iktibasHediye LeventHürmüz krizi Türkiye ve Suriye için fırsat mı? - Hediye Levent

Hürmüz krizi Türkiye ve Suriye için fırsat mı? – Hediye Levent

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Hürmüz Boğazı’nın merkezde olduğu ABD-İran krizi hâlâ devam ediyor ancak son haberlere göre bir süredir yılan hikayesine dönen müzakerelerde ilerleme sağlanması mümkün görünüyor. İlk bakışta Trump yönetimi günlük en az 6 milyon dolar maliyeti olan savaş gemisi dahil İran’a saldırılarda büyük bir bütçeyi harcamasına rağmen karşılığında Hürmüz Boğazı’nı açtırmak ve uranyum zenginleştirme programını bir süre askıya aldırmak dışında pek bir şey elde edememiş gibi görünecek. 

Trump’ın çarpıcı zaferler, somut sonuçlar peşinde olduğu malum. Bu durumdan nasıl bir hikaye çıkarmaya çalışacak henüz bilmiyoruz ancak Amerika’nın ve İsrail’in İran’ı kolay kolay rahat bırakmayacağı açık. İran’daki mevcut iç çekişmenin daha da körüklenmesi, istihbarat üzerinden İran içinde halkın örgütlenmesi ve silahlandırılması, iç isyanların teşvik edilmesi gibi faaliyetlerin yürütülmesi ihtimali hâlâ mevcut. Keza İsrail’in de her fırsatta suikastlara devam etmesi, İran içindeki istikrarsızlığın daha da derinleştirilmesi yönünde faaliyetler yürütmesi de oldukça olası.

Ancak artık İran açısından da mevcut durum pek de sürdürülebilir değil. Sonuçta İran da bu gerilim ve savaş süreçlerinde Rusya ve Çin’den beklediği desteği alamadığının, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi oluşumların kriz zamanlarda işlevsel olmadığının farkında. Yine İran halkının duruşu mevcut rejime sadakatten değil vatansız kalmama korkusundan kaynaklanıyor. İran içindeki çekişmeden şahinlerin baskın olarak çıkması, “Amerika’ya kafa tuttuk” gibi zafer sarhoşlukları ile daha da radikalleşmeleri gibi ihtimaller ülkedeki ekonomik durumun ve istikrarsızlığın daha da derinleşmesine sebep olabilir. Sonuç olarak, İran’daki yönetimin halkına karşı baskı politikalarından vazgeçmesi; dış politikasında ise, Batı dünyası ile daha esnek politikalara geçmesi zorunluluk haline gelecek gibi görünüyor.

Trump ise İran savaşı üzerinden NATO’ya ve AB ülkelerine açtığı savaşı bitirmeye niyetli değil. İran faturasını bu ülkelere kesmeye çalışması, bu nedenle NATO ve AB içindeki çatlakların ve gerilimlerin iyice büyümesi de oldukça muhtemel.

Bir taraftan bu gerilimler farklı senaryolarla devam ederken diğer taraftan hem enerji üreten ülkelerin hem de müşteri ülkelerin mutabık kaldığı bir nokta var: Artık Hürmüz Boğazı gibi enerji tedarik zincirinin merkezinde yer alan hatlara, rotalara güvenerek iş yapmak olmaz. Bu nedenle bir taraftan Hürmüz Boğazı krizinin çözülmesi için birçok ülke yoğun mesai harcarken diğer taraftan alternatif enerji rotalarına dair projeler de elden geçiriliyor.

Mesela Suudi Arabistan, İran-Irak savaşında inşa ettiği Petroline hattının kapasitesini artırmaya çalışıyor. Ülkeyi yatay olarak kesen bu hat, Yanbu Limanından Kızıldeniz’e uzanıyor ancak Suudi Arabistan açısından bu hattın kapasitesinin artırılması gibi sorunlardan daha önemlisi Bab El Mendeb Boğazı’na bağımlı olması. Hatırlanacak olursa Bab El Mendeb’in iki yakasındaki Yemen’in tam karşısında Somaliland bulunuyor. Son olarak OPEC’ten çıkma kararı ile Suudi Arabistan-BAE gerilimini yeni bir aşamaya taşıyan BAE, İsrail ile ittifakını derinleştirme eğiliminde. İsrail’in Somaliland’i tanıması, Bab El Mendeb Boğazı’na hakim birkaç küçük adada İsrail’in dinleme dahil askeri merkezler oluşturduğu göz önüne alındığında Suudi Arabistan’ın Petroline hattı konusunda güvenli rota bulmak gibi oldukça önemli sorunlara çözüm bulması gerekiyor.

Bir diğer hat Saddam döneminde Irak-Suudi Arabistan arasında inşa edilmiş olan 1650 km’lik IPSA hattı. Bu hattın da ciddi bir bakımdan geçirilmesinin yanı sıra Petroline hattına bağlanmış olması ciddi bir sorun.

Yıllardır konuşulan ancak bir türlü hayata geçirilemeyen Irak-Ürdün hattı gibi projeler de şimdilerde gündemde. Keza Amerika’nın heyecanla desteklediği IMEC yani Hindistan-Körfez ülkeleri-İsrail-AB ülkeleri şeklinde uzanması planlanan hat da var. Bu hat Hürmüz ve Bab El Mendeb boğazlarına bağımlı değil ancak Suudi Arabistan bütün petrol ve doğal gaz akışını sağlayan vanaları İsrail’e teslim etme konusunda oldukça endişeli.

