Senelerdir Ortadoğu başlığında durmadan yazıp çizdik. Bazen ülkeler düzeyinde, bazen de daha genele varan gelişmelerle durmadan öngörülerle uçuştuk. Sonuçta son yıllarda bölgedeki gelişmeleri bir siyasal kuramla da adeta hedeflendirdik. Ortadoğu projesi adıyla, emperyalist yapıdaki yeniden sömürgeleştirme hedefleriyle gelişmeleri birbirine ekledik.
Şimdi önemli bir kavşağa geldik. Bildik Ortadoğu akışı ile içinde çeşitlenen politik senaryolar artık bazısı miadını doldurdu. Son İran’a karşı İsrail ve Amerika’nın saldırıları, çizilen projenin son halkasıydı. Devamı elbet şimdiden başlatılan Çin’i kuşatma Pasifik-Asya ilerleyişi ile Rusya’yı kuşatmaydı. Fakat her zaman olan yanılgı veya tutmazlık hiç konuşulmadan bugüne gelindi. Konuşturulan ve emperyalist güçlerin uygulamaya çalıştığı elbet Ortadoğu projesiydi. Gelişmelerde mutlaka sapmalar veya bazen tıkanmalar da oldu. İstenilen yıkım Irak’tan Libya’ya yapılırken, devamında yerine konulacak örnek şekillenmekte hâlâ çok sancılı. Üstelik Ortadoğu projesinde enerji ekonomisi kartı ile gericilikle siyasallaşacak güçlü devlet parçalanması vardı. Hiç uzağa gitmeyelim: Suriye’de El Kaide’ci lider başa getirilirken, Irak işgali sonrası başta Amerika ve İngiltere istedikleri yönetimi yerine getiremedi.
En konuşturulmayan bir de Lübnan gerçeği var. Amerika bloku ile bölgesel merkezi yapılandırdıkları İsrail tüm çabasına karşın hâlâ Lübnan’da Hizbullah ayaktadır.
Örnekleri çoğaltmak kolay. Hatta şunu da eklemek önemlidir: ara dönemlerde veya devlet kırılma ya da açık işgaller sonrası Kürt kartı gibi devlet olmayan halkın da oyuna katma kullanımı hep oldu. Böylelikle Ortadoğu projesi ilerledikçe, bazı Amerikan karşıtı devletler yıktırıldı. Gerek işgal gerek iç savaşlı dış müdahalelerle. Bu arada da nasiplenen Suriye gerçeği ile kuzeyde Türkiye, güneyde de İsrail yerleşti. Artık sınırlar oynuyor ama yeni istenilen kontrolü devletler kurulamıyordu. Emperyalizmin bölgedeki seçkisi ise ortaçağ karanlığı veya siyasal İslam ekseni monarşik tipi yapılardı. Tabii ilk deneyim olan Irak’ın bugüne dek yaşadıkları, Suriye olayı epey siyasal ders yanında, sistemin yeni siyasal yapı oluşturamama acizliğine de kanıttır.
Sonuçta emperyalizm, gericilikle faşizmi sentezleştirip Ortadoğu’da Ortadoğu karanlığına ulaşan bir rota yükseltti.
İran son halkaydı. İran’ın tasfiyesi ile bölgedeki önemli bir merkez kırılıp yeniden paylaşım kıskacına sokulacaktı. Kendimizi kandırmayalım. Aptal yerine koyup da uzmanlıkla örtmeyelim. İran’ın Amerika, İngiltere ve bölgenin kutsal merkezi müttefiki İsrail tarafından darmadağın edilip kendilerine göre yeni rejim kurulacaktı. Öyle gösterilen güncel nedenler değildi. Ortadoğu projesine göre son kırılacak halkalardan biri hâlindedir. Yeni Ortadoğu sürecinden Rusya kuşatması ve Çin’e Pasifik kayışla geçilecekti.
Sonuçta İran’a karşı açık savaşa girişildi. Amerika ve İsrail benzer nedenlerle yoğun bombardımandan suikastlere varan alçakça denilecek katliamlar yaptı. Ama bu defa da eksiklikler, yetersizliklerle sırıtıyordu. İran direnişi sonuca ulaşmayı engelledi.
Bunun üzerine savaşla yapılamayanı masada gerçekleştirme yönelişi oldu. Son Ortadoğu politiğine giren önemli örneklem: denilenlerin birbirini izlerken ters düşmesi. Aynen uygulamalara da yansıdı. Barış ve görüşme derken, ansızın saldırganlık, yerle bir etme hedeflenirken, uzlaşılıyor havası aynı anda estiriliyordu. Propaganda karışıklığı kadar. Konu resmen istenilen sonuca ulaşamamanın sıkıntısıydı.
Şimdi, savrulmalar peş peşe oluyor. Ama birbirini tutmuyor. Başka bir siyasal gerçek de sızıyor. Başarı olmayınca, istenilen hedefe ulaşamayınca tıpkı şu andaki Trump-Netanyahu tipi çelişkiler çıkar. İstenilen olmadı. Ama isteniyor. Hangi senaryonun kullanılacağı ile biraz da kabahati ötekine yükleme uğraşı arada çelişkiyle karşımıza geliyor. Amerika ve İsrail istedikleri olmadı, olmadı da bunu bir yere yönlendirmek de gerekiyor. Faşist karakteristik adeta hayatla karşılık buluyor. Halbuki İran da teslim olsaydı, istenen parçalanma veya rejim değişimi gerçekleşseydi, bu kırılma da olmayacaktı.
Bir başka nokta da pek konuşulmayandır. Amerika, Ortadoğu hegemonyasını direkt Süveyş Kanalı kriziyle ele geçirdi. Öyle ele geçirdi ki İngiltere ve Fransa askeri olarak yenme olayını yapsa da siyasal olarak yenildiği için bölge hegemonyasını Amerika’ya devretmek zorunda kaldı.
İran hedefi istenilen noktaya gelmeyince, emperyalistler arası rekabetin de fırsatlaşması olasıdır. İlk gösterge, İran saldırısına açık direkt destek vermeyen Avrupa tutumunda görülmektedir.
Toparlayacak olursak: şu anda merkezi İran ve Amerika arası siyasal gelişmeler, bir anlamda saldırgan emperyalist projesinin son halkasındaki tıkanışla gelişiyor. Kazanamayan ve yenilmeyen ikilemde elbet hedeflenen sonuçla uyumlaşması mümkün değildir. Belli ki bölgesel güçler de fırsata hazır. Mısır, Türkiye, Pakistan gibi devletler kısadan hisse kapma peşinde. Bu karmaşada da öneriler, tehditler ve nefes alınan mutabakat çizgisinde ilerleme uğraşları arasında savrulup gidiliyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


