iktibasHayri KozanoğluKimler için rönesans? - Hayri Kozanoğlu

Kimler için rönesans? – Hayri Kozanoğlu

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

Son zamanlarda sade yurttaşın anlamakta güçlük çektiği “carry trade”, “swap limitlerinin genişletilmesi”, “TL’de uzun pozisyona geçilmesi” gibi bir takım teknik finansal tabirler üzerinden ekonomik analizler yapılıyor. Zamanında Süleyman Demirel’in diline pelesenk ettiği, “mamur ve müreffeh Türkiye” hayali benzeri; gerçekleşmese bile en azından üretimin artmasına, istihdamın genişlemesi, halkın yaşam standartlarının yükselmesine yönelik bir gelecek vaadi telaffuz dahi edilmiyor.

Elbette yaşamı sırf bu finansal araçlar üzerinden kurgulamayı doğru ve yeterli bulmuyoruz. Ancak madem tartışmalar bu eksende dönüyor; ekonomiyi yönetenlerin asıl amacı nedir, sistemin işleyiş mekanizmaları nelerdir, sıkça kullanılan bu teknik jargon ne anlama geliyor gibi soruların cevaplarını, en azından meraklılarının öğrenmesine katkıda bulunmayı arzuluyoruz. Sonunda da, Mehmet Şimşek hedeflerine ulaşsa bile, bu süreçte kimlerin kazanacağını, kimlerin kaybedeceğini analiz etmekte yarar görüyoruz.

ŞİMŞEK’İN SENARYOSU

Öncelikle, görevi bir yıl önce devraldığından beri Mehmet Şimşek’in temel amacı döviz girişlerini teşvik etmek, böylelikle kur geçişkenliği yoluyla enflasyonun beslenmesini engellemek, bu hedefe ulaşmak için de faizleri ve finansal getirileri “sıcak parayı” tatmin edecek bir düzeye getirmek. Böylece hem döviz kuru kanalıyla, hem de yüksek faizin mal ve hizmet talebini düşürmesi yoluyla enflasyonun düşüş eğilimine girmesi amaçlanıyor. Temmuz ve ağustos aylarında 2013’ün yüzde 10’a yaklaşan enflasyon rakamlarının aradan çıkmasıyla da, yıllık enflasyon göreceli düşük bir düzeye gelecek, bu sayede yüksek fiyat artışı beklentilerinin de kırılması umuluyor.

CARRY TRADE NEDİR?

Şimdi gelelim anahtar kavramlara: “carry trade”, düşük faizli bir para cinsinden, örneğin Japon yeni, Amerikan doları borçlanıp, yüksek faizli para birimine, örneğin TL veya Arjantin pezosuna geçerek yüksek getiri kazanmak anlamı taşıyor. Ancak son tahlilde reel getiri yen veya dolar cinsinden hesaplanacağı için bu süreçte yerel paranın iki ülkenin, örneğin Türkiye ve Amerika’nın faiz farkından daha az değer kaybetmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yıllarda tanık olduğumuz üzere, bu durumun güvencesi sağlanamazsa yabancılar ülkenize rağbet etmez. Şimşek’in diline doladığı, Merkez Bankası (TCMB)  faiz metinlerinde de sektirmeden yer alan “Türk lirasında reel değerlenme” ifadesi işte burada kilit önem taşıyor. Reel değerlendirme ile TL’deki değer kaybının enflasyonun altında kalması kastediliyor. Yabancı bizim gibi et, süt, benzin fiyatı ile doğrudan etkilenmediği için, tüketici enflasyonu aslında onun için bir geçiş aracı.

Bu gerçeği politika faizinin öngörülen enflasyonun üzerinde tutulması söylemi ile birleştirince amaç gerçekleşmiş, yüksek getiri garantilenmiş oluyor. Özellikle 31 Mart yerel seçimleri öncesi döviz talebinin artmasıyla, TCMB politika faizinin yüzde 50’ye yükseltilmesi ve seçim sonrası Şimşek politikalarının devam edeceği güvencesinin verilmesiyle, “carry trade” eğilimi arttı, geçmişten aşina olduğumuz bu kavram bir kez daha yaşamımıza girdi.

SWAP NEDEN RİSKLİ?

Dövizin ülkeye girişinin çeşitli yolları var. Devlet iç borçlanma senetlerine (DİBS) ve hisse senetlerine talep yaratmak için, dövizinizi bozdurup, TL’ye geçmek zorundasınız. Aynı rotayı yerliler de izleyerek, döviz mevduatlarını veya yastık altındaki paralarını bozdurup döviz arzını artırabilirler. Diğer bir yöntem de meşhur swap enstrümanının devreye sokulması. Bunu ticari bankalar zaten TCMB ile yapıyorlar. Yani döviz fazlalarını verip TL alıyorlar. Çünkü bilançolarındaki döviz yükümlülükleri, döviz varlıklarından daha yüksek. Bireylere döviz ile borçlanma yolunun kapatılması, dövizde açık pozisyon vermelerinin başlıca nedenleri arasında. Aynı yöntemle yabancılar da dövizlerini satıp TL’ye geçebilir, yani bizim parada uzun pozisyon alabilirler. Sonra da bu TL’lerini bankalarla değiş tokuş edip karşılığında bankaların elindeki sözünü ettiğimiz fazla dövizlere park edebilirler. Ancak swapın 1 ay, 3 ay, 6 ay gibi önceden belirlenmiş vadeleri dolduğunda TL’lerini faiziyle geri alırlar. Sonra başlangıçtaki para birimlerine dönmek için TL’yi satıp, yani kısa pozisyona geçip, döviz almaları gerekir. Giriş sırasında döviz arzı yaratıp kuru aşağı çekme eğilimine katkıda bulunurlarken, çıkış sırasında döviz talebini artırıp kuru sıçratabilirler. Nitekim bu korkuyla 2019 sonundan başlayarak yurtdışı swap limitleri daraltıldı. Ancak düşük TL faizi nedeniyle zaten pek isteklisi de yoktu. Seçim sonrası cazip faiz ortamında yabancıların ağzının suyu akmaya başladı, bankaların özsermayelerine oranlanan swap limitleri neredeyse doldu.

