iktibasEcehan BaltaHalkların İklim Zirvesi neden gerekli? - Ecehan Balta

Halkların İklim Zirvesi neden gerekli? – Ecehan Balta

Orjinal yazının kaynağıilketv.com.tr
Kategori:

Türkiye’nin Kasım ayında yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP31) ev sahipliği, iklim siyasetinde “sahne ışıkları”nın Antalya’ya çevrileceği bir döneme işaret ediyor. Fakat ışıkların büyüsü, sahnenin arkasındaki kabloları ve duman makinelerini görünmez kılabiliyor. Resmi zirveler uzun zamandır iklim krizinin varlığını kabul ediyor, ama krizi üreten düzenin temel dişlilerine dokunmadan “yönetilebilir” bir problem gibi sunuyor. Bu yüzden COP, çoğu zaman iklimin değil, imajın zirvesine dönüşüyor.

İşte Halkların İklim Zirvesi tam da bu boşluğa doğuyor: Krizin “teknik” bir dosya değil, bir sınıf, doğa ve yaşam rejimi meselesi olduğunu söylüyor. “Karbon” kelimesinin arkasında kimin kazandığını, kimin yerinden edildiğini, kimin nefessiz kaldığını konuşuyor. Ve en önemlisi, iklim krizini yaratanların krizden çıkışı da satılık hale getirmesine itiraz ediyor.

Resmi anlatı bize sürekli aynı masalı fısıldıyor: Biraz piyasa, biraz teşvik, biraz teknoloji, biraz da bireysel “farkındalık”. Oysa gerçekte iklim krizi, fosil yakıt düzeninin, taşeronlaştırılmış emeğin, toprağı metalaştıran tarımın ve doğayı hammadde deposu gibi gören çıkarımcılığın ortak ürünü… Sorun “yanlış seçimler” değil, doğru işleyen bir yağma makinesidir. Bu makine, kimi zaman madeni “yeşil” diye boyar, kimi zaman doğalgazı “geçiş yakıtı” ilan eder, kimi zaman da karbon piyasalarıyla kirletme hakkını menkul kıymete çevirir.

Türkiye bağlamında bu tablo daha da çıplak: Enerji ve inşaat odaklı büyüme modeli, kentleri betona, kırsalı maden ve enerji projelerinin haritasına dönüştürürken; iklim politikası çoğu zaman “yatırım ortamı”nın yanında, bir aksesuar gibi taşınıyor. Üstelik bu süreç, sadece doğayı değil, hukuku da aşındırıyor. ÇED süreçlerinin göstermelikleşmesi, halkın katılımının formaliteye indirgenmesi, yerel itirazların bastırılması… Son dönemde “acele kamulaştırma” adı altında bu göstermelik süreçler dahi yok sayılıyor.

Bu nedenle Halkların İklim Zirvesi, resmi zirvenin “sessiz bıraktıklarının” sesi olmak istiyor. Çünkü COP salonlarında iklim adaleti, çoğu zaman iyi niyetli bir slogan gibi dolaşır; oysa sahada bir hak mücadelesidir. İklim adaleti, yalnızca emisyon grafikleri değil, işçilerin güvencesi, kadınların bakım yükü, göçmenlerin kırılganlığı, LGBTİ+’ların dışlanması, çocukların sağlığı, yaşlıların sıcak dalgalarında hayatta kalma ihtimali demektir. Bir ülkede depremde, yangında, selde kimlerin daha çok öldüğüne bakmak, iklim adaletinin toplumsal haritasını verir. Ve o harita çoğu zaman eşitsizliğin atlasıdır.

Krizle yüzleşmek, yalnızca enerji kaynaklarını değiştirmek değil, iktidar ilişkilerini değiştirmektir. Bir yanda fosil şirketleri, finans çevreleri ve onları kollayan devlet aygıtları; diğer yanda yaşamı savunanlar. Bu çatışmayı “hep birlikte” diye yumuşatmak, sorumluluğu buharlaştırır. Oysa iklim krizi, failin adını koymayı gerektirir: Kirleten, sömüren, yerinden eden kim?

Bir başka kritik nokta da “yeşil dönüşüm”ün nasıl kurgulandığıdır. Bugün yeşil dönüşüm, sıkça yeni bir maden dalgasıyla, kritik minerallerle, mega enerji projeleriyle ve tedarik zincirlerinin yeniden kurulmasıyla birlikte düşünüldüğünde; iklim hedefleri, yeni bir çıkarımcılık rejiminin gerekçesine çevriliyor. Bu, iklimi kurtarmak adına başka coğrafyaları feda eden bir mantık üretiyor. Yani kriz, başka bedenlere ve başka topraklara ihale ediliyor. Halkların İklim Zirvesi, tam da bu “yeşil boyalı” yağma biçimlerine karşı, gerçek bir adil geçiş perspektifini savunuyor.

Adil geçiş, yalnızca “iş kaybı olmasın” temennisinden ibaret değil. İşçinin söz ve karar hakkı, sendikal örgütlenme, güvenceli istihdam, kamusal planlama, yerel toplulukların rızası ve enerji demokrasisi olmadan adil geçiş olmaz. Dahası, adil geçiş, “bedel ödeme” işini yine emekçilere yıkan bir politika seti de olamaz. İklim politikası, en yoksulların elektrik faturasını artırıp en zenginlerin özel jetlerini koruyorsa; adına dönüşüm dense bile, bu bir sınıf siyaseti tercihidir.

Türkiye’nin COP31 ev sahipliği, iktidar için bir vitrin ve pazarlama fırsatı olabilir. Ama bu vitrin, aynı zamanda hesap sorma fırsatına da dönüşebilir. Halkların İklim Zirvesi, tam da bu dönüşümün adıdır: “Sözümüz var” demek, bilim insanlarının, işçilerin, kadın ve LGBTIQ+ hareketinin, köylülerin, ekoloji örgütlerinin, kent hakkı savunucularının ve gençlerin ortak bir dili kurmasıdır.

Bu dil, romantik bir “gezegen sevgisi” dili değildir. Somut bir siyaset dilidir: Fosil yakıtlardan çıkış, emek ve doğa için kamusal planlama, şirketlerin değil halkın yararını esas alan bir enerji ve tarım politikası, yerel toplulukların karar süreçlerinde gerçek yetkisi, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi, göç ve afet politikalarının adalet ekseninde yeniden kurulması.

COP salonlarında krizi “yönetmek” isteyecekler. Halkların İklim Zirvesi ise krizin “yönetilmesinin” ötesine geçecek. Ve belki de en sarsıcı soruyu, en sade biçimde yeniden kuracak: Bu gezegende yaşam hakkı bir piyasa kalemi olabilir mi? Olamaz diyenler, Halkların İklim Zirvesi’nde buluşuyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ecehan Balta yazdı: İklim finansmanı mı borçlandırma rejimi mi?

İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil. Kuraklık,...

Ecehan Balta yazdı: Barış Buluşması: O mayının orada ne işi vardı?

Savaşın ve ekolojik yıkımın ardından sık sık aynı cümleyi...

Ecehan Balta yazdı: Avrupa’nın çöpü Adana’da

Pembe bir Barbie çantası, çamura yarı gömülmüş halde duruyordu....

Ecehan Balta yazdı: NATO’nun savaş bütçesi, fosil yakıt düzeni

Ankara’daki NATO Zirvesi’nin ağırlık merkezi Donald Trump’ın yıllardır ısrarla...

Ecehan Balta yazdı: 35×35: Fosile Elektrikli Makyaj

COP31’e giderken Türkiye’nin iklim diplomasisinde öne çıkardığı yeni hedefin...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın