Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler akıyor. Bir Mayıs’la başlayan süreç, ansızın havanın bulanıklığına da uydu. Yağışlarla başlayıp yeniden ısınmaya dönüşen karmakarışık bir hâlde günler akıyor. Politika sorusunu soracak olursanız, bildiğimizin havasından biraz daha çalınarak sürüyor. Etrafta gündem değilken yeniden “iki lider” görüşmeleri veya ansızın esmiş gibi Tahsin Bey’in Ermenilerin manastır ibadetlerini yasaklamaları, sanki yanan ormana düşen birer damla misalinin ötesine gitmedi. Tabii ben aklım şeytanlaşınca da sorarım: Gerçekten Tahsin Tufan ikilemi mi?
Güneyde ise seçimlere az kaldı. Parlamento yenilenecek. Pek söylenmeyen öteki durum, parlamentoda bazı sandalyelerin boş kalacak olmasıdır. Bunlar Türklere ayrılıp bizim oylarımızla seçilecek vekillerin yeridir, denilmektedir. İnanın, çoğu hatta önemli kısmımız bu durumu artık bilmeme bir yana, konuşmuyor dahi. Ama güneydeki seçimler Kıbrıs’la alakalı olmasa da geneldeki dünya değişimi ile adamızın sömürgesel gerçeği her yanda açıkça hissediliyor. En önemlisi: Kıbrıs sorunundaki aşmaz ve giderek normalin de gerisine düşmesi, dünyada artan ırkçı faşist eğilimler, Güney Kıbrıs’ta Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimlerine de yansıyacağı kesin.
Dedik ya: Mayıs ayının günlerinde akıyoruz. Havalar bile değişkenli. İki “lider” yine görüşüyor. Ama diledikleri popülist şişkinlik dahi yok. Adı çözüm de çözümle alakalı laf olacağı tartışmalı. Sınır kapısı falan mı; görüşme nedeniyle bu defa kimisi çıkıp da “Hiç olmazsa kapı açın.” dahi söylememektedir. Belki de onlar görüşmeye giderken birileri hatırlayıp da “Kapı açın.” deme ihtimalini burada yok saymak istemiyorum. Önemli durum şu: Görüşme Birleşmiş Milletler himayesinde olacak. Daha doğrusu ona dahi binbir kılıf giydirip başka ifadelerle seslendiriliyor. Kesin olan, inanmayan bölgemizdeki savaş ve krizlere baksın. B.M. etrafta yok. Arabuluculuğu dahi duyulmaz. Ama Kıbrıs’ta hâlâ kimisi ağzında sakız çiğner gibi aynı nakaratı tekrarlar. Bir de çözüm derler. Hangi çözüm bir yana, pratikte yaşananlar tam tersi hızla gaz alıp ilerliyor. Daha dün Üstel, hem de Rum mülkü olan yüzlerce yeri “kırsal arsa” diye ganimet tipi paylaşımın uygulanması olarak kullandı. Tabii yandaşlama kıyak ile seçim havasındaki koşullarla gerçekleştirildi.
Bu arada Kuzey Kıbrıs’ta önemli hamleler oldu. Son çıkarılan ceza yasaları adeta otosansür ile yasal kısıtlamanın yetmeyip yine birilerini koruma adına kanunlar geçti. Çok çabuk gerçekleşti. Ne acıdır ki aynı senaryo mecliste yaşandı. Komisyonda tüm oylarla geçerken, sonradan doğan tepkiler sonucu bu defa muhalefet hayıra kaydı. Bir de gaz alma işinde Tufan’a iş düştü. Geri gönderme veya Anayasa’ya başvurma ikileminde kalabilir. Ama alınan dersler de mevcut. İkinci İlahiyat Koleji konusu nasıl sonlandığı ortada. Yazılı metin veya konulan anayasal ilkelerin yeri geldiğinde nasıl sıfırlandığı örnekleri oldukça kabarık. Tabii tüm bunlar gelip Kıbrıs gerçeği ile bütünleşiyor. Normal ülke değiliz. Değişken kayyımlı sömürge modelleri arasında debelenip dururuz. Zaten çoğu gelen yasa da resmen talimat sonucudur. Bizim koltukçularımız sırf koltuk ve çıkar için yetkileri Ankara’ya devretmekten hiç çekinmiyor. Orada kalmanın bedeli bu. Aynı şekilde artık muhalefet de düzen içi kurallara bağlandı. Bazen oluşan tepkileri erteleme adına muhalefet yapıyor. Yasa falan diyor. Ama sonuçta sıra onlara gelecek havasıyla da sorunun özünden iyice uzaklaşıldı.
Tabii ki sistemler kendilerini korumak için yasalar çıkarır. Yasalar veya direkt iktisat dışı zorla kendilerini egemen kılar. Kültürleşme ile kabullenmeyi kurallaştırırken, yasalarla da kendi hukuklarını şekillendirir. Son geçen ceza yasası öyle bir gerçek sırıttırıyor ki barolar dahi sistemsel gerçeği ortaya koymak zorunda kaldı. Çünkü ayakta kalma, sisteme uyumla mümkündür. Sıra onlara gelse de karşı çıkma ile direnmenin farkı dahi sıfırlanan aşamaya gelir.
Şimdi, resmen egemen blok kendini daha bir garantiye aldı. Tıpkı hatırlarsanız, yayınlanan bazı videolardan sonra kendi siyasetçilerini koruma adına çıkarılan yasalar gibi. Üstelik onlar da demokratlık falan kılıfına da uydurulmasa da söylenen gerekçeydi.
Kıbrıs böylesi Mayıs havasında. Güney seçimlere, Kuzey ise gelecek talimatla da uyumlu seçim beklentisinde. Seçimler ortamı malum. Her ne kadar kimi atışlar hep Kıbrıs sorunu dese de pratikte bunun olmadığı net. Üstelik oluşturulan stratejik yeni sömürge koşulları da meyvesini statikleşip güçlenmeyle de karşılık veriyor. Kendi düşünce modelleri de gelişiyor. Yetmişler canlı tartışmalı bakışlar pek yok. Elbet çürümüşlük ile sistemsel krizler kaçınılmaz olarak gericilikleri de güçlendirdi. Hem güneyde hem de kuzeyde değişik kılıflarda bunlar artık örgütleniyor. Defakto değişimi ise sokağımızın içinde dahi karşımızdadır.
Ama merak etmeyin: İki lider görüşüyor. Neyi görüşecekleri ayrı bir hava. Her iki tarafta da seçimler var. İsterseniz bir sahte umut ekleyelim: Çözüm yanlıları iyi oy alacak. Hangi çözüm veya kimler demeyin. Sonra seçim biter bitmez yanıldığınızı da anlarsınız. Hep yenilmek ve yanılma ise değiştirme umudunu da yok eder. Kıbrıs siyasal gerçeğinde bu olgu hep yaşatıldı. Yeri geldiğinde güçlendirilerek gökyüzüne dek çıkartıldı. Haydi bakalım: Mayıslı günlerde Kıbrıs’ı yaşamaya devam.



