iktibasFikret BaşkayaFikret Başkaya yazdı: Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

Fikret Başkaya yazdı: Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

“Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahât senin, demeğe de dilim varmıyor ama 

kabahâtın çoğu senin, canım kardeşim!”

Nazım Hikmet

“Bu ancak şu anlama gelebilir:

Oradan çıkmak için yol yok değil ama artık vakit,

Bugüne kadar bellediğimiz bütün eski yolları terk etme vaktidir”

Aimé Césaire

Neden bu kadar kolay yönetebiliyorlar, aldatabiliyorlar, oyalayabiliyorlar, manipüle edebiliyorlar, ülkenin varını-yoğunu bu kadar kolay yağmalayabiliyor, talan edebiliyorlar?

Herhangi bir tarihsel-toplumsal olayı veya süreci, anlamak, tanımlamak, bilince çıkarmak için bir dizi neden sıralamak âdettendir. Fakat o kadarı yeterli değildir… Bir de bütün nedenler içinde asıl nedeni nedenler hiyerarşisinin başına yerleştirmek gerekir…

Türkiye’nin şimdilerde içine sürüklendiği çürümeyi, sefil durumu anlamak için yüz yıl geriye gitmek gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu’nun doğrudan devamıdır. Osmanlı İmparatorluğunda devlet kutsaldı… Onun doğrudan devamı olan Cumhuriyet rejiminde daha da kutsal… Devletin kutsal sayıldığı yerde de ‘gerisi teferruattır’ denir…

Cumhuriyetin ilanına giden süreçte emekçi halk kitlelerinin bir dahli olmadı… Esasen Cumhuriyet de ikinci ittihatçı rejimiydi… İlerleyen dönemlerde de kitlelerin sosyal-politik süreci etkilemesine izin verilmedi… Padişah’ın-Sultan’ın kulunun bir cumhuriyetin yurttaşı olması engellendi… Yurttaş bilinci olsaydı ülke bu günkü utanç verici durumda olur muydu? 1923-1946 aralığında örgütlenmek, dernek, sendika, siyasi parti kurmak yasaktı… 1946 ‘da dernek, sendika, siyasi parti kurmanın önü açıldı ama devletin istemediği örgütler hemen kapatılıyordu veya işlevsizleştiriliyordu… İktidar partisi olan CHP’den Demokrat Parti çıkarıldı. 1950 sonrasında askeri darbeler dışında insanların önüne sandık kondu ama sandıktan hiçbir zaman halk iradesi çıkmadı…

Bizde siyasi partiler devletin ve sermayenin partileridir… Tabii seçimlerde kullanılan oyun da bir karşılığı yoktu… Söz konusu olan bir seçim ve temsil yanılsamasından ibaretti… Yegâne istisna 1960 askerî darbesinden sonra kurulan Türkiye İşçi Partisiydi. 1971, 12 Mart askerî darbesi tarafından kapatıldı ama kitle hareketi 1970’li yıllarda da yükselmeye devam etti… Ve asıl darbe NATO’cu, Amerikancı 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle vuruldu…

Esasen bu ülkenin geride kalan yüzyılı, kitle katliamlarının, siyasî cinayetlerin, yasakların, yok saymanın tarihidir… Bu rejim bu ülkenin en değerli şairlerini, yazarlarını, sanatçılarını, ressamlarını, bilim insanlarını, gazetecilerini, entelektüellerini katletmediği zaman hapislerde çürütmüş, aç ve işsiz bırakmış, ilticaya zorlamıştır… Katıksız halk düşmanı bir rejimdir…

Bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji de rejimin niteliğinin tartışılmasını, anlaşılmasını, bilince çıkarılmasını engelledi… Ana okulundan, üniversiteye çocukların, gençlerin bilinci bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji tarafından köreltiliyor… Eleştirel düşüncenin yeşermesi engelleniyor… Oldum olası Türkiye’de ‘ortalama bilinç’ yurttaş bilinci değil, misafir, mülteci, sığıntı bilincinin ortalamasıdır… Eğer ‘yurttaş bilinci’ olsaydı, bu kadar kolay yönetebilirler, aldatabilirler, oyalayabilirler, sömürebilirler, yağmalayabilirler ve talan edebilirler miydi?

