.Yeniçağyazılarİbrahim Sirkeci yazdı: İki partili düzenin temsil krizi

İbrahim Sirkeci yazdı: İki partili düzenin temsil krizi

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

Keir Starmer’ın istifası, Britanya siyasetinde artık kimseyi şaşırtmayan olaylar zincirinin son halkası oldu. Son on yıl boyunca David Cameron’dan Theresa May’e, Boris Johnson’dan Liz Truss’a, Rishi Sunak’tan Starmer’a uzanan hızlı lider değişimleri, ilk bakışta kişisel başarısızlıkların yansıması gibi görünebilir. Oysa mesele siyasetsizlik. Değişen yalnızca başbakanlar değil; çöken, Britanya’nın uzun süre örnek gösterilen siyasal istikrar anlatısıdır. Bugün Westminster’da yaşanan kriz, liderlerin yetersizliğinden çok, siyasetin toplumsal sorunlara cevap üretme kapasitesini kaybetmesinin sonucudur.

Britanya uzun yıllar boyunca yazılı bir anayasaya sahip olmamasına rağmen kurumlarının sürekliliğiyle öne çıktı. Parlamento egemenliği, güçlü bürokrasi, köklü partiler ve “ölçülü siyaset” kültürü ülkenin temel istikrar kaynakları olarak sunuldu. Brexit referandumu ise bu anlatının kırılma anıydı. Referandum yalnızca Avrupa Birliği üyeliğini tartışmaya açmadı; siyasal elit ile toplum arasındaki güven ilişkisinin ne kadar aşındığını da görünür kıldı. O tarihten beri iktidara gelen her lider, aslında selefinden devraldığı temsil krizini yönetmeye çalıştı.

Starmer da bu döngüyü kıramadı. İşçi Partisi’nin 2024 seçimlerindeki büyük zaferi, “istikrara dönüş” olarak yorumlanabilir. Ancak iktidara geldikten sonra uygulanan politikalar, muhafazakâr söyleme çok yaklaşan bir parti görüntüsü verdi. Bu Corbyn dönemindeki partinin net ve toplumsalcı politikaları ile kıyaslandığında ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Starmer’ın temel vaadi olan “güvenilir yönetim”, kısa sürede “idare etmekten başka bir şey vaat etmeyen siyaset” algısına dönüştü.

Burada dikkat çekici olan yalnızca İşçi Partisi’nin yaşadığı sorun değildir. Muhafazakâr Parti de yıllardır kendi iç kavgalarını aşamıyor. Reform gibi aşırı sağ popülist hareketler giderek güç kazanırken Yeşiller de özellikle genç ve kentli seçmen arasında etkisini artırıyor. İki büyük partinin onlarca yıl boyunca üzerine kurulu olduğu iki partili düzen, artık toplumsal çeşitliliği temsil etmekte zorlanıyor. Seçmen davranışı daha parçalı, daha öfkeli ve daha sabırsız hale geliyor.

Bu tabloyu yalnızca ekonomik kriz açıklamıyor. Elbette uzun yıllardır düşük büyüme, durgun ücretler, konut krizinin derinleşmesi ve çöken kamu hizmetleri seçmen memnuniyetsizliğini besliyor. Ancak daha önemli olan, siyasal aktörlerin bu sorunlara farklı çözümler sunduklarına dair inancın zayıflamasıdır. Merkez sağ ile merkez sol arasındaki programatik fark daraldıkça seçimler hükümet değiştiriyor ama siyaset değişmiyor. Dolayısıyla iktidarlar hızla tükeniyor.

Bu durum yalnızca Britanya’ya özgü değil diye düşünüyorum. Avrupa’nın birçok ülkesinde merkez siyasetin benzer biçimde daraldığını görebiliriz. Fakat Britanya’da kriz daha görünür çünkü ülke uzun süre “istikrarın ülkesi” olarak tanıtıldı. Bir zamanlar hükümetlerin yıllarca görev yaptığı Westminster’da artık başbakanların siyasi ömrü birkaç yıla, bazen birkaç aya kadar düşebiliyor. Sorun, sistemin lider üretme kapasitesini kaybetmesi değil; liderlerin siyaset kapasitesinin daralmasıdır.

Üstelik Westminster modeli kendi merkezileşmiş yapısının bedelini de ödüyor. Yerel yönetimlerin sınırlı yetkileri, bölgesel eşitsizlikler ve Londra merkezli karar alma mekanizması uzun zamandır eleştiriliyor. İskoçya’nın bağımsızlık talebinden Kuzey İngiltere’deki ekonomik memnuniyetsizliğe kadar birçok mesele, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda yönetsel bir temsil sorunu olarak görünüyor. Son dönemde Andy Burnham gibi isimlerin öne çıkmasının nedenlerinden biri de merkeziyetçiliğe karşı yaygın bir tepkinin varlığı.

Belki de en dikkat çekici gelişme, siyasetin seçim kazanmaya indirgenmesi ve katılımcılığın yıpranması. Toplumsal siyaset yapma alanları baskıcı tedbirler ile daraltılıyor. Filistin meselesi bunun en net göstergesi oldu. Partiler artık uzun vadeli toplumsal dönüşüm projeleri üretmek yerine kamuoyu araştırmalarına göre ve buna dair pazarlama stratejilerine göre pozisyon alıyor. Bir hafta göç, ertesi hafta vergi, sonra güvenlik… Gündem sürekli değişiyor; fakat ülkenin üretkenlik sorunu, sağlık sisteminin krizi, konut açığı ya da gelir eşitsizliği gibi yapısal meseleler ertelenmeye devam ediyor. Böyle olunca seçmen yalnızca hükümetlerden değil, siyasetin kendisinden de uzaklaşıyor.

Starmer’ın istifası bu nedenle bir son değil. Büyük ihtimalle yerine gelecek lider de benzer bir pozisyonculukla devam edecek. Çünkü sorun Downing Street’teki isim değil; Westminster’ın toplumun beklentilerine cevap vermekte zorlanan siyasal mimarisi. Britanya’da kriz, hükümet krizinden çok temsil krizidir. Başbakanlar değişiyor, fakat seçmenlerin hayatında hissedilen bir değişim gerçekleşmiyor.

Son on yılda yaşanan hızlı lider değişimleri bize şunu söylüyor: Kurumsal istikrar yalnızca kuralların varlığıyla korunmuyor. O kuralların toplumsal meşruiyet üretmeye devam etmesi gerekiyor. Eğer siyaset umut üretmeyi bırakırsa, en köklü parlamenter gelenekler bile istikrarsızlığa dönüşebiliyor. Britanya bugün tam da böyle bir eşiğin üzerinde duruyor. Tartışılması gereken, Starmer’ın neden gittiği değil; neden artık hiçbir başbakanın uzun süre kalamadığıdır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şebnem Oğuz yazdı: Sınıfı Sonradan Eklememek: Türklük Sözleşmesi, Anti-kolonyalizm ve Politik Ekonomi Üzerine Bir Diyalog

Barış Ünlü’nün son dönemde yaptığı iki müdahalenin, Türkiye solunda...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Bizi yok yazın!

İnsan hakları konusunda Almanya’daki en güçlü kuruluşlardan biri olan...

Ceren Ergenç yazdı: Çinli işçinin beklenmedik ‘müttefiki’

Türkiye'de yaz boyunca fazla mesai haberleri üst üste geldi....

Özkan Yıkıcı yazdı: SDG kendini feshederken

Belli ki daha Suriye’yi çok ele almaya devam edeceğiz....

Fikret Başkaya yazdı: Hastane mi, kapitalist işletme mi?!

“En sonunda insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alışveriş...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
965AboneAbone Ol

Son eklenenler

Zafer Yörük yazdı: Kurtlar sofrası

Bir MİT ajanının (Kaşif Kozinoğlu) 2011 yılında cezaevindeyken fenalaşarak...

Yonca Özdemir yazdı: Canavarlar çağında barışı aramak: 81. BM Genel Kurulu’ndan notlar

Son haftanın dünya gündeminin ağırlık merkezi şüphesiz New York’taki...

Şener Elcil yazdı: Enerji ve Siyasi İstikrar

Birleşmiş Milletler’den yapılan bir açıklamaya göre, savaşlar, etnik ve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Haftanın ardından kısa ama önemli bir özetleme

Geçen haftaya bakınca, akılda direkt kalması gereken gelişmeler yaşandı....

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gramsci ve Cemaadımızdaki Aydın Krizi

Antonio Gramsci üretim ilişgilernin içündeki her toblumsal grubun gendi...

Özkan Yıkıcı yazdı: Almanya’da sol, Irak’ta merkezileşme gelişmeleri

Geçen hafta sonu Almanya'da iki eyalette de seçimler gerçekleştirildi....

Gözde Bedeloğlu yazdı: Sağlıkta bütçenin %15,2’si sevklere gidiyor

Kuzey Kıbrıs’ta kamu sağlığına ilişkin yapılan iddialı açıklamalarla sahadaki...

Canlı yayın