Kıbrıs iktibasŞener ElcilGüç zehirlenmesi - Şener Elcil

Güç zehirlenmesi – Şener Elcil

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com
Kategori:

1960 yılında NATO’nun politikaları çerçevesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, ne yazık ki NATO’cu subayların yönetimindeki EOKA ve TMT’nin devreye girerek, toplumlararası çatışmaları başlatması ile yürütülemedi.

4 Mart 1964 yılında Birleşmiş Milletler’de alınan 186 sayılı karara Türkiye’nin de onay vermesi ile Kıbrıs Türk toplumu devletin dışında bırakılırken, Kıbrıslı Rumlar cumhuriyetin sahibi yapıldılar.

Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başlarına yönetir ve tüm kurumların Rumlaşmasını sağlarken, Türkiye de adaya yolladığı subaylar aracılığı ile Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini gasp edip yönetimi devraldı.

1968 yılında başlayan çözüm görüşmelerinde temel konu Kıbrıs Cumhuriyeti egemenliğinin siyasi eşitlik temelinde paylaşımıydı.

1974 yılında faşist Yunan cuntasının organize ettiği darbe sonrası, Türkiye’nin garantörlük sorumluluğu çerçevesinde yaptığı askeri harekatla adanın yüzde 37’sini ele geçirmesi, Kıbrıs sorununun çözümünü daha karmaşık hale getirdi.

İki toplum arasında devam eden görüşme süreçlerinde egemenliğin yanında toprak, mülkiyet ve nüfus konuları da masaya geldi.

Görüşme süreçlerinin tümünde, Kıbrıslı Türkler adına masaya gidenler, Türkiye’nin Kıbrıs siyaseti çerçevesinde masaya öneriler getirdiler.

Crans Montana’da yaşananlar sonrası, Türkiyeli yetkililer Kıbrıs’la ilgili daha katı bir politika izleme yolunu seçtikleri için “İki ayrı eşit egemen devlet” tezine karşı olan Mustafa Akıncı’yı seçime müdahale ederek devre dışı bıraktılar.

Bu siyaset, Kıbrıs Türk toplumunu uluslararası hukuk ve iki toplumun çözüm süreçlerinde karşılıklı kabul ettikleri konuların dışına çıkardığı gibi Kıbrıs Cumhuriyeti’ni paylaşmak istemeyen Kıbrıs Rum Liderliğine de önemli bir siyasi rahatlık sağladı.

“Mavi Vatan ve iki ayrı eşit egemen devlet” olarak ifade edilen akıl dışı siyasetin, Kıbrıs Türk toplumuna kalıcı zararları olduğu ve Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmaları’ndan ve Avrupa Birliği’nden elde ettiği hakların geriye götürüleceği artık açıkça görülmektedir.

Kıbrıs Rum Liderliği “gücü güçle dengeleme politikası“ temelinde, ABD, Fransa, İngiltere ve İsrail ile güvenlik ve iş birliği antlaşmaları yapmış, denizdeki doğal kaynakların işletilmesini de bu ülkelerin global şirketlerine vermiştir.

Çocukların çok kullandığı “benim babam, senin babanı döver” stratejisi bu noktada Türkiye’nin doğal kaynaklar ve denizdeki egemenlik hakkı iddialarını tamamen berhava etmiştir.

Son olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Mısır arasında imzalanan antlaşma ile doğal gazın çıkarılıp satışının önünün açılması bu başarıyı doğrulamaktadır.

Türkiye’nin, Kıbrıs konusunda izlediği akıl dışı siyaset, başta Kıbrıslı Türkler olmak üzere Türkiye’ye de kaybettirmeye devam etmektedir.

Bilinmelidir ki, Türkiye yetkilileri öncelikle iradesine saygı duymadıkları, küçümseyerek dayatmalarla yönettikleri bu adanın gerçek sahibi Kıbrıs Türk toplumunu kaybetmişlerdir.

Türkiye’nin Kıbrıs Türk toplumunu yok oluşa sürükleyen yanlış siyaseti adadaki varlığını sorgulatmaktadır.

Mart ayında yapılması öngörülen gayrı resmi zirve toplantısında üçüncü tarafların müdahalesi olmazsa herhangi bir ilerleme olması mümkün değildir.

Türkiye, Kıbrıs siyaseti ile çözüm istemeyen taraftır ve adanın kuzeyinde izlediği kolonicilik siyaseti ile suçlu durumdadır.

Güçle her sorunu aşabileceğini öngören Türkiye’nin Kıbrıs siyaseti, akıl yolunu seçen, uluslararası hukuku ve diplomasiyi kullanan siyasete yenilmiştir.

Güç zehirlenmesi yaşayan Türkiye’deki iktidarın, dünyada kendilerinden daha güçlü ve daha akıllı insanların da olduğunu görmek istememelerinin yarattığı bir yenilgidir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şener Elcil yazdı: Brüksel’in Kıbrıs’a Bakışı

Avrupa Konseyi’nin davetlisi olarak, geniş katılımlı bir ekiple Brüksel’de...

Şener Elcil yazdı: Tembel Kıbrıslılar!

Kıbrıs’ta İngiliz koloni yönetimi çalışma saatlerini düzenlerken, o yörenin...

Şener Elcil yazdı: Enerji ve Siyasi İstikrar

Birleşmiş Milletler’den yapılan bir açıklamaya göre, savaşlar, etnik ve...

Şener Elcil yazdı: Büyüklere Ninniler

Yüzyıllar boyu devam eden emek-sermaye çelişkisine dayalı iktidar kavgası,...

Şener Elcil yazdı: Benden Sonrası Tufan!

Dünyayı yöneten küresel sermaye grupları arasındaki rekabetin yarattığı yeni...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
969AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ecehan Balta yazdı: Halkların İklim Zirvesi

COP31’e bir ay kaldı. Antalya, hükümetlerin, diplomatların, uluslararası kuruluşların...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Ceren Ergenç yazdı: Çin ve AB barıştı mı?

Coen kardeşlerin Okuduktan Sonra Yak filminin ünlü kapanış repliği “Sorunu...

Fikret Başkaya yazdı: Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Volkan Yaraşır yazdı: Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Marx kapitalizmi “yaşayan metafizik” olarak tanımlar. Faşizm bu metafiziğin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Canlı yayın