkiye devletlerinin yönetim şeklini bir yana itelim. Sonuçta iki devlettirler. Ama konulan o tarihten gelme masalı da kof. Herhâlde Türkiye’nin çok kullandığı ve Mekke ittifakıyla da alt zemin dediği mezhepsel krizler, savaşlar Azerilerle epey fazla. Diyorlar ya “tarihten gelen dostluklar”, bakın Şah İsmail veya Uzun Hasan desem… Unutmadan, bir festivalde Türkiye ekibindeki müzikçi ile yönetici Rüştü Akar’la konuşuyordum. Daha Azerbaycan yeni bağımsız olmuştu. Kardeşlik ve Adriyatik’ten Çin Seddi’ne nutukları epey prim ediyordu. Benim belirttiğim gibi birikimim vardı. Bu arada araya cümleler sıkıştırırken Rüştü Akar şu karşılaştığı durumu belirtti.

Kendisi Azerbaycan’a gitmişti. Müzeyi gezerken şaşırdığı bir resim gördü. Uzun Hasan. Türkiye’deki tarihlere göre baş düşman. Ama Azerbaycanlılar onu resmî kahraman olarak lider sayıyordu. Beni de destekleyerek, ırksal bakmamanın önemli olduğunu da ekledi. Tabii Yavuz ile Şah İsmail durumu da başka bir gerçek. Hele her Osmanlı doğu savaşında Türkmenlerin neden Osmanlı’dan kaçarak karşıya sığınmaları hiç bilinerek yazılmadı.

Hâlâ şu laflar kullanıma açık. Ne de olsa bilgi pek yok. Öylesi hamasi atışlara ihtiyaç var. Ancak herhâlde Azerilerden aklında olanlar var: Haydar Aliyev’i devirmek için Türkiye’den gidenlerin olduğu ve darbenin başarısız olduğu yaşananı var. Yine Türkiye rejiminin ant laik olduğunu artık burada dahi ders veren din hocasına karşı takınılan tavırla biz de karşılaştık. Azerilerin Şii olduğu da başka bir mezhepsel gerçek. İşte son krize gelecek olursak: tabii hamasiler ya konuşmuyor veya yok diyecek derecede pişkin. Ama ana akım patron medyaları da iki devlet yerine üç devlet bir millet lafına hâlâ sarılıyor. Yükselen üst telden ırkçılık övünçleriyle dünyaya neredeyse meydan okuma derecesinde voltajlı kullanımda.

Burada da yaşandı. Ama kolay teslim olundu. Üstelik sıkılmadan eskiden de böyle idi deme yalanı da bizi hep kurtaran cehalet ilacıdır. Olay bu defa türban üzerinden gelişti. Hiç sözü uzatmayacağım: sadece Azerbaycan değil, genelde Sovyet eski cumhuriyetlerinden buraya gelenlerde türban görülmez. Onlarda yok. Azeri kimi kesimler bu giyim şeklini de Arap-Fars işi olarak söylüyor. Azerbaycan yeniden giyim kararnamesi yayınladı. Okullara türbanla girmenin yasak olduğunu belirtti. Aslında belirtilmese de eskiye göre epey tepki de oldu. Belli ki Azerbaycan’da da bazı sosyal gelişmeler din ekseninden gelişiyor. Fakat ince bir nokta var: eğer denilen şekliyle iki millet bir devlet olsa, suçlama hemen İran olacaktı. Çünkü bir zamanlar ne yazık Türkiye’deki Kemalistler de bu tuzağa düştüler. Türban ile İran karşıtlığını kullanarak politika yaptılar. Esas özü yakalamaktan kaçtılar. Ancak Azerbaycan turnusolü hemen gerçeği ortaya serdi. Bu yasağa Türkiye’den tepkiler geldi. Hem de Erdoğan’ın danışmanlarından ve yardımcılarından kaynaklanıyor. Dünyadaki bu tür eylemleri Türkiye siyasetinin desteklediği inkâr edilemez. Ha MHP başkanı mı diyeceksiniz: size Türk-İslam sentezi ile emperyalist genel gerçeği bir daha incelemenizi önereceğim. Ama net olan: hem de sorunları olmasına rağmen türban konusunun İran’la değil Türkiye’deki devlet bloğundaki kesimle olması bir şeyler anlatmaya yetmesi gerekir. Tekrar edeceğim, burada benzeri olunca nasıl hem de yeri geldikçe “savcılık kararıyla da” kabullendiğini inşallah hatırlayanlar var.

Türkiye-Azerbaycan arasında mutlaka çıkarlar gereği ve iki devlet koşulu hem iyi hem de kötü birliktelikler olacaktır. Ama panetnik veya panislamizm ilkeleriyle temel koyarsanız, hele de tarihten gelen ayrımlar da varsa bunlar bir gün hep açığa çıkar. Bir zamanlar yirminci yüzyıl başında bu ikilemleri en iyi kaşıyan İngiltere özellikle İran üzerinde Kafkaslar diyarında epey siyasal oyun da oynadı.

Sonuçta Azerbaycan bir devlettir. Üstelik zengin petrolü de var. Ne kadar şu veya bu derseniz deyin, ülke lideri de oturduğu denklemi iyi kullanmaya çalışır. Kendince bağımsız tavır geliştirme peşinde. Rusya, İngiltere, İran, Türkiye dansını ipten düşmeden oynamaya çalışıyor. Tabii bir de Ermenistan gerçeği var. Tek millet denilir de örneğin ne İran ne de İsrail Türkiye ile Azerbaycan için aynı anlamlar içermez. Bu dahi yeterli. Hele de ülkesel sosyolojik gerçekler tek tip mezhepli din veya ulusal simgeler olmayacak derecede farklı. Yakın değil, köklü tarihte mezhepsel savaşlar zaten her şeyi anlatır. Hele ümmet ve Horasan ikilemi de başka bir hikâye. Son türban krizi ise bizim de gayet iyi bildiğimiz uygulanan siyasal yaklaşımlardır. Bir farkla, biz hep kendimizi seküler derken, her hamlede “zaten” kelimesine sığınıp teslim oluyoruz.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Ayrancı yurdunun doktorcuğunu kaybettik

Türkiye'de Ankara Kıbrıs Erkek Yurdu'nun, yetmişler döneminde Doktorcuk lakaplı,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bir harmanlama yazısı

Zaman zaman tekrarladığım basit gerçeklerden biri ile başlayalım. Genelde...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
969AboneAbone Ol

Son eklenenler

Gözde Bedeloğlu yazdı: Kaptan faciadan önce itiraf etmiş: “Bu gemi gemi değil!”

Girne açıklarında 30 Ağustos’ta batan Filo Jet yolcu gemisiyle...

Özkan Yıkıcı yazdı: Ayrancı yurdunun doktorcuğunu kaybettik

Türkiye'de Ankara Kıbrıs Erkek Yurdu'nun, yetmişler döneminde Doktorcuk lakaplı,...

Ecehan Balta yazdı: Halkların İklim Zirvesi

COP31’e bir ay kaldı. Antalya, hükümetlerin, diplomatların, uluslararası kuruluşların...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Ceren Ergenç yazdı: Çin ve AB barıştı mı?

Coen kardeşlerin Okuduktan Sonra Yak filminin ünlü kapanış repliği “Sorunu...

Fikret Başkaya yazdı: Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Canlı yayın