Danimarka ülkesinin adını ara da bir duyarız. Genelde oradaki altüstlüklerle değil, daha çok yan etkenlerle gündemimize düşer. Hatta benim gibi geçen zamanımdaki müzisyenlik sürecinde katıldığım festival ile gezip etkilendiğim şartları makaleme konu etmem de köşeme taşındı. Ülkemiz barış gücünde de Danimarka askerleri vardı. Yetmiş dört yılında ada hâlen müdahalelerle ikiye ayrıldığı günlerde de köyümüzdeki barış gücü askerlerinin önemli kısmı Danimarkalıydı.
Elbet Avrupa ülkesi olması, İskandinav tipi anlayışta da yaşam sürdürmesi sonucu bazen iyi örnek konusunda gösterilen ülkedir. Hatta örneğin biz festivale gideceğimiz yılda vize normal işleyiş sürecini sivil örgüt etkisiyle hızlandırdık. Bize pratik olarak ülkedeki gelişen toplumsal denetim bakımından bir bilgi olarak yaşatıldı. Yine de son yıllarda yükselen faşist dalga Danimarka’da da etkili oldu. Özellikle ülkedeki yabancılar ve göçmen karşıtı hareket siyaseti de tetiklendi. Nitekim son erken seçimde oylarını kat kat artıran partilerden biri de faşist parti Halk Hareketi idi.
Danimarka normal akışta giderken zaman zaman AB politikalarına koyduğu şerh imzasıyla da sırıtıyordu. Yine de AB içinde de örnek gösterilen ülke hâlinden uzaklaşamadı. Seçimleri dahi sadece üstün körü haber oluyordu. Fakat son erken seçim biraz başkalaştı. Çünkü özellikle ikinci Trump döneminde Danimarka da nasibini aldı. Kendine bağlı özerk bölgelerden Grönland’a Amerika “işgal ederim” politikasıyla çıkış yapınca işler ısındı. Danimarka’nın sosyaldemokrat Frederiksen’in çıkışı da bir anda Danimarka’yı hem de umulmayan çizgide gündem yaptı. Danimarka NATO üyesi idi. NATO’nun da baş lideri Amerika… Amerika hesapta topraklarını koruduğu Danimarka’dan önemli özerk bölgesine el koyacağını açıklıyordu.
Gerilimler oldu. Sosyaldemokrat başbakan ise koalisyonla yönetimde bulunuyordu. Oyları bazı ekonomik nedenler ve göçmen akışı nedeniyle oy kaybediyordu. Grönland krizindeki tutumu ise ona oy kazandırıyordu. Yapılan kamuoyu yoklamalarında da yeniden trend yükselişteydi. Gerçi bu yıl sonbaharda seçimlerin yapılması gerekiyordu. Yükselen ivmeye bakarak Danimarka başbakanı erken seçim kararı aldı. Bu hafta başı da seçimlere gidildi.
Fakat Grönland krizine rağmen sosyaldemokratlar lehine değişim olumlu yöne çeken alan oluşuna karşın seçim gündeminde Grönland birinci sıraya çıkamadı. Ekonomik sorunlar ve göçmen durumu propagandanın önemli öncüleri oldu. Bu da sosyaldemokratlara yaramadı. Aynı şekilde sağ cephe önder partisi Liberallerde de olduğu gibi…
Seçim sonuçlarında sosyal demokratlar ve Liberaller oy kaybetti. Girilen iki cepheli seçimlerde ne sağ ne de sol eksen çoğunluğu sağlayamadı. Belli ki liberal merkez partiye ihtiyaç var. Oyları ise aşırı sağ Halk Hareketi ve Yeşil Sol Partiler artırdı. Hatta Yeşil Sol Parti ikinci sıraya dek geldi. Bu durum yeniden Danimarka’da koalisyon dönemine devam denilmektedir. Fakat merkezin ihtiyacı var. Merkez ise güçlü hükûmet seçeneğini seslendiriyor. Karışık ama sayısal yükselen koalisyon girişimi var.
Danimarka başbakanı ise üçüncü kez başbakan olma kumarında başarılı olup olmayacağı da soru işaretli. Birinde azınlık, ötekinde koalisyonla başbakan olan, seçimleri erkene alıp yapıp daha fazla oy beklerken de hep başarısız olma sonucuyla karşılaşma koşullarını yaşadı. Şimdi Danimarka adeta hangi koalisyon sorusuyla da beklenti içine girdi.
Bu arada hemen ekleyelim: Konuyu tetikleyen Grönland Adası da iki vekil seçiyor. Seçilen iki vekilden biri derhâl bağımsızlık, ötekisi de yavaş yavaş bağımsızlık talepleriyle parlamentoya girdiler. Bir anlamda Grönland şimdi ikincil gibi olsa da Amerika’nın tetiklemesi veya seçilen vekillerin gündemleştirme şekline bakarak tekrardan öne çıkması da imkânsız değildir. Hele de dengesiz Trump politikasında her an muhtemeli ateşlemektedir.
Kısaca, normal ama örnek gösterilen Danimarka da seçimlerini erkene alıp gerçekleştirdi. Ufukta koalisyon var fakat başbakan beklediği sonuca ulaşamadı. Hem de kendisinin erken seçim ilan etmesine neden olan Grönland da seçimlerde öne çıkmadı. Bunlar Danimarka tipi yaşamın aynasıdır. Ama sorsanız çoğu insan Danimarka’da yaşamak ister. Son nokta: Örnek gösterilen ülke olmasına karşın faşist partinin oylarını katlayarak yükselmesi de kriz dönemli emperyalist çağın önemli kucağa bırakılan bebek olarak anlaşılmalıdır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



