18 Ocak 2026, Pazar
8.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÖzkan YıkıcıYeni yılın ilk emperyalist devlet korsanlığı - Özkan Yıkıcı

Yeni yılın ilk emperyalist devlet korsanlığı – Özkan Yıkıcı

Her zaman ne yazık ki tekrardan usanmadığım olumsuz gerçekler vardır. Gerçekler ne kadar yok sayılırsa sayılsın, her an suratımıza vurma gibi bir başka gerçeği de yaratmaktadır.

Yeni yıla girdik. İnanmasak da iyi dilekler sunuldu. Sistemdeki gelişmelere bakılmaksızın, sırf takvim değişimi ile yeni dönem özdeşliği yapılmaktadır. İyi dilekler dilenir. Bu, inançtan çok alışılan davranışın söz söylemeleri şeklinde yerleşmiştir. Fakat gerçekler de vardır. Bunların en önemlilerinden biri çağımızla alakalıdır. Biz bunu yok saydırma algısına kapılıp tam aksini söylesek de fark etmez. Gerçek koşullar kendi yöntemleriyle hareket eder. Çağımız özgürlük ve demokrasi çağı değildir. Emperyalist çağda yaşamaktayız. Kapitalizmin en üst aşaması olan sistemsel ifadedir bu. Biz ne kadar unutursak unutalım, yaptığımız yorumlarda düşünmeme derecesine gelsek dahi yine işleyen çark emperyalist çağdır. Kurallarıyla, krizlerin dalgalarıyla bu yaşam olanakları hep kendini ifade etmektedir. Aynen faşizmin emperyalist çağdaki devlet biçimlerinden biri olması gibi.

Biz bu önemli temel noktayı yok sayıp üstüne başka kavramlarla da doldurursak dolduralım, iyi dileklerimizi bu zeminden yapsak dahi yaşananlar hep bizi ters köşeye yatırmaktadır. Öyle ki iyi dileklerle başlayan yılda, Amerikan başkanının İran’a karşı eli tetikte olduğu haberi de birlikte kullanılmaktaydı. Peşinden, daha ne demek istediği tam yorumlanmadan bu defa Amerika’nın Venezuela’ya karşı operasyon yaptığı ve Başkan Maduro ile eşinin tutuklanıp yargılanmak için Amerika’ya getirildiği belirtildi. Sistemin adeta tokadı şeklinde olay duyulup, gelişme tartışılma travmasına doğru kaydı. Hâlâ olanların emperyalist karakteri hiç sözlere katılmıyor. Hatta arada katanları da “romantik dar kafalı solcu” diye suçlayanlar dahi oldu.

Yeni yıla hareketli girildi. Öyle gizleme falan da yoktu. Amerika, ablukaya aldığı Venezuela’ya beklentisini de oluşturduğu müdahaleyi yapar. Sonunda Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu yakalayarak yargılamak için ülkesine getirirler. Fakat gösterilen gerekçelerin kanıtlanamadığı durum da hâlâ geçerlidir. Örneğin Amerika, kamuoyu yaratma adına ülkesine gelen uyuşturucunun büyük kısmının Venezuela’dan kaynaklandığını söylüyordu. Oysa en basit göstergeyle Amerika’ya Latin Amerika’dan gelen uyuşturucu, Venezuela’daki Karayipler bölgesinden değil Pasifik’ten gidiyordu. Üstelik öyle ufak farkla değil; %75’i Kolombiya gibi yerlerden ulaşmaktaydı. Ama Amerika ısrarla uyuşturucunun Venezuela’dan geldiğini, Maduro’nun da önemli bir kartelin başkanı olduğunu belirtiyordu. Fakat söz konusu olan kartelin varlığı da soru işaretlidir. Kanıtı yoktur.

Hâlbuki Maduro yakalandıktan sonra Amerikan Başkanı Trump’ın yaptığı açıklamada önemli bir itiraf da vardı. Petrolü iyi işletemediklerini, kendi şirketlerinin gidip işleteceklerini, ülkeyi önce kendilerinin yönetip sonrasına da karar vereceklerini belirtiyordu. Dahası, petrolün —Venezuela gerçeğine rağmen— Amerika’nın olduğunu da savunuyordu. Bu da bin bir çeşit açıklama şekline girmektedir. Net olan olayda öyle diktatörlük ya da uyuşturucu değil, Venezuela petrolüne Amerikan şirketlerinin sahip çıkıp kaymağını yemek söz konusuydu.

Ek bir bilgiyi de ekleyelim: Vietnam Savaşı’yla yaşanan yenilgi, Amerika’ya kısa dönemsel yeniden açık işgal müdahalelerinden sakınmayı getirdi. Sovyetler Bloğu’nun dağılmasıyla yeniden müdahale için uluslararası kuramı da ekleyip Somali, Afganistan ve Irak müdahaleleriyle başlandı. İlginç olan, yapılan tüm müdahalelerde gösterilen gerekçelerin hepsinin kocaman bir yalan çıkmasıydı. Hele de Irak’taki ısrarla dayatılan nükleer ve kimyasal silahların varlığı kanıtlanamadı. Ama kanıtlanamayan suçla Irak işgal edildi. Sonuç hâlâ karşımızda; darmadağın bir ülke olarak Irak bulunmaktadır.

Özellikle girilen krizlerden çıkılamamasıyla rekabet alanları mücadelesi, Amerika’yı yeni hareket alanlarına çekti. Hiç fazla geriye gitmeyeceğim: Geçen yılın son aylarında Trump, Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ni açıkladı. Açıkça Latin Amerika müdahalesi ağırlıklı olan bölümler de vardı. Bu ülkelerin de başında Venezuela geliyordu.

Venezuela, özellikle iki binli yılların başında Chávez ile birlikte Amerika’nın hep müdahale alanına çakılıp kaldı. Askerî darbe girişiminden ablukalara kadar birçok girişim oldu. Başarısız kalındı. Maduro döneminde dozaj artırıldı. Kendi adaylarını başkan ilan ettiler. Bazı liderleri açıkça desteklediler. Yine de Maduro başkanlığını korudu. Ama birçok sorunu da gideremedi. Amerika ise geçen yılın ortasından sonra ülkeyi ablukaya aldı. Önemli askerî güçler gönderdi. Denizdeki tekneleri “uyuşturucu taşıyor” diye batırdı. Ancak batırdığı teknelerdeki insan ölümlerine karşın uyuşturucu trafiği kanıtlanamıyordu.

Ama Trump ivmeyi yükseltiyordu. Maduro’yu terörist ilan ediyordu. Amaç, terörle mücadelede Senato’nun onayına ihtiyaç olmamasıydı. Onca yığınak ve batırılan tekneler gerçeği, Venezuela’nın vurulacağının yakınlaştığı tahminlerini yükseltiyordu.

Öyle de oldu. Hem de tam yeni yılda iyi dilekler sunulurken Amerika, emperyalist gerçekliğini Venezuela’ya karşı düzenlediği askerî hareketle tekrardan kanıtlıyordu. Venezuela Devlet Başkanı’nı esir alıp onu yargılamak için de Amerika’ya getiriyordu. Tabii Amerika’nın böylesi uyuşturucu yargılamalarında sicili pek de iyi değildir. Panama’dan en son Honduras’a varan uygulamalar, olayın kuralsızlıkla siyasi güç zehirlenmesinin ne denli katkısı olduğunu kanıtlamaya yetiyordu.

Bir süper güç başka bir ülkeye karışıyor; darbe girişiminden tutun geçici başkan atamaya dek siyasal kartlarını oynuyor. Kanıtlanamadığı, tam aksi bilgilerin olmasına rağmen önce kuşatıyor, tekneleri vurup ölümlere neden oluyor. Sonrasında da müdahaleyle liderini yakalayıp Amerika’ya getiriyor. O başkan ki yeri geldiğinde kendi parlamentosunu dahi bastıran kişiydi. Ama gerçek, emperyalist sistemin günümüz işleyiş gerçeğidir. Tepkiler çok cılız. Özellikle devletler bu konuda sınıfta kalmayı değil, boş kâğıt vererek sıfır çektiler. Hatta Putin ve Çin’in bu örneklemi kullanma durumuna gelme ihtimalleri de vardır.

En önemlisini de ekleyelim: AB ülkeleri gayet anlamsız bir açıklama yaptılar. Peki, Trump Grönland Adası’nın da Amerika’ya ait olduğunu söylüyor. Üstelik oraya bir vali de görevlendirdi. Yarın Grönland Adası’na el koyarsa, başta Danimarka nasıl karşı çıkacak?

Diğer yazıları

Kıbrıs pencerelerinden içeriye sızanlarla – Özkan Yıkıcı

Bir Lefkoşa gecesine daha girdim. Bugünkü tuhaflık, ama ileride...

Grönlandlı Olsaydım – Özkan Yıkıcı

Şu anda elbet ben Grönlandlı olamazdım. Bırakın olmayı, oraya...

Emperyalist gangsterlik dönemi mi? – Özkan Yıkıcı

Özellikle ikinci Trump dönemiyle tırmanan müdahale stratejisi süreci hızlandırıldı....

Gevezelik yapar gibi olup gerçeklerle harmoni düzenlemesi – Özkan Yıkıcı

Yeni yıla girdik. Dünya kaynıyor. Emperyalist çağın neoliberal süreci,...

Sorun İran’la başlarsa – Özkan Yıkıcı

Gerçekten, bazı ülkeler vardır ki adı dahi duyulunca okyanuslaşır....
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,997TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Chávez’den Maduro’ya: 21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (2) – Özgür Orhangazi

Chávez döneminde uygulanan ekonomi politikaları, petrol gelirlerinin yeniden dağıtımına...

Venezuela, MAGA ve Çin – Cihan Tuğal

Orta büyüklükte bir ülkenin cezalandırılması Trump’ın hanesine yazılan bir...

Kıbrıs pencerelerinden içeriye sızanlarla – Özkan Yıkıcı

Bir Lefkoşa gecesine daha girdim. Bugünkü tuhaflık, ama ileride...

Diktatörler gitsin ama! – Yücel Vural

Dünya’nın büyük bir bölümünde büyük bir karmaşa yaşanıyor. Bunun adını,...

ABD ile Avrupa arasında ‘Grönland savaşı’ mı çıkacak? – Yücel Özdemir

ABD Başkanı Trump geri adım atmadığı takdirde “Grönland sorunu”,...

TRT nefret kuşağı: ‘Gökkuşağı Faşizmi’ – Gözde Bedeloğlu

2015 yılında ilk kez polisin plastik mermi, biber gazı...

Grönlandlı Olsaydım – Özkan Yıkıcı

Şu anda elbet ben Grönlandlı olamazdım. Bırakın olmayı, oraya...

Canlı yayın