yaklaşımlarÖzkan YıkıcıOrtak yanıltmada buluşulan abartı ve mağduriyet açısı - Özkan Yıkıcı

Ortak yanıltmada buluşulan abartı ve mağduriyet açısı – Özkan Yıkıcı

Hafta sonuna geldik. Artık yavaş yavaş ekim ayına doğru gidiyoruz. Havalar eskisine göre biraz ılımanlaştı. Özellikle Lefkoşanın geceleri serinledi. Ama eylül tarihsel geçiş ayı salt mevsimler değil dondurulan siyasetin de ısınma sürecine girme zamanını da yaşatmaktadır. Hafta içi sadece ülkemizde dahi konuşulması gereken, konuşanların da önemli tutsaklıkla yanıltma havasına girdikleri durumlar yaşandı. İşbirlikçi yalakaları veya ilgisiz sığıntılara diyecek sözümüz yok. Ama olaya duyarlı olanlar dahi bazen maduriyet bazen de abartılı başarı duygusuna kapılıp gerçeklerden uzaklaştığına da tanık olduk.

k. Kıbrısta bir yanda yaşananlar vardır. Öte yanda pek de başarı öyküsü oluşamayan öteki sonuçlar da yaygındır. Ama yine de herkes kendince bir değer yaratıp, sonunda kültürleştirdi. Konuları abartma veya maduriyet duygusuyla yaklaşıp bazen aşırılıkla başarı veya kendini yüzleşmekten kaçıran tutuma dek yaygın tutumlar oluştu. Bunu hafta içinde iki olayla taşlandıracam.

****

son dönemde, okullara türban tartışması girdi. Birilerinin tetiklemesiyle de konu adeta siyasal alana dek geldi. Hemen işbirlikliğin tutsaklığı ile yalakalı davranma telaşıyla teknik olgulara dahi dikat edilmedi.

Ben olayın pratikte olurken, gösterilen tavrın basit teknik yanlışını ta baştan yazdım. Her alanda olduğu gibi hukukta da bir hiyerarşi, kuralar bütünü vardır. Tüzükler yasaya yasalar da var olan anayasaya uygun olarak hazırlanır. Ancak, son türban olayında da gördük ki işbirliklik yaklaşım ile birine acilen kendini beyendirme paranoyası sonucu, tetiklenen konu tüzükle uygulamaya konulmak istendi. Oluşan laiklik tartışması ise net siyasal eksenliydi. Onun için burada herkes hem Türkiyeleşme dışına çıkmama hem de zevahiri kurtarma peşindeydi.

Sonunda olay yüksek yargıya gönderildi. Dava yapıldı. Hafta içinde de karar açıklandı. Bu defa daha konuyu anlamadan abartılı bir sevinç oluştu. Su ihdiyacı kadar ihdiyaçlaşan başarı bir anda olan ile söylenenin de derin farkını getirdi. Yargı, ilk açıklamasıyla resmen teknik yöne işaret edip  iptal ediyordu. Önerisi de tüzükle değil de yasayla olacağı noktasındaydı. Ama öylesine siyasal gerilim beyinlerde oluşup, korkularla da endişeler yaratıldı ki anlayış laiklik ilkesine konuldu. Buda bir  başka abartı oluyordu. Türban maduriyeti ile siyasal hamle ile alınan karardaki teknik yönün abartılarak laiklik ilkesine dek getirilme ikilemi yaşandı.

Burada elbet kararın gerwekçesinden sonra daha rahat deyinme şansı var. ancak, Türkiyeleşme gerçeğini unutmayalım. Üstelik türban olayı ile nasıl laiklik kuralının çiğnendiği kanıtı da bizat Türkiyede yaşandı. Ama burasını doğru değerlendirelim. Teslimiyetin derecesi, talimatla ve bazen daha talimat gelmeden, yaranmayla telaşla yapılanlar, sonuçta en basit kuralı dahi çiğneme moderinliğini getirdi. Öyle ya onca bakan ve müdür, yanlarındaki hukukçular eğer tüzük yasa tekik ilişkisine dahi dikat etmeden hızla davranıorsa, varın siz öteki kararları düşünün.

******

Gelelim ikinci konuya: Kıbrıs gerçeği vardır. Yıllardır görüşmeler de yapılıyor. Hep önceden görüşmeye gidilirken de kimi zıplayarak, kimi genelsekretere mektup göndererek duyarlılık sağlamaya çalışıyordu. Fakat ben kendimi bildim bileli, özellikle de siyasal hayatım geliştikçe bu görüşmelerin hiçir çözüm getirmeyeceğini, koşullarla yorumlayarak açıkladım.

Enson gelişmelere bakın. Üstelik tam da seçim sürecinin de ısındığı gümnlerden geçerken yapıldı. Seçim alanlarında da Kıbrıs sorunu konuşulur haldeyken bile bu defa kamuoyu doğrudürüs ilgilenmedi. Aslında görüşmelerin amaçsızlığına inanç yagınlaşması güçlendi. Görüşme yapıldı tartışmaları eğer medya zorlamasa pek olmayacak. Öncki görüşmelerde duyulan başta mülkiyet durumları da pek mahşetlere çekilmedi. Hem de iki tarafta da yargılanan olmasına rağmen. Yine herkes biliyor ki “söylemek istemeyenler dahi” artık ipler Türkiyededir. Onun için buradaki Tatara değil Erdoğanın söylediklerine bakıyor. Ama net olan bu defa ilgi çok az.

