arşivAli SarıtepeMilli gelir refahın kendisimidir - Ali Sarıtepe

Milli gelir refahın kendisimidir – Ali Sarıtepe

Kategori:

Son yıllarda anlatı olarak sürekli önümüze getirilen olgudur. Türkiye’nin milli geliri sürekli olarak yükselmektedir, bunu ifade ederken de sanki milli gelirin yükselmesi sonuç olarak ülke sathındaki insanların refahına yansımıştır gibi yapmaktadırlar.

Türkiye halkı bu noktada kendi günlük yaşam seviyesine baktığında, madem ki milli gelir artışları olmaktadır neden bu artış benim günlük yaşamıma yansımamaktadır sualini kendine sormaktadır.

Sorun burada milli gelirin topluma yansıyış biçimidir. Yani toplum bu milli gelirden pay almakta nasıl paydaş olmaktadır. İşin esası olan bu kısma baktığımız zaman, payların topluma refah yükselmesi olarak ulaşmadığı, büyük üretim araçlarına ve imkanlarına sahip olan kesimle birlikte, finansal sistemin egemeni olan bölüntülerin milli gelirin toplamından aldıkları paydan aslan payını aldıklarıdır. Onlardan sonrasına kalan kısım ise toplumun kalan kesimleri arasında çeşitli biçimlerde ve çeşitli oranlarda dağıldığıdır.

Dolayısıyla bu noktadan baktığımızda toplumun yüzde onunun gelir oranının yüzde ellisinden aşağısını almadığını, çok büyük kesiminde ya açlık sınırında ya da bu sınırın altında yaşamlarını idame ettirmeye çalıştığı görülmektedir.

Devlet fonksiyonel olarak kendisini refahın topluma dağılım noktasında düzenlemesi gerekirken, gündemini bu konularla meşgul etmemektedir. Toplamış olduğu kaynaklardan gerek bütçe içi olsun gerekse de bütçe dışı olsun, kaynaktan ayrılan payın en büyük dilimi silah alımına ayrılan harcamalara gittiği görülmektedir.

Toplumun yenden ve üst biçimde üretilmesi yapılmamakta, açlık ve yoksulluk toplumda ciddi bir olgu haline gelmektedir.

Son on yılda yoğun olarak gündemde tutulan AB’ne katılma tartışmalarında, Türkiye; birlik siyasetinin katılım yürüyüşünde demokrasi kriterlerinin yanında, olmazsa olmaz noktasında çözmek zorunda olduğu ekonomik kriterleri de vardı.

Demokrasi kriterlerinde; yeninin getirmesi gereken yol düzenlemeleri yapılmadığı gibi, henüz toplum bilincinde öne çıkmamış olan ekonomik kriterleri de yapılamaz halde tutmaktadır.

Avrupa’da ki krizin, birliğin kriz haline dönüştüğü anlatılırken, bu ülkelerin bu hallerinde bile, emekçi sınıf ve tabakaların refahtan aldıkları paylarının; Türkiye toplumundan daha yüksek olduğunu aklımıza getirmemektedirler.

Türkiye ekonomisi ve çalışanlarının önemli bir sorunu olan kayıt dışındaki ekonominin kayıt altına alınması, şimdiye kadar iktidar olan hiçbir parti gündemine alıp bunu pratikleştirmemiştir. Kayıt dışında kalan ekonomi, kendi çalışanlarını iş ve sağlık güvencesinden uzak tutmakta ve burada istihdam edilen insanlar en iyi halde asgari ücret üzerinden çalışmaktadırlar.

Devlet; kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alarak vergi dağılımında taban alanını genişleterek oranları makul bir seviyede tutmayarak, burada oluşan milli gelirin gayri resmi konumda kalmasına vesile olmaktadır. Dolaylı vergilerde uygulamış olduğu yüksek oranlar nedeniyle vatandaşlarından aldığı vergilerle, toplumun refah seviyesinin yükselmesine de engel olmaktadır.

Kendini sorunlar yumağından bir türlü kurtaramayan devlet, bir bütün olarak kendisini gelir ve gider konusunda da şeffaf olarak düzenlemek zorundadır.

Ana ilkesi, yurttaşlarının yaşam seviyesini yükseltmek olan bir devletin para kullanımını toplumsal değer üretmeyen alanlardan hemen çekmesi bir gerekliliktir. Bir ülkede; değer yaratmayan alanlara yapılan harcamalar ne kadar az ise ora yaşayanlarının toplumsal refahtan alacakları pay da o oranda yüksek olacaktır.

Bugünden geleceğe gelen en büyük sorun, milli gelir hasılasın dağıtım biçiminin yeniden düzenlemesi görevidir.

Konu, çözülmesi gereken önemli bir sorun olarak orta yerde hala durmaktadır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Toplumunu hasta eden devlet – Ali Sarıtepe

Toplum ya da toplum kütleleri üzerinde yükselen ve bir...

“Anayasayı askıya aldım” devlet biçimini dönüştürme eylemliliğidir – Ali Sarıtepe

Bundan önceki makalede “Demokratik Özerklik Devlet Biçimini Dönüştürme Talebidir”...

Demokratik özerklik devlet biçimini dönüştürme talebidir – Ali Sarıtepe

Üretim ilişkisinin karşılığı olan devlet tipi içerisinde çok çeşitli...

Bezginlik ve bezginleşmek – Ali Sarıtepe

Kişinin bir şey karşısında, devamlılık arz eden bir şey...

Orantılı şiddet, orantısız şiddet ve devlet terörü – Ali Sarıtepe

Kullanılan kavramın her iki halinin de ortak paydası vardır,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,940TakipçilerTakip Et
880AboneAbone Ol

Son eklenenler

Umut Can Fırtına yazdı: Latin Amerika kaynıyor

ABD’nin Küresel Güney’deki hegemonya tesisi stratejisiyle iyice belirginleşen Latin Amerika’daki...

Hediye Levent yazdı: NATO zirvesi, Barrack ve ekonomik örümcek ağı!

Amerika’nın Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye ile Irak...

Metin Yeğin yazdı: Bir ihtiyaç olarak komünal ekonomi

Bize her gün aynı masalı anlatıyorlar. Herkes kendi başının...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kaygan Zeminde Kayganlaşırken, Yaprak Misali Savrulmalar

Senelerdir Ortadoğu başlığında durmadan yazıp çizdik. Bazen ülkeler düzeyinde,...

Mihalis Stavru yazdı: Bu adada sadece biz yaşamıyoruz

“Politis” gazetesinin birkaç gün önceki manşeti, bazılarının yaşadığı yanılsamayı...

Özge Güneş yazdı: Kolombiya’dan kıtaya neofaşist kuşatma

Kolombiya tarihinin en kritik siyasi süreçlerinden birini geride bıraktı. Ülkenin...

Şener Elcil yazdı: Muhalif Olmak

Bir ülkede hükümetlerin görev yapma süresi, muhalefet edenlerin başarısı ile ters...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sızdırtmalardan Öngörülere Kıbrıs

Adamızda yine diplomatlar gezileri başladı. Amaç malum: Kıbrıs sorunu....

Canlı yayın