Şimdilik en güvenli rotanın Türkiye olduğuna dair fikir birliği var ancak Türkiye’ye uzanan petrol ve doğal gaz hatlarının Suriye’den geçmesi ve Suriye’de hâlâ güvenlik ve istikrarın sağlanmamış olması gibi endişeler konuşuluyor. Arapça basında, Suriye’den geçecek hatlar için bu ülkeye en az 30 milyar dolarlık yatırım gerektiği yazılıyor. Tom Barrack, Kerkük-Banyas hattının bir an önce çalışması için lobi faaliyetlerine başlayalı çok oldu. Bu çerçevede Chevron gibi enerji devleri ile anlaşmalar yapan Şam’daki Eş Şara yönetimi şimdilik Amerikan-Suudi Arabistan şirketlerinin yer aldığı konsorsiyumların da desteğini almış gibi görünüyor. Sadece Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerden gelen hatlar değil, Suriye içinde tespit edilen 5 doğal gaz ve petrol bölgesinde de arama ve sondaj faaliyetleri yürütülmesi için anlaşmalar yapılıyor.

Suriye’de altyapı için yatırımlar yapılması, güvenliğe ve istikrara dair durumun düzeltilmesi Türkiye açısından oldukça önemli. Çünkü Suriye’den geçmesi planlanan hatların birkaçı Lazkiye ve Tartus kentleri üzerinden doğrudan Akdeniz’e ulaşsa da, Katar doğal gazının ve Suudi Arabistan petrolünün Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasını sağlayacak projeler gündemde.

Keza Irak’ın Basra kentinden başlayıp ülkeyi boylu boyunca keserek Türkiye’ye uzanan Kalkınma Yolu Projesini de unutmamak gerek. Hem enerji hem de ticaret rotası olacak şekilde projelendirilen bu rota Türkiye kadar Irak ve Körfez ülkeleri açısından da oldukça önemli.

Tarihi Hicaz demir yolunun canlandırılması gibi projeler de var ancak en azından şimdilik enerji rotaları ile ilişkisi olmayan bu rota daha çok turizm ve ticaret için önemli olabilir.

Kağıt üzerinde şahane duran bu projelerin maliyetleri coğrafi şartlara bağlı olarak astronomik rakamlara ulaşabiliyor. Mesela 1.5 km’lik bir hattın maliyetinin 10 milyar dolara çıkabildiği güzergahlar var. Boru hatlarının maliyetlerini kimler, nasıl karşılayacak? Petrol boru hattına paralel olarak yol, elektrik, küçüklü büyüklü tesisler inşa edilmesi gerekiyor. En önemlisi de güvenlik elbette. Mesela Suudi Arabistan Türkiye’ye uzanan boru hattının güvenliği Ürdün’de ve Suriye’de nasıl sağlanacak?

Bir diğer önemli engel de bölge ülkeleri arasındaki ilişkiler. Yine Türkiye açısından düşünülmesi gereken en önemli nokta petrolün kıt bir kaynak olduğu, teknoloji ile birlikte alternatif enerji kaynaklarına dair çalışmaların hızla ilerlediği gibi gerçekler. Ekonomik durumun giderek kötüleştiği Türkiye açısından belki de birkaç on yıl sonra işlevsel olmayacak boru hatlarına milyarlarca dolar harcanması ne kadar verimli olur?

Diğer yazıları

OPEC’te deprem ve Türkiye! – Hediye Levent

Petrol İhraç Eden Ülkeler Organizasyonu (OPEC) Birleşik Arap Emirlikleri’nin...

Diplomaside distopya dönemi ve Türkiye! – Hediye Levent

İran-Amerika-İsrail savaşı zaman zaman sakinleşse de asla durmayan depremlerden...

Lübnan-İsrail görüşmeleri barış getirir mi? – Hediye Levent

Amerika’nın araya girmesi ile Lübnan-İsrail doğrudan müzakereleri başlayacak gibi...

Ateşkes mi, mola mı? – Hediye Levent

ABD-İran-İsrail savaşına dair ateşkes açıklamalarını ve haberlerini okurken aklıma...

Duvardaki tuğla İran mı? – Hediye Levent

Amerika-İran-İsrail savaşı birinci ayını doldurdu ancak hâlâ ne Amerika’nın...
4,406BeğenenlerBeğen
1,490TakipçilerTakip Et
3,964TakipçilerTakip Et
829AboneAbone Ol

Son eklenenler

Yeni nesil kapitülasyonlar – Mahir Ulutaş

Türkiye’nin son yıllarda enerji ve doğal kaynaklar alanında ardı ardına imzaladığı...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Savaş imparatorluğu ABD: İran’ın stratejik savunma taktikleri – Volkan Yaraşır

İran savaşı ateşkes momentiyle yeni bir aşamaya geçti. Savaş...

Katledilmelerinin 54’üncü yılında onlardan ilham almaya devam ediyoruz – İhsan Çaralan

Bugün 6 Mayıs 2026!Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un vahşice katledilerek...

Deniz olmak ve Denizleri aşmak… – Mustafa Yalçıner

Hedef belirten sloganı biliyorum. Tabii ki “Deniz olunmalı”!Hedefini “Deniz...

Filistin’den Kürecik’e Denizlerin mirası – Yusuf Karadaş

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idamlarının her...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından günümüze – Özkan Yıkıcı

Şu itirafı yaparak konuya gireceğim: Sürekli makale yazmaya başladığım...

Canlı yayın