Peki neden B.M. genelsekreteri konuya hala oldukça diplomatik ağırlık veriyor. Buraya temsilci gönderiyor: çünkü en krizsiz durum vardır. Halbuki Gazze soykırımı, Sudan iç savaşı ve nicesi sürüyor. Burada B.M. temsilcisinin görüşme yapma falan faaliyetlerini duymuyoruz. Bir anlamda Kınrıs zevahiri kurtarıyor. Bu da imaj oynunun başka versyonu oluyor.

***

Aslında konu net. Biraz Kıbrısta yaşıyorsanız, gelişmelerle ilgileniyorsanız, kolayca ikili paradoksu anlarsınız. Kıbrısta konulan resmi politika vardı. Bir de gösterilen günü kurtarmalar vardı. Ancak tüm görüşmeler, deklerasyonlara rağmen, hepimiz en basitiyle yetmişdört dönemiyle artık Türkiyenin adada kalacağını biliyorduk. Gerçi görüşmelerde çeşitli kelimeler deniliyordu. Bazı ilkesel anlaşmalar dahi yapıldı. Fakat Maraş gibi anlaşmalar, kararlar dahi uygulanmadı. Hep kalıcılaşma poletikası uygulandı. Hem de anlaşmalara aykırı, kapitalist ilkeleri çiğneme adına gerçekleşti. Dünya da ses çıkarmadı. Tam aksi oluşan koşulların yasalaştırma hamleleriyle de zemini güçlendirdi.

Tabi ki kuzeydeki Türkiyeleşme gerçeği ilaklaşma siyasetiyle desteklendi. Buna bile ses çıkarılmadı. Sadece her görüşme varolanı yasalaştırma veya devam ikilemine sığdırıldı. Gerçi iki lider dedikleri konum da net karar alma yasalığı da yoktur. Garantörlük kuralı daha baştan adanın Nato gerçekli sınırını koydu. Boşuna Amerikan yetkilileri Özala zamanında bunu hatırlatmadıydı.

Gerçekten son görüşme hem de seçim havsında olmasına rağmen silik geçti. Boş laflarla probagandalaştırıldı. Öyle bir koşul ağı oluştu ki zaten yapılan anlaşmalar veya alınan kararların çok ötesine geçti. Uluslarası hukuk falan ise hikayeden masala döndü. Tabi bir de şu var: seçim dönemi dedik. Ama saraya yakın adaylar Türkiyeye ters düşmeme telaşındadır. Bu yüzden söylenen sözlere yapılan müdahaleleri dahi görmezden gelindi. Tam bir maduriyet havasıyla da Güneye saldırarak probaganda güçlendiriliyor. Ahaliye Kıbrıs cumhuriyeti hakları vadediliyor. Ama görüşmeler konusudnda boş lafların Türkiyeye ters düşmeme korkusunun cenderesinde sıkışıp kalındı.

***

Kısaca, bu hafta dileyen için, araştırma amaçlı inceleme gerçekleştirene güzel örneklerle Kıbrıs kendi resmini çizdirti. Üstelik seçim havası da direk Süleyman beyin lütfedip gelmesiyle de açıktan devam denildi. Abartı başarı, abartı beklenti bir yanda, maduriyetle kendini ayıklama tutumları artık kültürleşti. Sömürgesel koşullara da oturunca, tam bir K. Kıbrıs gerçeği karşımıza çıkıyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Brezilya’dan Sırbistan’dan gelen seçim sonuçları

Pazar gecesi gözlerimi yumarken, pazartesi günü sabahı beklediğim birkaç...

Özkan Yıkıcı yazdı: Avrupa rüzgârında gerçekleri yakalarken

Son haftaların adeta tekrarlanan süreci yeniden yaşandı. Başta Fransa,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Türkiye’ye şöyle bir bakalım mı?

Kuzey Kıbrıs, kendi kuralıyla Türkiyeleşen gerçeği içinde seçimler sürecine...

Özkan Yıkıcı yazdı: Mekke İttifakı ve Ortadoğu’da yeni emperyalist hesaplar

Arap ülkeleriyle yakınlaşıp ortak tavra sokuldu. Tabii önemli siyasal...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,270TakipçilerTakip Et
1,190AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Önemli kuramla İsrail tartışılmamalıdır

Bugün İsrail sandık başında. Ben yazıyı yazarken seçim hâlâ...

Özge Güneş yazdı: Brezilya’da yeniden mücadele kazandı

Üç hafta önce bu sayfalarda “Brezilya’da oyun bitmedi” demiştik....

Enver Şat yazdı: COP31’de asıl soru: Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?

Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş”...

Volkan Yaraşır yazdı: Guy Debord: Yağma mı metanın değer yitimi mi?

2008 sonrası yeni bir isyan dalgasıyla karşı karşıyayız. Önce...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: Bir demokrasi şöleninde “gombina” olur mu, olmaz mı?

Ulusal Birlik Partisi, cumartesi günü “aday sıralama” kurultayı düzenledi. Dokuz...

Yonca Özdemir yazdı: Azerbaycan-Türkiye Gerginliği: Kardeşlik başka, vesayet başka?!

Türkiye ile Azerbaycan arasında son zamanlarda esen soğuk rüzgârlar,...

Şener Elcil yazdı: “Bu Beni Geçti Be!”

Geçtiğimiz yıl İngiliz Yüksek Komiserliği’nin her yıl düzenlediği geleneksel...

Canlı yayın