Bizde siyaset, bütçeyi, hazineyi, müşterekleri (herkesin olan, herkesin kullanılmasına sunulması gerek ortak yaşam alanları ve kaynakları) yağmalama, siyasetçileri ve çevresini de zenginleştirme aracıdır… Fakat çeyrek yüzyıllık iktidarında dinci AKP döneminde bütün rekorlar kırıldı… Eğer bir süre daha iktidar olmayı başarırlarsa, geride geriye kurtarılacak bir şey kalmayacak… Gerçi, açlıkla, yoksullukla, sefaletle bir şekilde başa çıkılabilir ama doğa tahribatı bu günkü tempoyla devam ederse, toplumun geleceği kararmaya devam edecektir…

Geride kalan dönemde emekçi kitleler sosyal-politik sürece etkili müdahalede bulunamadı… Siyaset münhasıran kaşarlanmış burjuva politikacıların işi olmaya devam ettikçe başka türlü olması mümkün değildir… Buraya kadar söylediklerimden geride kalan dönemde özgürlük ve demokrasi mücadelesi yapılmadı anlamı çıkarılmamalıdır… Ödenen büyük bedeller taşı yerinden oynatmakta yetersiz kaldı… Şeylerin rotasını değiştirecek yüksekliğe çıkamadı…

Bugün artık farklı bir durumla yüzleşme zorunluluğu var… Sistemin peydahladığı sosyal kötülüklere (açlık, yoksulluk, işsizlik, sefalet, aşağılanma…) iklim krizi ve ekolojik yıkım da eklenmiş bulunuyor ki, bu yaşamın temelinin aşınması demektir… Başka türlü ifade etmek istersek, radikal bir paradigma değişikliğine, radikal bir ideolojik-politik-entelektüel kopuşa ihtiyaç var… Artık sadece yönetenleri değil, sistemi değiştirmenin gerekli olduğu zamanlardayız…

Siyaseti burjuva siyasetçilerinin elinden alınıp, herkesin şeyi, işi yapılması gerekiyor… Bu ülkenin tüm zenginliğini üreten/yaratan emekçi halkın kendi kaderine sahip çıkmasına, şeylerin seyrini, aracın rotasını değiştirmesine bir engel yok… İrade sahibi insanlar değil miyiz? Eğer soruyu soracak yüksekliğe çıkılmışsa, cevap da uzakta değildir…

Açlık, yoksulluk, sefalet, geleceksizlik tablosu veri iken, kitle hareketi de yükselecektir… Bu eşyanın tabiatı gereği öyledir… Potansiyelin heba edilmemesi için artık sahaya çıkma zamanıdır… Başkalarından çözüm beklemek aymazlığından yakayı kurtarmanın gerekli olduğu zamanlardayız… Siyasetin herkesin işi, şeyi olması gerekiyor… Velhasıl yurttaş bilinciyle hareket etmeye bir engel yok… Ellerimiz ebed-müddet armut toplamak zorunda değil…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Fikret Başkaya yazdı: Politik İslamcı son hamle…

“Eğer görünüş özle çakışsaydı, bütün bilim gereksiz olurdu.” -...

Çöp (atık) veya kendi pisliğinde boğulmak – Fikret Başkaya

‘Gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir’ Antonio Gramsci Yüzleşmek zorunda olduğumuz sosyal...

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor – Fikret Başkaya

‘Siyasal iktidar denen şey, bir sınıfın başka bir sınıfı...

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok… – Fikret Başkaya

“İnsanlık ancak çözümleyebileceği sorunları görev olarak önüne koyar. Çünkü...

‘İç cepheden’ sevgilerle… – Fikret Başkaya

‘İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar…’John Emerich Dalberg-Acton Aslında Acton,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,934TakipçilerTakip Et
883AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Sevgül Uludağ’ın ardından bir hüzün yazısı

Aslında bilip de tereddütle yaşadığım bir haber gibiydi. Zaten...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Kayıplar Koruyucu Meleğini, Kıbrıs da Bir Hafıza İşçisini Kaybetti

Sevgül Uludağ’ı kaybettik! Ölüm haberi benim için sürpriz olmadı. Cenk’in...

Andreas Parashos: Sevgül Uludağ Kıbrıs’taki tüm kayıpların annesiydi

29 Haziran 2026 tarihinde saat 09.19’da Politis Radyosu’nda yayında...

Branko Marcetic yazdı: New York’ta demokratik sosyalistlerin zaferi: ABD’de sosyalizm yükseliyor

Siyasal bir etkinlikte “U-S-A” (A-B-D) sloganlarının atılması alışılmadık bir...

Vijay Prashad yazdı: ABD-İran ateşkesi uzlaşma değil

İran-ABD Mutabakat Zaptı (MoU), bir uzlaşmanın değil, ABD ve müttefiklerinin...

Ramiro Vinueza yazdı: Ekvador’da kriz ve militaristleşme süreci derinleşiyor

Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, 16 Haziran’da ülkenin çeşitli...

Ertan Erol yazdı: Liberal demokrasinin sonu mu?

Artık Latin Amerika’da ABD vatandaşlığına sahip ikinci bir devlet...

Özkan Yıkıcı yazdı: Davranış net

Havalar ısınırken, savaş daha nefes alırken, ikinci mutabakat alanından...

Canlı yayın