Sonunda New York şovları sonlandı. Tabii ki oraya gidip açılışa katılıp konuşan liderler de ülkelerine döndü. Elbet konuşmasa da Kuzey Kıbrıs külliye başkanımız da döndü. Fakat biraz öfkeli idi. Sonuç sıfır elde sıfır olunca, anlatacak bir şeyler de kırıntılanmayınca, bir şeyler söyleme gereksinimi nedeniyle konuştu. Ama gerçekten sonuç sıfır. Hatta belki denilen bazı hamlelerin yanından dahi geçilmedi. Tıpkı son dönem açıklamaları gibi, Guterres kesimi bazı diplomatik kıvrak anlamsız kelimelerle yetindi. Hiçbir şey olmamanın zayıf bir itirafını diplomatik dil ile örtmeye çalıştı.
Önceki yazılarımda zaten değindim. B.M. tarihin en etkisiz dönemini yaşıyor. Karar alamayan, alsa da uygulamada hiç yetkisi olmayan bir yapıya geldi. Sadece açılışta liderler şov yaptı. İlk şovların birinde de açıkça New York’tan Kıbrıs’ın hiçbir şey beklenmeyeceği net ifadesi vardı. Kimse zaten bekleniyordu. Hatta şakşakçıdan foncuya aynı durumdaydı. Ne zeytin ağacı ekildi ne de barış için mektup yollandı. Böylesi gerçeklerle yolculuk yapılıp tamamlandı. Ama konuşmak gerekirdi. Konuşurken de gerçekleri değil de kendi imajına oynamak durumu vardı. Öyle de oldu.
Ahali ilgisiz olunca umurunda bile olmadı. Tarafçılar ise cımbızla kelime arayıp haklılık iması peşindeydi. Ahalinin ilgisizliği ve beklenti olmaması, yine de elit liderlere atıp tutma alanı hazırladı.
En ufak bir gerçeğe dokunayım: Tufan ta baştan metodoloji kelimesi ile koşulları sıraladı. Bunlar olmazsa olmaz diyordu. Şöylesine bizim taraftan göz gezdirenin dahi kabul etmeyeceği maddeler vardı. Ama resmi çağrı olunca, hele de adına federasyoncu etiketi de yapıştırınca, işler bir başka oldu.
Diplomatik açıklama, kısır ve iç boştu. Dileyen istediği kelimeyi alıp konuşma kolaylığı var. Duyarsızlık ile tarafçılık buna hizmette kusur etmedi. Sadece açıklama yapılırken bile itiraflar doluydu. Örneğin Tufan, kendi önerilerinin varlığını söyleyip karşı tarafın da öneri sunmasını eleştirdi. Görüşme istememeye dek taşıdı. Sanki masada sadece kendi metodoloji yapıp koşul sürme hakkı var gibi konuştu. Doğrusu taraftarları da hemen buna sarıldı. Böylesi acayiplikler vardı.
Sonuçta, beklenen oldu. Öyle atıp tutmalar bir işe yaramadı. Zaten Erdoğan ta baştan sınırı sert çizgilerle koydu. Şu federasyoncu sistem tutsakları bunu açıkça yuttu. Öyle bir başlangıçta neyin konuşulacağı da dondurtuldu. Zaten en ufak olan kapı aşmada dahi Tufan’ın Erenköy yolunun açılmasında sözü dahi olamazdı.
Guterres en riskli konuda dans yaptı. Diplomatik dili gayet güzel kullandı. Anlamsız ve suçlama yapmadan, bazen içi boş anlamlı kelimelerle raporu vurguladı. Dileyen dilediğini alma kolaylığı vardı. Ne oldu ne de olmadı karşılıklı, ne şiş ne de kebap yanmasın çizgisinde laf söyledi. Zaten genel sekreteri olduğu kuruluşun ne yaptırım gücü var ne de karar alma mekanizmaları doğru dürüst işlemekteydi.
Diplomasi dili öyle bir şeydir. Bazen kimsenin anlamadığı veya sorunla alakalı olmayan cümleler sıralanır. Sıralandıkça da birileri de bir ucundan tutup tatmin olur. Etkisizliği veya günü kurtarmada bu kural hep kullanıldı. Kıbrıs raporları epey zengin kaynak halindedir. Diplomatik dilin anlamlı olması için direkt konuya değinme, yaptırım gücü olması ve seçenek taşıdığı zaman bir anlamı olur. Son New York olayında bunlardan ses seda yok. Ama içi boş ve gelişme olmayan süreç sonrası konuşulması gerekirdi. Bir cımbız alıp hatta cımbıza gerek olmadan, uydurarak açıklama yapılır. İlgisizlik en kolay kullanılacak kitle ilacıdır. Ancak, tarafçıl olma kültürleri de imdada yetişir. Neyin olması gerektiği değil karşıtı suçlayacak kelime taranır.
Ufak bir yeniden hatırlatma yapalım: Kıbrıs elliler döneminde klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçiş sürecinde yapılandırılma döneminde yerini aldı. Siyasal konulan hedefler net. Ama koşullar ısıtılması gerekirdi. Koşullar siyasi olarak belirlenip, zamanı geldiğinde de açık dış müdahalelerle de sıçrama yapıldı. Kendi koydukları başta garantörlük ilkelerini çiğnediler. Yapılan anlaşmalar ise genel siyasi stratejiyle uyumlu değildi. Onun için hepsi geçici hatta hiç uygulanmadı.
Görüşmeler oldu. Hesapta anlaşmalar da yapıldı. Fakat her sıçrama müdahalesinde anlaşmalar değil konulan başlangıç stratejisi idi. Adanın toprak bütünlüğü garantisi değil fiilen parçalanma temel siyaset hayata geçirildi. Anlaşmalar oldu. Uygulamada hep tersi gerçekleşti. Başta mülkiyetle alakalı uluslararası karar alındı ama uygulamada tersinden ganimet tipi paylaşım kurumsallaştırıldı. Bunlar iki toplumlu değil Kıbrıs gerçeğinde rol alan güçlerin ayarları ile gelişmeler oldu.
Nitekim ilhaklaşma kuzeyde geliştirildi. Uluslararası anlaşmalara ve yasalara aykırı defakto değiştirildi. Yasal ve yasadışı ikilemli ayrışma tetiklendi. Artık birçok alan bambaşka bir yapısal gerçek ortaya çıkardı. Uygulanan demokratik ilkeler değildi. Stratejik sömürgeleşme eksenli parçalama siyaseti idi. Bunu da yeri geldikçe açık müdahalelerle sağlandı.
Ama iki lider deniliyordu. Görüşülüyordu. Planlar ise gerektiğinde B.M. gölgesinde sunuluyordu. Müdahale ise artık çarpıtılmalarla konulan garantörlük mengenesinde işliyordu. Bu koşullar sürerken, iki lider değil uluslararası koşulların müdahale şekilleri belirlemektedir. Öyle bir yapılanış oldu ki artık konulan simgesel siyasal eksenler boşa düşüyor. Fırsatla kullanma dönemi yaşanmaktadır.
Son gelişmelerin gerçekleri var. Siz bırakın kabul etmeyi, etrafında bile artık dolaşmaktan uzaklaşıldı. Öyle ki koltukta kalmanın kime ait olduğu malumken, hâlâ liderin tutumu konuşmaları olması tesadüf değildir. Aslında en anormali de oldu. New York’a iki kişi gider. Biri kendine lider, öteki dışişleri diyor. Fakat, eğer normal durum olsa iki yöneticinin tutumlarının uçurum hali çok konuşulacaktı. Ama New York’ta ne buluştular ne de birlikte gidip geldiler. Bu dahi K. Kıbrıs’ın nerelere dek geldiğinin basit siyasal görünümüdür.
Sonuçta geri gelindi. Sıfır elde sıfır. Ama statükolar gelişiyor. Yeni vatandaşlıklar, ganimet tipi mülk yapmaları gayet normal davranışın da üstüne çıktı. Tek doğru gelişme, ellilerin stratejisi işlemeye devam ediyor. Yeni koşullardaki rol ile buradaki taşların da oynamasında, liderlerin belki de haberi dahi olmayacak.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



