yazılariktibasBarış süreci ve sosyalistler - Adnan Bostancıoğlu

Barış süreci ve sosyalistler – Adnan Bostancıoğlu

Kategori:

Adnan Bostancıoğlu- Birgün

Türkiye’de sosyalist sol hareketin, henüz emekleme aşamasındaki barış sürecine kuşkulu ve kısmen mesafeli yaklaştığı sır değil. Bunda, 10 yıllık AKP iktidarına ilişkin tecrübelerin payı büyük. Barış sorununun doğal olarak demokratikleşme ile ilişkilendirilmesi, ama öte yandan AKP siyasetinin kendi düşünce alanı dışında kalan kesimler için, değil demokratikleşme, zaman içinde giderek yoğunlaşan baskıcı ve otoriter uygulamalara yönelmesi bu kuşkuları haklı kılıyor.

Sadece bu da değil… Meselenin başka yönleri de var. Özetle ifade edersek; AKP iktidarının Ortadoğu’da ABD politikalarıyla entegre biçimde hegemonik bir güç olma çabası ve Kürt sorununun “çözümünü” bu yönelime uygun bir vasıta haline dönüştürme planı ciddi tartışma noktalarından biri…

Yanısıra, AKP’nin anayasa değişikliği ile sivil diktatörlüğün hukuki zeminini oluşturma niyetinde olduğu bilinmekte. Bu sebeple destek arayışı içinde. Öyle anlaşılıyor ki iktidar, aradığı desteği Kürt hareketinden devşirebileceği hesabı yapıyor.

Bütün bunların bir niyet okuma olmadığını, aksine iktidarın bugüne kadar ki yaklaşımlarından, açıklamalarından kolayca çıkarılabileceğini herhalde söylemeye gerek yok. Yani tablo yeterince açık.

Hâl böyle olunca, sosyalist solun süreç karşısındaki kuşkuları ve takındığı kısmi mesafeli tutum anlam kazanıyor. Lakin tam da bu noktada bazı hususların altını kuvvetle çizmekte fayda var.

* * *

Öngörülen sürecin henüz çok başındayız. Atılmış ilk ciddi adım, silahların susmuş olması. Sosyalist falan olmaya gerek yok; aklı ve sağduyusu olan herkesin bu duruma destek vermesi kaçınılmaz. Aksi, ya savaştan nemalanmak ya da gözü dönmüş bir milliyetçilikle malul olmak anlamına gelir. Dolayısıyla sürecin bugünkü aşaması itibarıyla sosyalist solun çatışmasızlık ortamına –aslında bunun gerisinde şu var bu var demeden- destek vermek dışında bir seçeneği yok. Kaldı ki, ta başından beri, gerek barış gerekse sorunun adil bir çözümü için ilk adım olarak bugün gelinmiş olunan noktayı önerdiğimiz unutulmamalı. Birincisi bu.

İkincisi… Sürecin gelinen aşamasına itiraz etmenin ahlaki açıdan sorunlu olduğunu da gözden uzak tutmamak gerekiyor. 30 yıldır mücadele eden, binlerce evladını bu savaşa kurban vermiş bir harekete/halka “vay efendim, savaşı nasıl bırakırsın” demek ya da -utangaç ve örtülü bir dille- bunu ima etmek en hafif deyimiyle ayıptır. “Ben savaşı durduruyorum, ama senin elini bağlayan yok” derlerse verecek bir cevabınız olmalı.

* * *

Dediğimiz gibi, sürecin henüz çok başındayız. Bundan sonrasının siyasi iktidarın öngördüğü çerçevede “çorap söküğü gibi” ilerleyeceğini düşünmemiz için -aşırı karamsarlık dışında- bir sebep yok. Silahların susması mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Aksine, sürecin başka bir zeminde, yani silahsız siyaset zemininde yeni mücadelelere sahne olacağını kestirmek zor değil. Kürt hareketinin bu noktada –en az sosyalist sol hareket kadar- tecrübeli ve uyanık olduğunu kim reddedebilir? Tamam, bugün süreci tayin eden dinamiğin “önderlik” olduğu aşikâr; ve bu aşamada öne çıkan söylemin fazlasıyla “kuşkulu” boyutları olduğu da bir gerçek. Ama 30 yıllık sıcak bir mücadele içinde pişmiş, hak hukuk ve demokrasi bilinci olgunlaşmış, bu uğurda bedel ödemiş kadınıyla erkeğiyle onbinlerce insanın, bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi muktedirin dayatmasına boyun eğeceğini düşünmek saflığın ötesinde yakışıksız bir davranıştır; kendinden menkûl bir kibir halidir.

Önümüzde inişleri ve çıkışlarıyla, geri gidişleri ve ileri atılımlarıyla yeni bir dönem var. Sosyalist sol elbette yeri geldiğinde adil ve haysiyetli bir barışı gözeten eleştiri hakkını ve görevini yerine getirecek. Ama daha ilk günden herşeyi bilen, geleceği eksiksiz öngören “büyük abi” tavrıyla değil.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
965AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Aksa Tufanı’ndan Mekke ittifakına gelirken

Önemli siyasal tarihçi, Aksa Tufanı ile Ortadoğu'da yeni bir...

Metin Yeğin yazdı: Borçlular hâlâ birleşiyor

On yıl önce Barcelona’da birileri bana şöyle demişti: “Banka...

Hediye Levent yazdı: Mekke Antlaşması’nın zor imtihanı

Türkiye ve Pakistan Mekke Antlaşması gereği Suudi Arabistan’a askeri...

Özkan Yıkıcı yazdı: Teknoloji ağına takılan makalenin yeniden yazılma zorunluluğu

Brezilya ve İspanya'daki seçim rüzgârları üzerine Bu yıl önemli seçim...

Ecehan Balta yazdı: Adil dönüşüm neyi dönüştürecek?

Ekolojik kriz üzerine konuşmaya başladığımız anda tartışma çok hızlı...

Taner Akçam yazdı: “Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?”

Bu sözü eskiden kahvehanelerde çok duyardım. Şimdi eskinin kahvehaneleri...

Özkan Yıkıcı yazdı: Güncemize düşen Mekke anlaşması

Kıbrıs'ta yaşamanın önemi ve dezavantajları mutlaka vardır. Bazı konularda...

Volkan Yaraşır yazdı: Adorno, Minima Moralia ve faşist salgın

Frankfurt Okulu’nun ya da Eleştirel Teori’nin kurucusu ve en...

Canlı yayın