yazılariktibasArif Mostarlı yazdı: Gruinard ve savaş günahları

Arif Mostarlı yazdı: Gruinard ve savaş günahları

80 koyun nedir ki? ‘Savaş zayiatı’ bile sayılmamıştır onlar! Gruinard Adası’nda yapıldığı gibi savaş uğruna doğanın ve ekosistemin mahvedilmesi ise daha sonra da, hatta şimdi, şu anda bile sürdü, sürüyor

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi9.com
Kategori:

İlk paket, 9 Ekim 1981 sabahı İngiltere’nin kimyasal ve biyolojik silah araştırma merkezi olan Porton Down laboratuvarının çitlerine bırakılmıştı. Plastikle dikkatlice sarılmış olan paketin içinde ilk bakışta sadece toprak vardı ve yanında da ‘Dark Harvest Commandos’ (Karanlık Hasat Komandoları) imzalı bir mektup bulunuyordu. Mektupta, toprağın ölümcül şarbon içerdiği yazılıydı. Laboratuvar testleri de bunu doğrulayınca bir panik başladı ama Margaret Thatcher hükümeti olayı gizlemeyi tercih etti. İkinci paket ise birkaç gün sonra bu kez adeta Thatcher’a meydan okuyarak, tam da doğru yere, iktidardaki Muhafazakâr Parti’nin kongre binasının yakınına bırakıldı ve Dark Harvest Commandos, istekleri yerine getirilmezse İngiltere’nin büyük şehirlerinin su şebekelerine ve havalandırma sistemlerine bırakacaklarını belirterek açıkça tehdit etti. Bu kez, Thatcher bile direnemeyecekti…

Çılgın ve korkunç

İlkinde de vardı belki ama İkinci Dünya Savaşı ve sonraki yıllar, bazıları uygulanan, bazıları iyi ki uygulanmayan çılgın devlet projeleriyle ünlüdür. Bazıları komiktir hatta. Mesela, İngilizlerin Proje Habbakuk’u (Buzdan Uçak Gemisi), Yarasa Bombaları (Canlı yarasaların gövdelerine küçük zaman ayarlı bombalar bağlamak), Panjandrum (Merkezinde tonlarca patlayıcı bulunan dev tekerlekler) Almanların Landkreuzer’i (Karada yürüyen, durdurulamaz devasa kaleler) gibi…

Komik olmayanlar da vardı elbette ve asıl korkunç olanlar onlardı. Nazilerin toplama kamplarında yaptıkları ve kimyasal-biyolojik keşifleri bilinir örneğin; Japonya’nın 731. Birim’de üretip Çin kentlerine yağdırdığı veba-kolera bombaları, ABD’nin 1932-1972 arasında siyahi erkekler üzerinde yürüttüğü Tuskegee Frengi Deneyi, yine CIA’nın binlerce habersiz sivile, mahkûmlara ve akıl hastalarına yüklediği aşırı dozda LSD, Vietnam’da bulutlara gümüş iyodür sıkarak muson yağmurlarını azdırılması, vb. vb…

Kuzuların ölüm sessizliği

Gruinard Adası olayı da II. Dünya Savaşı sırasında İngiliz hükümetinin yürüttüğü bir projeydi ve biyolojik silahların doğa ve yaşam üzerindeki kontrol edilemez yıkımını gözler önüne seren tarihi bir örnekti

Tabii ki bu bir Winston Churchill projesiydi. 1942’de Nazi Almanyası’nın İngiltere’ye saldırmasından ciddi ciddi korkmaya başlayan Churchill ve çevresindeki sivri akıllılar, bu istilayı ancak biyolojik silahlar yoluyla önleyebileceklerine kafayı takmışlardı ve İngiliz bilim insanlarına şarbon bakterisini (Bacillus anthracis) bir kitle imha silahına dönüştürme emri verdiler. Bunun için bir deney alanı gerekliydi ve İskoçya kıyısındaki ıssız Gruinard Adası kamulaştırılarak ordunun emrine verildi.

Adada yaşayan çok az sayıda insan tahliye edilirken, yaklaşık 80 koyun getirildi. Koruyucu giysiler içindeki devlet görevlileri, adada uzaktan kumandalı şarbon bombalarını patlattı. Koyunlar şarbon sporlarını soluduktan sonra birkaç gün içinde acı çekerek öldü ve silahın “başarısı” kanıtlanmış oldu. Churchill zevkten dört köşe olmuştu. İnanılacak gibi değil ama yapılan plan, ki adı “Operation Vegetarian” (Vejetaryen Operasyonu) olarak belirlenmişti, bu bakterileri keten tohumu keklerine enjekte etmek ve sonra bu zehirli kekleri Alman sığır çiftliklerine ve genel olarak Alman coğrafyasına havadan bırakarak Almanya’nın et ve gıda tedariğini tamamen çökertmek ve bir yandan da milyonlarca sivili öldürmekti. Bu amaçla sığırların severek yediği keten tohumu küspesinden tam 5 milyon 273 bin 400 adet küçük kek üretildi. Gizli bir ekip, bu keklerin her birinin içine tek tek ölümcül şarbon sporları enjekte etti.

