Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluKonfor alanı aktivizmi: maddi desteklerin, politik hesap-kitapların gölgesinde insan hakkı savunuculuğu –...

Konfor alanı aktivizmi: maddi desteklerin, politik hesap-kitapların gölgesinde insan hakkı savunuculuğu – Levent Atikoğlu

Son birkaç güne kadar, haftalardır tek kelime etmeyenler birdenbire konuşmaya başladılar. 5 Kıbrıslı Rum hasta ve yaşlı bireylerin sağlık durumu ve kelepçelenmesi meselesiyle ilgili gecikmiş tepkileri hiyerarşik bir insan hakkı savunuculuğu örneği olarak gördüm. Çünkü mesele yalnızca bu son olayla sınırlı değil; yıllardır benzer adaletsizliklere, ihlallere, eşitsizliklere karşı sessizlik hüküm sürerken, şimdi bir anda yükselen sesler ciddi bir tutarsızlığı gözler önüne seriyor. İnsan hakları savunuculuğu, “kime denk gelirse” ya da “ne zaman işimize gelirse” yapılacak bir lüks değil; aksi hâlde değerini ve inandırıcılığını yitirir.

Daha da çarpıcı olan, Avrupa Birliği fonlarıyla desteklenen, kadın, hasta ve insan hakları alanında faaliyet gösteren birçok sivil toplum örgütünün de sessiz kalması. Maddi desteklerin ve kurumsal güvence sağlayan fonların sunduğu konfor, risk almadan “aktivist” olma yanılsamasını besliyor. Hak savunuculuğu, raporlar hazırlamak, konferanslar düzenlemek ya da güvenli salonlarda yuvarlak masa toplantıları yapmak değildir. Hak savunuculuğu, sahada, görünür ve görünmez baskılara rağmen, bedel ödemeyi göze alarak ses yükseltmektir.

Ve burada başka bir çarpıklık daha var: Hiçbir bedel ödemeden, başı sistemle belaya girmeden kendini “aktivist” ve “üretken” sananlar… Sosyal medya paylaşımlarıyla, fonlu etkinliklerdeki güvenli pozisyonlarla, hiçbir risk almadan “hak savunuculuğu” yaptığını düşünenler. Bu, aktivizmi vitrine çevirir; hakların özünü savunmaz, yalnızca güvenli bir illüzyon yaratır.

Bu nedenle, tepkilerin geç ve yetersiz olduğuna dair eleştirimi Işık Kitabevi Kitap Fuarı’nın son gecesindeki gazetecilerle olan panelde dile getirdim. Soru/yorum olarak söyledim; tabii ki samimiyetle çalışan ve sürekli emek verenleri tenzih ederim.

Ama söylediklerim paneldeki bazı gazetecilere öyle komik gelmiş olmalı ki, kıkır kıkır gülüşmeler yankılandı salonda. Bu gülüşmeler, söylenenlerin önemini küçümseyen, rahatsızlığı savuşturan bir hafiflik taşıyordu. Üstelik “barbarlık” konulu panelde –yanlışsam düzeltin– ben yorum yapana kadar konu hakkında tek bir söz dahi edilmemişti.

Sonrasında aldığım cevap ise başka bir izlenim bıraktı: Bu konuları kurcalamamak, büyütmemek gerektiği; çünkü yaklaşan seçimlerin dengesiyle oynayabilecek her sözün bir “risk” olarak görüldüğü mesajı veriliyordu. Hak mücadelesi sadece bireysel veya kurumsal çıkarlarla sınırlandırılamaz; burada söz konusu olan korku, kontrol arzusu ve politik hesapların gölgesinde şekillenen sessizlikti.

“Dikkatleri dağıtma, yön değiştirme” kaygısı, insan haklarının önüne geçirilmişti. Asıl tehlike burada yatıyor: İnsan hakları söylemi, seçim hesaplarına, fonların hassas dengelerine ve politik çıkar oyunlarına endekslendiğinde, gerçek anlamını yitiriyor. Hak, herhangi bir iktidar dengesinden, herhangi bir seçimden, herhangi bir milliyetçilikten ve fon kaynağından bağımsız olarak savunulmalıdır. Ancak bu ülkede haklar çoğu zaman politik dalgalara veya maddi çıkar hesaplarına göre savunuluyor ya da görmezden geliniyor. Bu da samimiyet sorgusunu çoktan aşan bir çarpıklığa, yüzleşilmesi gereken derin bir yozlaşmaya işaret ediyor…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın