yaklaşımlarBurak KurtcebeDikilitaş siyaseti ve siyasetçisi - Burak Kurtcebe

Dikilitaş siyaseti ve siyasetçisi – Burak Kurtcebe

Kıbrıs’ın tarihsel ve stratejik önemini kavramadan, Kıbrıs dışında bir hayat, bir siyaset olduğunu anlamadan, emperyalizmin ada üzerindeki hakimiyet politikasını da görmeden Kıbrıs Tarihi ya da Kıbrıs siyaseti ile yapacağımız tüm değerlendirmeler eksik kalıyor…

Adanın bölünmüşlüğü yüzünden ortaya çıkan Dikilitaş siyaseti ve siyasetçisi Kıbrıslı Türkler açısından büyük tehlikeler yaratmaya gebe ne yazık ki …

Sağ ya da sol siyasette de böyle düşünülmesi olayın vahametini değiştirmiyor…

Kendine sol deyenler de bu Dikilitaş siyasetini benimsemiş durumda!

Peki bu Dikilitaş siyaseti nedir?

Öncelikle kendini merkez gören hastalıklı bir zihniyet

Narsist bir kişilik bozukluğu hali…

Biliniyor ki Narsist kişilik bozukluğu yaşayan kişilerde görülen, özellikle abartılı bir kendini beğenmişlik duygusu, Kendisine sürekli hayranlık duyulması ihtiyacı, Başkaları için empati eksikliği, başarılardan aşırı gurur duyma ve küçümseyen veya tepeden bakan tutumlarla karakterize bir kişilik bozukluğu görülmektedir…

İşte Dikilitaş siyasetçilerimizin problemleri de burada başlıyor…

Siyaset merkezini kuzey Lefkoşa sayma hali…

Bütün dünyanın kendi sorunlarıyla ilgilendiğini sandığı bir ruh hali…

Pek fazla yapılmıyor ama arada bir toplumun bir sorununa temas ettikleri zaman aşırı bir gurur duyma hali…

Bölünmüş Kıbrıs’ı ilelebet sürecek bir olgu, KKTC’yi gerçek ya da moda tabirle “eşit-egemen” zannetme …

Bunun sonucunda yapılan bütün hukuksuzlukları kabul etme, bir şey olmayacağını düşünme, “ben yaptım, oldu, hiç kimse de bakmayacak” yaklaşımı…

Kendi vatandaşına yabancılaşma durumu…

Tek merkezin Ankara’nın memurları olduğu yanılgısı, Türkiye’den gelen sıradan bir valinin ya da köy muhtarına davranışın kendi insanından daha fazla değerli olması…

Türkiye’den herhangi bir bakan geleceği zaman normal zamanda hiç temiz olmayan çevrenin temizlenmesi…

Kıbrıs’taki sağ partiler için merkez Ankara’yken sol partiler için de merkez Ankara olmakta…

Üretilen bütün mücadeleler, isyanlar hep Ankara’dan bir şey geldiği zaman yapılıyor…

Merkezin Ankara olduğunu kabul etmeyenler ise Kıbrıs adasının sadece kuzey yarısını yurdu kabul etmekte…

Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün ortaya çıkardığı ve Kıbrıslı Türkler için en kötü durumlardan biri olan Kıbrıs’ın kuzeyi, merkezci kariyerist, makamcı, kendi seçtiği vekile tapan siyasetçiler ile dolu…

Kadro sıkıntısı çeken siyasal partilerimiz bu arkadaşların eline kalmış durumda…

Başka bir yazının konusu olsa da bu durum hep 2000’lerde ortaya çıkan ve fonlarla desteklenen paradigmasının yansımalarını da içermektedir. Solun önce ilericilerinin sonra da politikalarının değiştirilmesi sürecine paralel olarak ortaya çıkan ve sağla benzeşen değerlerinin ince ince dokunarak oluşturulmasının bir sonucu olarak da bu “yeni tip siyasetçilerin” okuması yapılabilir…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Sonsuz “Kötü Haber” Döngüsü – Burak Kurtcebe

Siz de önünüze düşen haberler içerisinde yanlışın olduğunu görüyor...

Annan Planı sonrası ikinci tip “entelektüel” tiplemesi – Burak Kurtcebe

Annan Planı döneminde oluşturulan “foncu” ve bir büyük anlatıya...

Sistem bu! – Burak Kurtcebe

Sistem bozuk değil, Ne yazık ki yaşadığımız Sistem bu… Muhalefet iktidarın...

Filler Tepişirken – Burak Kurtcebe

Günümüzde kapitalist sistemin küresel krizi derinleşirken, yönetici sınıfın farklı...

Her zaman haklı olmak: post-modern çağın maskeleri – Burak Kurtcebe

Günümüz dünyasında "haklılık" kavramı, belki de hiç olmadığı kadar...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,268TakipçilerTakip Et
1,150AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özge Güneş yazdı: Brezilya’da yeniden mücadele kazandı

Üç hafta önce bu sayfalarda “Brezilya’da oyun bitmedi” demiştik....

Enver Şat yazdı: COP31’de asıl soru: Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?

Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş”...

Volkan Yaraşır yazdı: Guy Debord: Yağma mı metanın değer yitimi mi?

2008 sonrası yeni bir isyan dalgasıyla karşı karşıyayız. Önce...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: Bir demokrasi şöleninde “gombina” olur mu, olmaz mı?

Ulusal Birlik Partisi, cumartesi günü “aday sıralama” kurultayı düzenledi. Dokuz...

Yonca Özdemir yazdı: Azerbaycan-Türkiye Gerginliği: Kardeşlik başka, vesayet başka?!

Türkiye ile Azerbaycan arasında son zamanlarda esen soğuk rüzgârlar,...

Şener Elcil yazdı: “Bu Beni Geçti Be!”

Geçtiğimiz yıl İngiliz Yüksek Komiserliği’nin her yıl düzenlediği geleneksel...

Ertan Erol yazdı: İspanya seçimleri ve Milei’nin ziyareti

İspanya 29 Kasım’da erken genel seçimlere giderken ve ülkedeki...

Kansu Yıldırım yazdı: Küresel borç ve jeopolitik şoklar

Emperyalist devletler ile bölgesel güçler arasındaki jeopolitik gerilimler, jeoekonomik...

Canlı yayın