yaklaşımlarÖzkan YıkıcıHem uzak hem yakın gibi olan Türkiye ekranından - Özkan Yıkıcı

Hem uzak hem yakın gibi olan Türkiye ekranından – Özkan Yıkıcı

İlginç bir Türkiye gerçeği yaşıyoruz. Bunu Türkiye’de yaşayanlar da, cümle aynı ama uyarlama bambaşka şeklinde yaşamaktadır. Bazen size yakın, bazen de oldukça uzak gibi duruşlarla karşılaşırsınız. Örneğin Kıbrıs’tan kimisi suçunu bilmese de, nedenini çözemese de Türkiye’ye sokulmuyor. Bu normalin de gerisine düşüp konuşulur hâli de olmuyor. Başka şekilde ise bizim özellikle koltuk bekleyen veya oturanlar ısrarla her konuda hamasî bir Türkiye yorumu eklemeyi ilahî ihtiyaçmış gibi kullanır. Bambaşka bir sömürgesel tutsaklık oluşturuldu. Konuşulacak olan dahi belirli kalıplara çoktan konuldu. Onun için bizde Türkiye’deki gelişmeler çoğu zaman, özellikle de egemen elitlerde, pek dokunulmaz. Hatta daha kötüsü, yanlış olanı doğru diye hem de hamasî tabusal algılarla sunarlar. İşbirlikçiliğin, teslimiyet kültürünün siyasal versiyonudur olan. Ama giriş konusu gibi, sizi ülkelerine sokmuyor da nedenini dahi siz bilmeme durumunda olup normalin de gerisine düşme gerçeği vardır.

Türkiye ekranlarını izlerim. Özellikle de makale yazmam nedeniyle konuları nasıl ele aldıklarına bakarım. Bilimsel şekliyle yorumlamaya taşımakla da meşgul olurum. Örneğin muhalif ekranlar izlediğim ağırlıklı ikisi; birisi İmamoğlu davasına, ötekisi de Kürt merkezli yayınlar yapıyor. Ne garip: K. Kıbrıs’ta bu konular örneğin gazete ön sayfalarında rastlanmaz. Medya haberlerinde pek yer verilmekten kaçınılıyor. Hâlbuki Türkiye gündeminde hem İstanbul belediye başkanının davası hem de bölgesel savaşla Kürtler konusu oldukça güncel. Daha ileri gidecek olursak birçok dünya medyası da bu konulara yer veriyor. Ama etle tırnak olan K. Kıbrıs’ta pek de konuşulmak, yorumlanmak istenmez. Oluşan ilişkilerin kurumsal dışa vurma politiğidir.

Gerçekten izlemekte olduğum İmamoğlu davası oldukça ileride tarihî konu olacak. Mutlaka ama mutlaka bu konu tiyatrodan filme de sanatlaşıp sunulacak. Herhâlde izleyenler bir zamanlar bizim başımıza geleni de yaşayacak. Ankara’da öğrenim görürken Ankara Sanat Tiyatrosu, Dimitrov’un Savunması tiyatrosunu oynadı. Salonda her izleyen epey etkilendi. O dönemki Türkiye yargısıyla sorgulayanlar dahi, oyun çıkışı sohbetlere dek konuşuldu.

Orada olanlar önemli, tarihî Hitler Almanyası algısı bakımından ders vericiydi. Gerek mahkeme anında gerek suçlamalarla bunları resmen yerle bir eden savunmalar seyirciyi iyice etkiledi. Zaten o günlerde Türkiye 12 Mart darbesinden çıkıyordu.

Ben son Türkiye’deki yargılamaları izlerken, en son İstanbul belediye başkanının da olanına tanık olurken ister istemez ilgili tiyatro oyunu aklıma geldi. Ama doğrusu, şu andaki Türkiye İmamoğlu gibi yargılamalardaki düşülen durum derecesinde değildi. Özellikle de yargıçların durumu.

İlerde bu konu mutlaka eserleşip sanatlaşacak. Sunulduğu zaman da etkisi epey fazla olacak. O zaman da söylenecekler malumdur. Fakat şimdi yargı sürecinde olanlar, hele açık seçik davranışlar, hasta hâller ve tutumlar, sunulan iddiaların niteliği ileride tarihî çok ağır sorguları getireceği kesindir. Ama dedik ya, orası Türkiye.

Futbol olayını da seviyorum. Eskiden kısa zaman öncesine dek takımların bırakın on birini, yedeklerini dahi ezbere biliyordum. Radyo ile yürüyüş yapıp maç dinlemeyi severdim. Yine de evde maç izlerim. Sevdiğim veya istemediğim takımlar da mutlaka vardır. Ama giderek futbolun mafyalaşması, rantlaşmalarını da öğrendim. Yeri geldiğinde tefrika olarak da yazdığım oldu. Şimdi eskisi gibi oyuncuların tümünü bilme diye geniş bilgilerim yok. Ama futbolun cazibeli endüstri işleyişini, siyasallaşan taraflarını epey bildiğimi sanırım.

Neyse: Çarşamba gecesi hep yorum, haber, film kıskacından çıkmak amacıyla da Şampiyonlar Ligi’ni izlemeye karar verdim. Tümü olmasa da bir miktarla; zaten sağlığım da bozuk olduğu için kafamı biraz başka konularla meşgul etmeyi amaçladım. Fakat bazen aradaki istek ve tesadüf sizi yazacak konuya dek taşıma gerçeği de vardır.

Galatasaray maçına döndüm. TRT yayında işler normaldi. Fakat tesadüfen sanal medyada da uğraşırken Liverpool seyircisinin pankart açtığını, “Yurtta sulh, cihanda sulh” yazdığını öğrendim. Daha sonra yorum dinlemek için çevirdiğim Halk TV’de konu oldu. Başarılı Galatasaray sevinci aktarılırken birisi de Liverpool’un pankartını söyledi. Bahadır Özgür konuyu kısa ama net şekliyle koydurdu: “TRT izleyicisi görmedi ama diğer tüm dünya Liverpool seyircisinin pankartını gördü.” dedi. Bu Türkiye’deki yayın kurallarını, siyasal sansürü anlatan ufak ama net bir yaşanandı.

Ekleyelim: Liverpool seyircisi sol kesimlidir. Dünya konularına da duyarlıdır. Türkiye’de devlet yaptırmazken İngiltere’de Liverpool seyircisi hem de yönetimine karşın İsrail’e gidecek askerî malzeme yüklü gemileri yüklememe eylemi dahi yaptılar. Pankartın da amacı bölgemizdeki savaşa karşı olmalarıydı. Maç İstanbul’da ama pankartı açan Liverpool seyircisi. Hem de Mustafa Kemal’in sözleri olmasına rağmen TRT ekranı buna yabancı kaldı. Sansürü koydu. Bu da siyasal başka bir mesajdır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Cuma günü

Gazeteleri okurken, perşembe gününün tatil olduğunu ve Türkiye'deki cumhuriyetin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kalınan yerden Azerbaycan konusuna aralanırken

Dünkü yazımda Azerbaycan-Türkiye sorunu üzerine birkaç söz yazdım. Sabahleyin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamasi sarhoşluktan Azerbaycan gerçeğine aralanırken

Ankara'da Türk devletleri zirvesi toplandı. Tabii kimisi de Türk...

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,268TakipçilerTakip Et
1,270AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Cuma günü

Gazeteleri okurken, perşembe gününün tatil olduğunu ve Türkiye'deki cumhuriyetin...

Nevzat Hami yazdı: İki Nene, İki Kitap, Bir Sofra

Bir sofranın etrafında toplanan insanlar yalnızca yemek mi yer?...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Savaş düzenine hayır

Cuma günü başta Roma, Milano, Torino, Bologna, Napoli ve...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Redif Nurel ve “Dreams come true in Northern Cyprus!”

Rumun bayra'ını sallayacaglarsa Rum tarafı o tarafdadır. Ezan sesine...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kalınan yerden Azerbaycan konusuna aralanırken

Dünkü yazımda Azerbaycan-Türkiye sorunu üzerine birkaç söz yazdım. Sabahleyin...

Miquel Pellicer yazdı: Lula’nın dijital zaferinin anatomisi

Brezilya’da Luiz Inácio Lula da Silva’nın 25 Ekim 2026’da...

Fikret Başkaya yazdı: Araba çılgınlığına dair…

‘Eğer hem insanlarla ve hem de doğayla kaybettiğimiz ilişkiyi...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamasi sarhoşluktan Azerbaycan gerçeğine aralanırken

Ankara'da Türk devletleri zirvesi toplandı. Tabii kimisi de Türk...

Canlı yayın