Korkunç bir miras

Plan hazırdı ama bu arada, 1944 yılında savaşın gidişatı Almanya’nın aleyhine dönünce, böylesine vahşi bir biyolojik katliama ihtiyaç kalmadığına karar verildi. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin hemen ardından, 1945 yılında, depolarda bekleyen 5 milyon şarbonlu kekin tamamı yakılarak yok edildi. Ama her şey o kadar basit değildi. Bu uğurda test sahası olarak kullanılan Gruinard Adası öylece ortada kalmıştı. Şarbon sporları, nükleer radyasyon gibi toprağa çok derin nüfuz eden ve onlarca yıl boyunca canlı kalabilen aşırı dayanıklı yapılardı. Hükümet, önce adayı temizlemeyi şöyle bir deneyeyim dedi ama baktı ki bu iş çok zor ve masraflı, vazgeçti. Ada 1945 yılında resmen “girişi yasak ölüm bölgesi” ilan edildi. Uzmanlar adanın en az bin yılda arınabileceğini tahmin ediyordu.

İbret alınsa maziden…

Böylece 48 yıl geçti ve ada öylece, zehirli bir mekân olarak kaldı. Ta ki 1981’e kadar. 1981’de kendilerine “Dark Harvest Commandos” (Karanlık Hasat Komandoları) adını veren ve kim oldukları hâlâ bilinmeyen radikal bir protesto örgütü, sıkı korunan Gruinard’a bir gece yarısı gizlice sızarak yaklaşık 14 kilogram şarbonlu toprağı çaldı ve eylemlere başladı. Önce askeri tesisler, sonra Thatcher hükümetinin kapısı ve sonra en ciddi tehdit olarak içme suları. O güne kadar meseleyi hiç umursamayan hükümet büyük baskı altında kalarak geri adım atmaya zorlandı.

Böylece Büyük Dekontaminasyon harekâtı başladı. Ada, 280 ton formaldehit ve deniz suyu karışımıyla tamamen yıkanarak üstteki zehirli toprak tabakası kazındı ve yakıldı. Adaya yeniden bırakılan koyunların ölmediği görülünce, 48 yıllık karantinanın ardından 24 Nisan 1990’da ada nihayet “güvenli” ilan edildi ve eski sahiplerinin varislerine sembolik bir ücretle geri satıldı.

İlginçtir, ada temizlenip güvenli ilan edildikten sonra, Dark Harvest Commandos grubu hiçbir eylem yapmadı ve bir daha onlardan haber alınamadı. Bugün bile kimlikleri büyük bir sır.

Ama Gruinard olayı, devletlerin savaş uğruna tüm bir coğrafyayı ve ekosistemi gözünü kırpmadan nasıl bir “feda bölgesine” (sacrifice zone) dönüştürebileceğinin en somut tarihsel kanıtı olarak tarihe geçti.

Koyunlar mı? Ah, onlar kimin umurundaydı ki zaten!


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özge Güneş yazdı: Brezilya’da yeniden mücadele kazandı

Üç hafta önce bu sayfalarda “Brezilya’da oyun bitmedi” demiştik....

Enver Şat yazdı: COP31’de asıl soru: Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?

Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş”...

Ertan Erol yazdı: İspanya seçimleri ve Milei’nin ziyareti

İspanya 29 Kasım’da erken genel seçimlere giderken ve ülkedeki...

Kansu Yıldırım yazdı: Küresel borç ve jeopolitik şoklar

Emperyalist devletler ile bölgesel güçler arasındaki jeopolitik gerilimler, jeoekonomik...

Özge Güneş yazdı: Kapıdaki tehlike El Niño

İstanbul’da geçen hafta evleri, işyerlerini ve yolları su altında...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,269TakipçilerTakip Et
1,200AboneAbone Ol

Son eklenenler

Erkan Çavuş yazdı: Sonumuzun gelmesini mi bekleyeceğiz, ayağa kalkarak kendi kaderimizi ellerimize mi alacağız?

80’li yıllardan itibaren reel sosyalizmin yenilgisiyle birlikte dünyada sağ...

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Önemli kuramla İsrail tartışılmamalıdır

Bugün İsrail sandık başında. Ben yazıyı yazarken seçim hâlâ...

Özge Güneş yazdı: Brezilya’da yeniden mücadele kazandı

Üç hafta önce bu sayfalarda “Brezilya’da oyun bitmedi” demiştik....

Enver Şat yazdı: COP31’de asıl soru: Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?

Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş”...

Volkan Yaraşır yazdı: Guy Debord: Yağma mı metanın değer yitimi mi?

2008 sonrası yeni bir isyan dalgasıyla karşı karşıyayız. Önce...

Canlı yayın