yaklaşımlarÖzkan YıkıcıHava nasıl sorusuna ufak yanıtlar - Özkan Yıkıcı

Hava nasıl sorusuna ufak yanıtlar – Özkan Yıkıcı

Zaman zaman biri ötekine sormak için sorduğu soruyu yöneltir: “Hava nasıl?” Gerçekten hava bugün tersine başladı. Sabahleyin birden artık normalleşen kirli havayla karşılaştım. Tıkanmalar kendini gösterdi. Havada yine toz zerrecikleri vardı. Normalmiş gibi gelen hava, işte tam da buydu. Çok gerçek anlatır. Ama artık şaşırmadan, çıkıp sorgulamaya takılmadan normalleşince, hatta normalin iki yüzlü madalyon gibi oluşu da konunun önemsizleşmesine kolayca yardım etmektedir.

Hâlbuki sıklaşan hava toz zerrecikleri, en basitiyle güneş ışığını da soluklaştırmaya yetiyor. Soluduğunuzda ciğerlerinizi mahvetmeye yetiyor. Tabii neden böyle hava akımları oluştu sorusunu da sormaya başlayınca, “eskiden böyle değildi” ek bilgisi de eklerseniz, yanıtlar da nedene doğru evrilir. Havanın kirlenmesi, gelen hava akımıyla tozlu sürece geçişin karşılaşması olur. Hele son günlerin gelişmelerini de takip ederseniz, kullanılan savaş silahlarının doğada yarattığı tahribatı da gayet kolay dilinizin ucuna getirirsiniz.

Savaşta kullanılan bombaların yarattığı tahribatla, havanın da altüst olmasının sonucunu konuşursunuz. Bir anlamda sabahleyin tekrar tekrar karşılaştığımız havadaki toz gerçeği, iklimlerin bozulmasının ve savaşın yarattığı koşulların gökyüzüne doğru yansıyışını anlamamız gerektiğini de öğrenmemiz şart. Fakat belirttiğim gibi, hava kirliliği ile yaşamayı alışınca, o zaman da konunun önemi azalır; artık güncel normal akış içinde yaşanıp gidilecek bir sürece dönüşür.

Havanın tozlu hâlini normalleştirme döneminde yakalayınca, başka havalara doğru da gereksinim duyulur. Hele de Türkiye gerçeğimizle yaşarsak, olanları sansürsüz ele alırsak, ardı ardına gelen okul öğrenci ve öğretmen katliamları sıralanır. Türkiye medyası adeta bugün ilgili katliamlara kilitlendi. Sol haberde bazı yazarlar hemen şu hatırlatmayı yaptı: “Biz küçük Amerika olacaktık.” Gerçekten Amerika’da okullara veya başka insanların olduğu yerlere saldırılar artık kanıksandı. Okul basmak falan haber değeri dahi kalmadı. Şimdi son dönemlerde özellikle Yusuf Tekin döneminde işler daha da karıştı. Tarikatların okullara sokulup etkinleştirilmesi, mesleki okulların sermayeye ucuz sömürülecek emek biçimiyle açılması, çocukların mafya tuzaklarına kolayca düşmeleri ve benzer politik tutumlar, sonuçta söyletilen yetmişler hikâyesi film çekimine zemin oluşturdu.

Tekin döneminde epey okullara yönelik cinayetler gelişti. En son bir öğretmen İstanbul’da bıçaklandı. Ardından Urfa Siverek ve peşinden Maraş’ta okullar silahlı gençler tarafından basıldı. Maraş’tan son habere göre sekiz öğrenci ve bir öğretmen katledildi. Artık katliamlar normalleşti. Daha önceleri çocukların mafya tarafından kullanımı, okul dışında torbacılar, içeride saldırganlar, tarikatların olduğu ortamda okumaya gidenlerin sermayeye ucuz emek olarak kullandırılmaları hepsi yaşanarak normalleşti.

Okul yararı olması gereken okul kantinleri ise ihaleyle adeta rantlaştırıldı. Para ihtiyacı ile para kazanmanın döngüsüne sokuldu. Böylelikle yoksul çocukların aç kalırken satın almama durumuna da sokuldu. Pahalı satışlarla kazanç ceplere ve okul ihtiyaçlarına doğru kullanıldı.

Elbet son Urfa Siverek’le başlayıp peşinden Maraş’ta devam eden saldırılar, yeniden okulların hâlini ortaya koydu. Oysa böylesi tehlikelerin gelmekte olduğu, bazı işaret eden olayların da olup mecliste araştırılması istense de parmak sayısıyla reddedildi. Öyle ki katliamlara rağmen özür dilemeyen bir makam gerçeği de vardır.

Devam edelim: Türkiye eski zamanda “Küçük Amerika olacak” deniyordu. Bizde de son dönemin tekrarlanan tekerlemesi ise “Türkiye’de ne varsa bizde de olacak” ezberiydi. Bizdeki okulların da durumu malum. Birçok olay örtülmekte veya oluşan nüfus darmadağınlıkta pek de aydınlık yarın göstermemektedir. Ama hep söylenir: Bizde ne varsa, sizde de olacak.