DÖVİZ BORÇLANMA

TL’nin reel değerleneceği güvencesi, yerli aktörleri de döviz borçlanıp TL’ye geçmeye teşvik etti. Böylelikle kredilerin yüksek faizlerinden kurtulmak mümkün olacaktı. Bankalar da, TCMB artık swap yoluyla brüt döviz rezervlerini arttırıp, bunun karşılığında piyasayı likiditeye boğmaya niyetli olmadığı için, ellerindeki dövizi şirketler kesimine plase etmeye oldukça istekliydiler. Döviz borçlanma yabancı para cinsi geliri bulunan firmalarla sınırlandığı için, bu olanak  ihracatçı firmaların yatay seyreden kurlardan şikayetini hafifletiyor.

Aslında Türkiye benzer bir süreci AKP’nin ilk 11 yılında 2013’e kadar yaşamıştı. Dünyada faizlerin düşük, likiditenin bol olmasının da etkisiyle yoğun döviz girişleri gerçekleşmişti. O dönemde TL reel anlamda değer kazandı, faizlerin de göreceli düşük tutulması sayesinde iç talep canlı seyretti. Aynı yıllarda en büyük özelleştirmeler yapılıp, kamu malları haraç mezat satılırken, borsa ve DİBS’lere de büyük rağbet oldu. Tarihin en hızlı dış borç artışı da bu dönemde gözlendi. Rekor cari açıklar verilirken, adeta sanayisizleşmeye davetiye çıkarıldı, özellikle ara mallarda dışa bağımlılık arttı. Ekonomi ekibi işte böyle benzer bir döneme daha kapı aralıyor. Zaten bu “ikinci baharı” Citybank yeniden doğuş anlamına gelen Rönesans diye niteledi.

Firmalardaki, 2018 Rahip Brunson krizi sonrası şiddetlenen döviz borcundan kaçınma refleksi bugün terse dönmüş durumda. Şimdi özel sektör dövizde açık pozisyona geçme, kamu ise TCMB aracılığıyla dövize yönelme eğiliminde. TL gerçekten reel anlamda değerlenirse, bu süreçten tüm döviz borçluları karlı çıkacak, döviz varlığı bulunanlar ise zararla karşılaşacaklar. Bu nedenle hem firmaların döviz mevduatında, hem de KKM hesaplarında yavaş da olsa bir çözülme söz konusu. Doğaldır ki, geçmişte defalarca tanık olduğumuz gibi Şimşek’in kurgusunda bir aksama meydana gelirse veya yetkileri daraltılırsa tekrar dövize yoğun bir rağbet yaşanabilir, ekonomi yeni bir türbülansla burun buruna gelebilir.

FATURA KİME ÇIKACAK?

İşler öngörüldüğü gibi giderse de, bu süreçten zararlı çıkacaklar az değil. Çünkü bu tasarım yüksek faize dayandığı için, kredi kartı ve ihtiyaç kredisi borcu bulunan bireyler ve TL kredi borçlusu küçük ve orta işletmeler büyük bir faiz maliyetine katlanacaklar. Kamu bütçesindeki faiz harcamaları da öngörülenin üzerine çıkacak, bunun bedelini artan vergiler ve tırpanlanan hizmetlerle tüm halk ödeyecek. Belki de asıl önemlisi, yabancılara bu “hikaye” temmuz’da asgari ücretin artırılmayacağı, emekli maaşlarında kayda değer bir iyileştirme yapılmayacağı güvencesiyle pazarlanıyor. Yani “carry trade” istim aldı müjdesi, yabancıların borsaya giriş coşkusu, emeğiyle geçinen sade yurttaş için fazla bir anlam ifade etmiyor. Benzer şekilde, Şimşek’in senaryosunda bir aksama olmaması da, geniş kitlelerin yüzünün güleceği anlamına gelmiyor!


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: NATO Zirvesi’nin ardından

Ankara’daki NATO zirvesi daha toplanmadan galibin Türkiye olacağı ilan edilmişti. Adet...

Hayri Kozanoğlu yazdı: ABD’nin 250. kuruluş yıldönümü ve NATO zirvesi

ABD’nin 250. kuruluş yıldönümüyle, Ankara’da düzenlenecek olan NATO’nun “tarihi” diye...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Türkiye’nin refah artışı durdu

Türkiye’nin kişi başına milli geliri 2013’te 16 bin 620...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Trump devrinde merkez bankacılığı

Küreselleşmiş kapitalizm kurgusu içerisinde, özellikle de sermaye akışlarının serbestliği...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın