iktibasKavel AlpaslanBeyaz Saray’ın aramadığı kılıfı burjuva-liberaller dikiyor - Kavel Alpaslan

Beyaz Saray’ın aramadığı kılıfı burjuva-liberaller dikiyor – Kavel Alpaslan

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

ABD Başkanı Donald Trump, zengin yer altı kaynaklarına sahip Latin Amerika ülkesi Venezuela’da yaptıkları haydutluğu hiç gocunmadan “Venezuela petrolünü ele geçirmek” şeklinde açıklıyor. Böylece İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan statükonun tüm uluslararası kurumlarıyla birlikte çöküşü bir kez daha, bu kez hiçbir şekilde maskelenmeden gözler önüne serildi.

Fakat Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasıyla sonuçlanan ABD saldırısı siyasi analistler arasında ilginç tartışmalara sebep oluyor. Emperyalizm gerçeğinin mide bulandırıcı netliğine rağmen burjuva-liberaller telaşla ‘analiz’ adı altında ABD saldırısına güzel neden bulma yarışına atıldılar.

Bu kalemlerin benzer çabalarını Gazze’den Yemen’e; İran’dan Libya’ya… daha önce de defalarca okuduk. Haliyle normal şartlarda bu tavrın üzerine uzun uzun konuşmak gereksiz kaçabilir. Fakat artık hüsnütahlilde Beyaz Saray’ı bile geride bırakıyorlar. Trump açık açık ‘petrol için’ derken burjuva-liberaller çeşitli şekillerde ‘Maduro’nun diktatör olduğunu’ dile getirmekle meşguller.

Peki nasıl oluyor da gerçekler ABD Başkanının bile ağızından tüm berraklığıyla dökülürken burjuva-liberaller alıştıkları gerekçelere sarılıyorlar? Emperyalizme tutulan çanak basit bir yanılgıdan mı ileri geliyor? Yoksa akıl almaz körlüklerinin nedeni kendi ideolojik arka planlarında mı saklı?

Önce neler söyleniyor hatırlayalım.

Aslına bakarsanız birden fazla anlatı söz konusu. Hepsinin ortak noktası merceklerinin Venezuela’ya çevrilmesi. Yani olayın öznesi Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere tüm diplomatik ve uluslararası ilişkiler hukukunu hiçe sayarak bir başka ülkenin egemenliğini ihlal eden ABD de olsa, hikayenin asıl karakteri Venezuela gibi gösteriliyor.

Cüretkar kalemler doğrudan “Venezuela’nın Maduro iktidarı boyunca çok kötü yönetildiğini ve bu diktatörün sonunun kendi beceriksizliği nedeniyle kötü bittiğini” dile getiriyorlar. Daha çekingen olanlarsa yaşananları münferitleştirerek “İki çılgın liderin kapışması” diyorlar ve “İki kötü arasında seçim yapmak zorunda değiliz” diyerek işin içerisinden kirlenmeden çıkabileceklerini düşünüyorlar. Ya da “Maduro kötü bir diktatör ancak bu şekilde ele geçirilmesi doğru değil” şeklinde bir pencere açıyorlar. Sanki petrol ve egemenlik gasbı tamam da sorun sadece bir ‘yöntem’ sorunuymuş gibi!

İşte böyle, bir anda kendinizi Venezuela’nın nasıl yönetildiğini, Maduro’nun böyle bir sonu hak edip etmediğini konuşurken buluyorsunuz.

Haziran ayında İsrail’in ABD ile birlikte İran’a saldırısında yine aynı sesleri işitmiştik. Oysa bunda şaşılacak bir şey yok; petrol yağmasına ve emperyal tahakkümde Trump’la sınıf çıkarları örtüşen burjuva-liberaller sadece aynı sömürü çarkının birkaç uyduruk karar ve söylem eşliğinde işliğinde ‘kibarca’ yapılmasından yanalar.

Hatırlarsanız Gazze’deki soykırım savaşı başladığında bir önceki ABD yönetimi, etki alanındaki diğer Batılı devletlerle birlikte hep bir ağızdan ‘İsrail’in kendini savunma hakkı’ gibi zayıf da olsa bir dala tutunma ihtiyacı hissediyorlardı. On binlerce sivil ölüm, akla hayale gelebilecek neredeyse tüm savaş suçlarının işlenebilmesi işte bu ‘büyülü’ kelime ile gerekçelendirilebiliyordu.

ABD’nin resmi ağızlarından yapılan açıklamalarla burjuva-liberallerin odağı arasındaki ince fark işte bu kadar basit. Rahatsızlıkları, dışarıdan komik de görünse demokratik görünümlü bir ambalaj yoksunluğunun ötesine geçmiyor. Bu yüzden ana akım burjuva-liberal medyada Venezuela odaklı ve kişiselleştirilmiş anlatılar ön plana çıkartılıyor.

