NATO liderlerinin Ankara’da Donald Trump karşısında sergilediği boyun eğici tutum, askeri harcamalardaki büyük artışın Avrupa’yı Washington’dan daha bağımsız kılacağı yönündeki iddiaları boşa çıkarıyor.
İttifakın ABD’ye koşulsuz bağlı genel sekreteri Mark Rutte, bugün ABD›nin İran›la yeniden topyekûn bir savaşı tetikleyebilecek son saldırılarını desteklemekte gecikmedi. Rutte, gece düzenlenen hava saldırılarının «İsrail, Avrupa ve tüm dünya için kesinlikle gerekli olduğunu» savundu.
Rutte, Avrupa siyasetinde, ABD ile İsrail’in Şubat ayında başlattığı ve hiçbir provokasyona dayanmayan savaşa verdiği güçlü desteği açıkça dile getiren ender isimlerden biri. Binlerce kişinin ölümüne yol açan, İsrail’in Lübnan’ın bazı bölgelerindeki işgalini belirsiz bir süreye yaymasına neden olan ve küresel ticareti sekteye uğratarak emekçi sınıfların yaşam standartlarını ağır biçimde etkileyen bu savaşın sorumluluğunu ise Ankara’da toplanan ABD emperyalizminin sadık takipçileri hâlâ mağdura yüklemeyi sürdürüyor.
Trump’ın öngörülemez saldırganlığı, askeri-sanayi kompleksinin neredeyse sınırsız mali taleplerine boyun eğmenin gerekçesi olarak sunuluyor. Üstelik bu talepler gerçekten de neredeyse sınırsız.
Britanya’da Keir Starmer’ın, savunma bütçesini üç yıl içinde yıllık 54 milyar sterlinden 80 milyar sterline çıkaracak, yani yüzde 48 artıracak yatırım planı, Westminster siyasetinin tamamında yetersiz bulunuyor.
Almanya ise konut ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere hemen her alanda uyguladığı bütçe disiplinini askeri harcamalar için askıya aldı. Önümüzdeki dört yıl içinde silahlanmaya harcamak üzere akıl almaz büyüklükte, 800 milyar avro (680 milyar sterlin) borçlanmayı planlıyor.
Bu yeniden silahlanma hamlesi, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini geliştirmesi olarak sunuluyor.
Ancak Trump’ın Grönland’ı ele geçirme kararlılığını bir kez daha yinelemesi üzerine Danimarka bugün, bu savunma anlayışının gerektiğinde ABD’ye karşı da savunmayı kapsadığını yeniden vurgulamak zorunda kaldı.
Daha yaygın sav ise Avrupa’nın özellikle Rusya’ya karşı kendisini savunabilmek için ABD’ye bağımlılığını azaltması gerektiği yönünde. Her iki durumda da daha fazla askeri harcamanın Trump’a karşı dik durmanın yolu olduğu ima ediliyor.
Oysa göz ardı edilen gerçek şu: Devasa askeri harcama taleplerinin kaynağı bizzat Trump’ın kendisi. Nitekim NATO üyesi ülkelerin liderleri de zirveye, onu memnun edebilmek için milyarlarca dolarlık silah anlaşmalarıyla övünerek başladı.
Bu anlaşmaların büyük bölümü öncelikle ABD’li silah şirketlerinin çıkarına hizmet ediyor. Alman Rheinmetall ile ABD’li Lockheed Martin’in Almanya’da balistik füze üretmek üzere yaptığı anlaşma; Britanya’nın Lockheed Martin’e hassas vuruş kabiliyetine sahip füzeler için 254 milyon dolar (190 milyon sterlin) ödeme taahhüdü; beş NATO üyesinin Northrop Grumman’dan yüksek irtifa gözetleme insansız hava araçları satın alma sözü bunlardan yalnızca birkaçı.
Starmer’ın ABD’den nükleer silah taşıma kapasitesine sahip F-35A savaş uçakları satın alma ve ABD’nin Suffolk’taki Lakenheath üssüne yeniden nükleer bomba konuşlandırmasına izin verme kararı gibi, bu anlaşmalar da Washington’dan operasyonel bağımsızlığı artırmıyor. Tam tersine, ülkeleri ABD’nin denetimindeki savaş makinesine daha da sıkı biçimde bağlıyor.
Çünkü NATO tam da böyle bir yapı. Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (halen Hava Kuvvetleri Generali Alexus G. Grynkewich) her zaman bir ABD subayı oluyor.

Trump döneminde bu savaş makinesi her zamankinden daha pervasız biçimde kullanılıyor. İran’daki çatışmalar henüz sona ermeden Küba’nın da tehdit edilmeye başlanması bunun son örneği.
ABD’ye karşı liberal bir denge unsuru arayanlar, Küba konusunda yaşanan geri adıma dikkat etmeli. Ablukayı bugüne kadar sürekli kınayan Almanya, İtalya, Kanada ve Hollanda gibi ülkeler, bu hafta Birleşmiş Milletler’deki oylamada Trump’ın gözüne girebilmek için çekimser kaldı. Dünyadaki devletlerin ezici çoğunluğu Küba’nın yanında yer alırken, en ihtiyaç duyduğu anda yüzünü çevirenler, kimi zaman alternatif güvenlik ortakları olarak sunulan NATO’nun sadık müttefiklerinden başkası değil.
NATO bir ABD ittifakıdır.
Trump’ın müttefiklerin “üzerlerine düşeni yapmadığı” yönündeki öfkesi de aslında Washington’ın kullanımına daha fazla kaynak sunulması talebinden ibarettir.
Avrupa, ABD’ye alternatif bir güç odağı değildir. ABD öncülüğündeki emperyalist sistemin temel direklerinden biridir; ABD ve İsrail’in savaş suçlarını kolaylaştıran, küresel Güney’in karşısında konumlanan bir aktördür.
Trump, ABD öncülüğündeki ittifaka yönelik tepkiyi hiç olmadığı kadar büyüttü. Artık NATO’dan çekilmeyi ve ABD askerlerinin ülkemizden çıkarılmasını talep etmenin zamanı geldi.
Çeviren: Özge Güneş
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