Yine de K. Kıbrıs gerçekleri de alınan bazı kararla kendini itiraf eder. Daha dün sonuçlanan kaçak durumuna düşenler affı yeniden gündeme geldi. Tabii asgari ücret fiyatında para alınması da var. Komisyon falan ise söylenmese de, dile gelen istediği yerde yakalar.

Tekrar edelim: Daha dün bu süreç yapılıp tamamlandı. Üstelik aynı yönetim, yapılan kaçakların affı son defa dendi. Defalarca tekrarlandı. Bu süreci kolay ezberleyen ve fırsata dönüştürüp bazen de mafyalaşarak karşımıza gelen çevreler de hep insan ticaretiyle kaçak kuralını kullandılar. Tabii adaya gelip fırsatı kullanıp da yasallık kazanmak isteyen bazı yabancı kesimler de aynı yörüngede rollerini aldı.

Emek sömürüsü, kaçakçılık, yasadışılık ilkesi ve onu ranta çevirme kârlılığı; hepsi bir anda hayatın kendisi oldu. Ülkemizdeki kaçak oranının yarıdan fazla olduğuna dair inanç yaygın. Ve devamı da geliyor. Bu, en başta K. Kıbrıs’ın sosyolojik yapısını bozdu. Kirli para kazanma kuralını normalleştirdi; kültürel karmaşa ile paydaşlık ortaklığı berhava edildi. Karmakarışık bir yapı, nüfusu bilinmeyen, planlama yapılmayan ve bunun üzerinden ticaret ile emek sömürüsünü katmerleştiren sistemi oluşturdu. Şimdi yine belli ki sıkışma var. Para toplanacak. Kaçak nüfus her zaman yoğun. Onlara yasallık için de ellerindeki ücrete el atılıyor. Hep kaçaklar konuşulur. Ama onları sömüren, buraya yasadışı getiren, bu işten kazanan durumlar hiç sorgulanmaz. İnsanı sömürerek kaçak çalıştıranın en azından yasal ücretini vermesi dahi istenmez. Hemen hatırlayın son Bangladeşlilerin başına geleni. Kimlerin rol aldığını. Peki sonuç: sıfıra sıfır derecesinde. Bu insanlar adaya getirilirken paralarına el kondu. Çoğu yerde kötü koşullarda çalıştırıldı. Şimdi ise paraya ihtiyaç var. Yine o yalan başlangıç kelimesi var: “son defa”… ama kaçıncı diyecek olursanız, sormayın.

Böyle bir sistem oluşturuldu. Zaten yeri geldiğinde de K. Kıbrıs yasadışı bölge olarak sistemin de kullandığı coğrafya…



Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz gelirken 3

Peş peşe sizi yakın tarih hafıza canlandırmaya odaklaştırdım. 15...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz’a gelirken 2

Bugün 15 Temmuz. Hem Kıbrıs hem de Türkiye için...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz gelirken 1

Yeniden bir 15 Temmuz darbesi yıldönümüne geldik. Darbe günü...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gerçekler yakarken, hesaplar kâr ve imha üzerine

Ortadoğu tek kelimeyle kaynıyor. Kaynıyor kelimesi salt bir çerçevede...

Özkan Yıkıcı yazdı: Basitleştirme girişimli bir yazı denemesi

Pazarın sıcaklığı yükseldi. Boğucu hâle daha da tetikledi. Beyinler...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,925TakipçilerTakip Et
906AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kiriakos Cambazis yazdı: Kıbrıs sorununun bugünkü aşaması ve reddiyeci güçler

Bu günlerde, bir İngiliz gazetesinin Maria Angela Holgin'in öneriler...

Dionysis Dionysiou yazdı: Kıbrıs sorununda “Türk çözümü” ve kim destekliyor?

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs sorununda yeni bir girişimine dair tartışma,...

George Koumoullis yazdı: DİSY’nin darbe konusundaki “hermafrodit”* tutumu

* başlıktaki hermafrodit kelimesinin Türkçe tam karşılığı argo olarak...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Atilla Harekatı ve Sonuşları; Nere Giderig?

15 Temmuz 1974’de Yunanistan’ın ülkemize gerşegleşdirdiyi darbeden 5 gün...

Çağla Elektrikçi yazdı: Kırsal sessizlik bir atmosfer değil, politik bir tercihtir

My Way Home, İngiltere'nin siyasal-ekonomik dönüşümünün kritik bir eşiğinde...

Gözde Bedeloğlu yazdı: “Bu bir çocuk koruma yasası değil, vazgeçme yasası”

Hukukun en yaralı kavramlarından biridir "suça sürüklenen çocuk". Bu...

Ela Ava yazdı: “Rota yeniden oluşturuluyor”

ABD’nin 7-8 Temmuz’da NATO zirvesi sürerken İran’a yeniden başlattığı...

Canlı yayın