yazılarKıbrıs iktibasDigomo’daki Ev - Maria Siakalli

Digomo’daki Ev – Maria Siakalli

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com

Birkaç ay önce anneannemi kaybettiğimizde, çocukları onun kırk yedi yıl boyunca yaşadığı evi satmaya karar verdiler.

Bunca yıldan sonra ya onun evi ya da onların evi dememi beklerdiniz muhtemelen.

Ama hayır, Arediou köyündeki o ev, neredeyse yarım asır sonra bile ve sıfırdan inşa etmelerine rağmen onlar için bir ikamet yerinden başka bir şey olamadı.

Halbuki, ben o evde doğdum, dört yaşıma kadar o evde yaşadım. Halbuki, ben, kardeşim ve kuzenlerim çocukluğumuzun en güzel günlerini o evde geçirdik. Halbuki, o ev anneannemizin ve dedemizin eviydi. Bizim ailemizin eviydi.

Meğer, bizim asıl evimiz hiç görmediğimiz, hiç gitmediğimiz Digomo’daymış.

Bizim gerçek aile evimiz tek bir gün bile geçirmediğimiz o evmiş.

Tüm çocukluğumuz boyunca bize o evle ilgili o kadar çok hikaye anlatıldı ki onu hayal etmemek mümkün değildi. Hatta annem bize onun planını bile çizmişti.

Her odanın nerede olduğunu biliyorduk; bahçesini, anneannemin hellim yaptığı arka odayı, komşu evleri bile biliyorduk.

Sanki ailenin arasında hiç söze dökülmeyen ama herkesin uyması gereken bir anlaşma vardı; Digomo’daki eve haksızlık olmasın diye Arediou’daki evi aile evi olarak benimsemeyecektik.

İşte bu yüzden şimdi annem ve kardeşleri hiç tereddüt etmeden evi satmaya karar verdiler.

Peki ya ben? Ne hissetmeliyim?

Digomo’daki evi ilk kez yirmi üç yaşındayken gördüm. Barikatların açılmasından iki gün sonra.

Ben, annem, anneannem ve dayımla birlikte gitmiştik. İlk defa o ailenin bir üyesi değil sanki yabancısıymışım gibi hissettim. Asıl memlekete, asıl eve gittik ama o ev beni tanımıyor, o ev benim anılarımı taşımıyor.

Kapıyı çaldığımızda bir kadın açtı. Bize hem korku hem öfkeyle bakıyordu.

Hani normal şartlarda böyle bir karşılaşmadan sonra kaçıp gidersin ya. Gidemeyiz.

Ailemizin evinin önündeyiz.
İçine girmeliyiz.

Sanırım zaten hiçbir zaman dönmeyeceğimizi biliyorduk.

O evin ailemizin yeni üyelerinin güzel günlerinin mekanı olamayacağını. Çok sonradan öğrendiğim bir terime göre, o ev bir “ganimet eviydi” artık. Benim ailemin evi birilerine bir ödül olarak verilmişti.

Onlar o evi ailemin onu sevdiği kadar sevebildi mi acaba?

Kadın, 1975 yılında eve girdiklerinde evin bir kısmının bombardıman nedeniyle yıkılmış halde bulup onu yeniden inşa ettiklerini anlattı.

“Bir kısmı gerçekten bize ait” dermiş gibi.

Ardından annemin odasına girmesi için izin istedim kadından. Hayır şaka değil bu. Annem odasını görmek istedi ve bunun için izin istedik.

Bahçeye çıktığımızda annem farkına varmadan sanki zıplayarak yürüyor durmadan konuşuyordu. Ben ise paralize oldum. Bütün bunlar çok fazla geldi. Evimize dönmek istiyordum.

Ama hani evimize gelmiştik. Bahçedeki odaya da girebildik. Kadın da yanımızdan ayrılmıyordu tabii. O ana kadar tek bir kelime bile etmeyen anneannem “bu benim kazan” dedi.