Trump kelimesi kelimesine “Venezuela’daki demokrasi ya da muhalefetle değil, petrol kaynaklarının kontrolüyle ilgileniyoruz” derken, diğerleri Maduro’nun ne kadar kötü bir lider olduğundan bahsetme ya da sadece yöntemlere odaklanma ihtiyacı hissetmeleri sadece ahmaklıkla tanımlanamaz. Sözlerinin kabuğunu biraz kazıdığınızda altından en saf haliyle sınıfsal çıkarları göze çarpıyor.

ABD’nin gündelik meselelerde rekabet halindeki oligarşisi, konu yer altı kaynaklarına el koymak oldu mu aynı salyayı akıtıyor. Batı merkezli burjuva-liberal basının da maliki yine aynı sermayeyken farklı dertlerin kaleme alınması mümkün mü? Elbette hayır. Emperyal yağmanın yaşandığı ülkenin ‘niteliği’ ya da ‘demokrasisi’ bu yüzden zerre önemli değil. Çünkü ideolojik formasyonları gereği bizzat o yağmanın parçasılar. Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de… hep aynı şarkıyı müthiş bir tutarlılıkla söylemeleri başka nasıl açıklanabilir?

İnsan bir kere, belki iki kere yanılır. Ama artık hatalar rutine dönüşmüşse bir kasıt vardır. Emperyalizm kendi doğurduğu kurumları dahi kale almayacak şekilde ciddiyetsizleşiyor. ABD’nin Venezuela hakkında söyledikleri hesaba katıldığında görülüyor ki artık ortada göstermelik de olsa bir kamuflaj yok. O halde düne kadar bu kılıfın büyüsüne kapılıp Beyaz Saray’ın ‘diktatörlük’, ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ gibi retoriği benimseyenleri bugün artık kendilerinden başka kimse kandıramaz. Dolayısıyla burjuva-liberal ‘gerekçelendirme’ heveslerini de artık kesin bir şekilde art niyetli görmek gerek.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Diğer yazıları

Köroğlu Sovyetlerde nasıl popülerleşti? — Kavel Alpaslan

Bolu Beyi’ne karşı verdiği mücadelesiyle hepimiz Köroğlu efsanesini gayet...

‘Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var’ – Kavel Alpaslan

Heykeller neredeyse her zaman ‘bilindik’ insanları işler. En fazla...

Antikomünizmin kazara komünist propagandaya dönüşümü – Kavel Alpaslan

Ahşap döşemeli geniş bir salondan içeri girdiğinizi düşünün: Karşınıza...

Her dalga iz bırakır: 1 Mayıs’ın anlamını takvimlerden dışarı çıkarmak – Kavel Alpaslan

“O dalgalar gelir, rollerini oynar ve giderler. Ama hepsi...

Enver Hoca’nın son heykeli: Görünmez olsa da eksik değil – Kavel Alpaslan

Sosyalist Arnavutluk 1990’ların başında çökerken geçmişin sembollerine karşı bir...
4,486BeğenenlerBeğen
1,560TakipçilerTakip Et
3,956TakipçilerTakip Et
849AboneAbone Ol

Son eklenenler

Bay Kemal’den Kemal Bey’e Gelirken — Özkan Yıkıcı

Karpaz gezintim sona erdi. Yazacak bazı olgular mutlaka vardır....

Aşırı Sağcı ELAM’ın Normalleşmesinin Sonuçları — Yorgos Koumoullis

Seçim kampanyası süreci ve akabinde gerçekleşen milletvekili seçimleri, aşırı...

Pakistan, ABD savaşlarının askeri ve ara bulucusu nasıl oldu? – Kamran Abbas

Pakistan 1947’de dünya haritasında yerini aldığında, muazzam hayaller taşıyan...

Bolivya’da toplumsal krizin tetikledikleri — Pablo Meriguet

Bolivya’da siyasi ve toplumsal kriz sönümlenecek gibi durmuyor. Ülkenin...

Mücadele ve direniş senkronları — Volkan Yaraşır

Kapitalizmin yapısal krizine karşı sermayenin yeniden yapılanmasını ifade eden...

Türkiye, Avrupa ve otoriter rejimlerin normalleşmesi — Yücel Özdemir

Son bir haftadır Avrupa basını ve kamuoyu, Türkiye’de muhalefet...

Sivil darbeden fazlası… — Murat Çakır

Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik “Mutlak Butlan” kararı birçok...

Pedro Sanchez Soruşturmaları Üzerine — Özkan Yıkıcı

Son dönemlerde dünya genel siyaset değişiminde hukuk, yeni bir...

Canlı yayın