yazılariktibasYeni nesil kapitülasyonlar - Mahir Ulutaş

Yeni nesil kapitülasyonlar – Mahir Ulutaş

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Bakan Bayraktar, Şubat ayında Suudi Arabistan ile Türkiye arasında 2 milyar dolarlık güneş enerjisi yatırımı anlaşması imzalandığını bildirdi. (Fotoğraf: AA)

Türkiye’nin son yıllarda enerji ve doğal kaynaklar alanında ardı ardına imzaladığı hükümetler arası anlaşmalar (HAA), ülkenin enerji geleceğini ve egemenlik haklarını ciddi bir tartışma odağı haline getirmiştir.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Amerika Birleşik Devletleri (ABD)  ve son olarak Suudi Arabistan ile yapılan mutabakatlar, bu sürecin  “stratejik ortaklık”ların kurulması olmayıp “yeni nesil kapitülasyon düzenlemeleri” olduğunu ortaya koymaktadır.

Geçtiğimiz günlerde TBMM’nin Dışişleri Komisyonu’na onay için sunulan 3 Şubat 2026 tarihinde Riyad’da Suudi Arabistan ile imzalanan Yenilenebilir Enerji Santralı Projelerine İlişkin Anlaşma, daha önce BAE ve ABD örneklerinde şahit olduğumuz sistematik kontrol kaybının en güncel halkasını oluşturmaktadır.

Bu anlaşmalar açıkça Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını ihlal edici niteliktedir. Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmada, uyuşmazlıkların çözümünde yerli yargı yerine uluslararası tahkim mekanizmalarının (ICSID) yetkilendirilmesi ve uyuşmazlık çözüm yerinin “tarafsız bir bölge” olarak belirlenmesi, ulusal yargı yetkisinin açık bir devridir.

Son dönemlerde örneklerini gördüğümüz bu anlaşmalar, temel olarak, “ihalesiz imtiyaz verme işlemi”dir. Hatırlanacağı üzere Temmuz 2023’te imzalanan ve komisyonda beklediği için henüz Meclis onayı olmayan  BAE Anlaşması ile toplam kurulu gücün %23’üne denk gelen 24 bin 500 MW’lık devasa bir kapasite tek bir işlemle BAE’ye tahsis edilmişti. Aynı şekilde Eylül 2025’te imzalanan anlaşma ile BOTAŞ üzerinden ABD’li Mercuria şirketiyle 20 yıllık sürede toplam 70 milyar metreküp doğalgaz (LNG) tedariki için uzun vadeli taahhütler verilmekle kalınmamış, aynı ziyarette imzalanan Stratejik Sivil Nükleer İş Birliği Mutabakat Zaptı`yla da iki ülke arasında sivil nükleer enerji alanında iş birliği yapılacağı ifade edilmişti.

Geçtiğimiz günlerde Meclis komisyonuna sunulan anlaşma ise bu halkanın şimdilik son örneği olarak, toplam 5 bin MW kurulu güce ulaşacak güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri Suudi şirketlerine bırakmaktadır. Sivas ve Karaman’da kurulacak 2 bin MW’lık güneş santralleri bunun ilk aşamadaki en somut örneği olacaktır.

Her şeyden önce bu tablo ülkemizin enerji politikasının dışa bağımlılığı azaltmak yerine, küresel enerji tekelleri arasında bir denge kurma çabasına dönüştüğünü göstermektedir. Anlaşmalarla getirilen alım garantileri, ülke ekonomisi üzerinde on yıllara yayılan bir yük oluşturmaktadır. Suudi Arabistan projelerinde üretilecek elektrik için 30 yıl boyunca EÜAŞ tarafından satın alma garantisi verilmiştir. Benzer şekilde, ABD ile yapılan LNG anlaşmaları 2026-2045 yıllarını kapsayan uzun vadeli “al ya da öde” yükümlülükleri içermektedir.

Suudi Arabistan ile imzalanmış olan son anlaşmanın detayları nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu net bir şekilde göstermektedir. Anlaşma, Türkiye’de toplam 5 bin MW kurulu güce ulaşacak güneş ve rüzgâr enerjisi projelerinin Suudi Arabistan şirketleri tarafından geliştirilmesini öngörmektedir. Bu kapsamda ilk aşamada, biri Sivas’ta diğeri Taşeli’nde her biri bin MW kapasiteli iki dev güneş enerjisi santralı kurulacaktır. İlerleyen süreçte ise toplam 3 bin MW’lık ek yenilenebilir enerji projelerinin hayata geçirilmesi planlanmaktadır.

Yukarıda da ifade edildiği üzere üretilen elektrik enerjisi, ticari işletmeye geçiş tarihinden itibaren 30 yıl süreyle EÜAŞ tarafından satın alınacaktır. Bu alım işlemi “al ya da öde” esasına dayalı olarak gerçekleştirilecektir. Yani ihtiyaç olmasa da ödeme yapılacaktır. Her iki santral için de elektrik fiyatı ilk 5 yıl için 47,5 EUR/MWh (KDV hariç) olarak belirlenmiştir ve fiyatlar 5. yıldan sonra Sivas için 23,415 EUR/MWh, Taşeli için ise 19,950 EUR/MWh seviyesine düşecektir.

Ülkemizdeki güneş enerji santrallarının ortalama verim hesaplamaları, yıllık bin 600 saat tam yükte çalışacakları öngörülerek yapılmaktadır. Bu santralların ortalama olarak bu verimle çalışacağı varsayıldığında; Sivas GES için ilk 5 yıl boyunca yıllık 76 milyon Euro, sonraki 25 yıl boyunca ise yine yıllık 37,5 milyon Euro ödeme yapılması beklenmektedir. Taşeli GES için ise ilk 5 yıl 76 milyon Euro, sonraki 25 yıl boyunca yıllık 31,9 milyon Euro ödeme yapılacağı hesaplanmaktadır. 30 yıllık süreçte Sivas GES için 1,31 milyar Euro, Taşeli GES için ise 1,17 milyar Euro ödeme gerçekleştirilecektir. Yalnızca Faz 1 kapsamındaki bu iki projenin ülkemize toplam maliyeti yaklaşık 2,5 milyar Euro’yu bulacaktır.

Detaylarına yer verilmese de toplam kurulu gücü 3 bin MWe olacak ek yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesini öngören Faz 2 için, Faz 1 maliyetinin yüzde 50 daha fazlası, yani 3,7 milyar Euro ek maliyet oluşacağı ve bu anlaşmanın toplam yükünün 6 milyar Euro’ya yaklaşacağı öngörülebilir.

Bu garantiler sadece ekonomik yük getirmekle kalmamakta, aynı zamanda yerli üreticiler ve kaynaklara dayalı santralların yaygınlaşmasının da önünü tıkamaktadır. Türkiye’nin mevcut kurulu gücünün ihtiyacın üzerinde olmasına rağmen, yabancı şirketlere verilen bu kapasite tahsisleri, “yanlış ve yıkıcı bir enerji politikasının derinleşmesi” olarak nitelendirilebilir.

Anlaşmada asıl dikkat çekici olan kısım sağlanan geniş imtiyazlardır. Proje şirketlerine yatırım teşvik belgesi aranmaksızın Kurumlar Vergisi Teşviki (Stratejik Hamle Programı kapsamında) uygulanacaktır. Ayrıca ekipman ithalatında gümrük vergisi, KDV ve ÖTV muafiyeti tanınmaktadır. Aynı kapsamda santrallar için gerekli araziler EÜAŞ tarafından edinilecek ve Suudi şirketlerine 49 yıl süreliğine tahsis edilecektir. Şirketler bu araziler için herhangi bir ödeme yapmayacaktır. Yatırımların mülkiyeti konusu da dikkate değer bir başlık oluşturmaktadır. Anlaşma ile Suudi Arabistan tarafı projeyi yürütecek bir “geliştirici” şirket atayacak, bu şirket proje şirketinde başlangıçta yüzde 100 pay sahibi olacak, işletme sürecinde ise  payını belirli oranların (%51 ve ileride %35) altına düşürmeyecektir.

ABD ile yürütülen görüşmelerde Türkiye’ye biçilen “enerji bölgesi” ve “dağıtım merkezi” rolü, tüm bu enerji yatırımlarının ve imtiyazların ülkenin somut enerji ihtiyaçları gözetilerek planlanmadığının en somut göstergesidir. Bu politik tercih, Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarından ziyade, Avrupa gibi yüksek enerji talebi olan bölgelere kaynak aktarımına odaklanmakta; bu uğurda ülkenin doğal kaynaklarının ve kültürel değerlerinin tahribatına göz yumulmaktadır.

Ülkemizin enerji alanında yaşadığı ve yaşaması muhtemel sorunlar enerji bağımsızlığını riske atan bu tür anlaşmalarla çözülemez; çözüm, üretimin her aşamasını yönetecek dikey entegre bir kamu tekelinin yeniden kurulması, yerli teknoloji üretimine ve kaynaklara dayanan ülke ihtiyaçlarını temel alan kamucu bir modelin inşasından geçmektedir.

Bu nedenle TBMM, imzalanan bu imtiyaz metinlerini ve onlara altyapı hazırlayan yasal düzenlemeleri reddetmelidir. Enerjimiz yabancı tekellerin kâr hırsına değil, halkın ortak yararına sunulmalıdır.

Diğer yazıları

Katledilmelerinin 54’üncü yılında onlardan ilham almaya devam ediyoruz – İhsan Çaralan

Bugün 6 Mayıs 2026!Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un vahşice katledilerek...

Deniz olmak ve Denizleri aşmak… – Mustafa Yalçıner

Hedef belirten sloganı biliyorum. Tabii ki “Deniz olunmalı”!Hedefini “Deniz...

ABD-Meksika arasında yeni kriz – Ertan Erol

Trump yönetimi ile birlikte artan ABD müdahaleciliğini, kısa vadeli...

Emperyalizmin çıkmaz sokaktan kurtulma stratejisi – Prabhat Patnaik

Eğer neoliberalizm bu sürecin tersine çevrilmesini başlattıysa, Trump stratejisi...

Ermeniler, Aleviler, “Kılıç Artıkları” ve devlet – Yetvart Danzikyan

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat kendi sosyal medya hesabından...
4,406BeğenenlerBeğen
1,490TakipçilerTakip Et
3,964TakipçilerTakip Et
829AboneAbone Ol

Son eklenenler

Hürmüz krizi Türkiye ve Suriye için fırsat mı? – Hediye Levent

Hürmüz Boğazı’nın merkezde olduğu ABD-İran krizi hâlâ devam ediyor...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Savaş imparatorluğu ABD: İran’ın stratejik savunma taktikleri – Volkan Yaraşır

İran savaşı ateşkes momentiyle yeni bir aşamaya geçti. Savaş...

Katledilmelerinin 54’üncü yılında onlardan ilham almaya devam ediyoruz – İhsan Çaralan

Bugün 6 Mayıs 2026!Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un vahşice katledilerek...

Deniz olmak ve Denizleri aşmak… – Mustafa Yalçıner

Hedef belirten sloganı biliyorum. Tabii ki “Deniz olunmalı”!Hedefini “Deniz...

Filistin’den Kürecik’e Denizlerin mirası – Yusuf Karadaş

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idamlarının her...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından günümüze – Özkan Yıkıcı

Şu itirafı yaparak konuya gireceğim: Sürekli makale yazmaya başladığım...

Canlı yayın