Gerçekten de bir zamanlar hellim yaptığı kazanmış. Kadın da onayladı.

Anneannem yanıma götürmek istiyorum dedi. Ben içimden bu kazanı Arediou’daki eve götürsek orası yuvaya dönüşebilir mi diye düşünürken, kadın yüksek sesle “hayır götüremezsin” dedi.

Israr etmenin bir faydası olmadığı aşikârdı. Hatta bizim artık orada istenmediğimiz de.

Digomo’daki eve tekrar yıllar sonra dedem vefa ettikten sonra onunla orada vedalaşmaya gittim. Artık evin çatısında büyük bir Türk bayrağı vardı. Bir daha gitmemeye karar verdim. İstemediğimden değil. Ama içimdeki ev yarası yeterince derindir ve o yarayı deşmeye devam edersem beni benden alıp yerime öfkeden gözü dönmüş bir insanı koyabilmesinden korkuyorum.

Geçen gün çok ünlü bir Kıbrıslı Türk gazetecinin “Rumların kuru tuzu” ifadesini kullandığını duydum kendi kulaklarımla. Ah bir bilse içimizdeki hiç kapanmayan yaraları, hiç dinmeyen fırtınaları. Ah bir anlayabilse bir evin sadece maddi değerinin olmadığını. Ah bir anlatabilsem içimdeki hiç geçmeyen bir eve bağlanma korkusunu…

Tarih bana bir ev borçlusun.
Asırlık zeytin ağaçları,
siyah beyaz fotoğrafları olan,
başka bir evin özlemini çekmeyen bir ev.
Tarih bana bir ev borçlusun.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Antonis Polydorou yazdı: Ne Mağusa Bizi Bekliyor Ne de Tarih

Yine herkes Mağusa’yı hatırladı. İkinci harekâtın 52’nci yılı vesilesiyle...

Yaşar Ersoy yazdı: 30 Yıllık düşün kısa tarihi

Bir kentin çağdaş kimliğinin en önemli göstergelerinden biri, kültür...

Bulut Ünvan yazdı: Neşe Yaşın: Tarihin Çatlağındaki Üzgün Kız

"İnsan, sınırları aşarak konuşmak zorundadır, her kelimenin içinden sınırlar...

Türk işgalinin ardından yerinden edilme ve “iki bölgeliliği mühürleyen” Üçüncü Viyana Anlaşması – KYPE (Ralli Papayeorgiu) — Nikos Moudouros ve Aris Konstantinidis’in katkılarıyla

https://youtu.be/k7XJr8Tkp6g?si=moDVMQi4bj0-kIa5 Toplam nüfusa oranla kaydedilen en büyük insan hareketlerinden biri,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
969AboneAbone Ol

Son eklenenler

Gözde Bedeloğlu yazdı: Kaptan faciadan önce itiraf etmiş: “Bu gemi gemi değil!”

Girne açıklarında 30 Ağustos’ta batan Filo Jet yolcu gemisiyle...

Özkan Yıkıcı yazdı: Zeynep Gayrinova’yı dinlerken Azerbaycan gelişmelerinden bir kesit

Nereden buldum bilemem. Herhâlde yetmişler sonunda tanıdık bir İran...

Özkan Yıkıcı yazdı: Ayrancı yurdunun doktorcuğunu kaybettik

Türkiye'de Ankara Kıbrıs Erkek Yurdu'nun, yetmişler döneminde Doktorcuk lakaplı,...

Ecehan Balta yazdı: Halkların İklim Zirvesi

COP31’e bir ay kaldı. Antalya, hükümetlerin, diplomatların, uluslararası kuruluşların...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Ceren Ergenç yazdı: Çin ve AB barıştı mı?

Coen kardeşlerin Okuduktan Sonra Yak filminin ünlü kapanış repliği “Sorunu...

Fikret Başkaya yazdı: Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Canlı yayın