yaklaşımlarÖzkan YıkıcıHangi Amerika’dan söz edelim? - Özkan Yıkıcı

Hangi Amerika’dan söz edelim? – Özkan Yıkıcı

Konumuz Amerika Birleşik Devletleri. Sistem hâlâ en güçlü ve hegemonya sahibi devlet. Kapitalist sistemden söz ediyoruz. Öyle boş ve fantezili, tekil devlet bağlamında değil elbet. Kapitalizm diyoruz; kapitalizmin üst aşaması olan emperyalist çağda olduğumuzdan dem vuruyoruz. Yetmedi: Kapitalizmin neoliberal aşamasında hâlâ takılı kaldığımız, ancak krizlerin artık yönetilemez aşamada oluşuna tanıklık etmemiz gerçeği de var. Ama tüm bu toplamda noktalar değil de şu bakışla da bakmak kaçışı kolaydır: Suya sabuna dokunmadan, sistemin kurallarına bağlı kalmanın etiketsel sunumu şeklindedir.

Amerika’yı; emperyalist, yani sömürgeci konumuyla, sömüren–sömürülen denkleminde veya sınıfsal tekeller ile ezilenler arasındaki sınıfsal eşitsiz dünya üzerinden değil; “normalmiş” bir devlet konumuyla sankileştirip, emperyalist sınıfsal öze dokunmadan, normal koşullarda kalınarak, sistemi yeniden üretme adına yaklaşımla tavır koymak da vardır.

Hangisinin yanıtı şu: Emperyalist çağa göre, onun koşullarıyla yaklaşım mı; yoksa sistem yokmuşçasına, devletsel dar bakışla sistem içi kalınarak yaklaşmak mı ikilemi vardır. Birinde emperyalist sömürü, ötekisinde ise Amerika’yı demokrat, özgür devlet örneği olarak görüp, müdahale eden “kurtarma doktoru” şeklinde algılamak vardır. Bir ülkeyi işgal ederken dahi kimisi “kurtarmak”, kimisi de yeniden sömürgeleştirme hedefiyle, birbirine zıt iki yorumla bakışa dek taşımaktadır.

Bir resim sunacağım. “Resim” denip de geçmeyin. Bazen kitaplar dolusu laf yerine, çekilen bir fotoğraf, ülkenin tetiklenip uyarılmasına yetip de artıyor. Herkesin bu örneğe hemen Vietnam Savaşı’ndaki bir fotoğrafla Amerikan kamuoyunun uyarılıp ateşlenmesini hatırlaması akla gelir.

Yine yerimiz Amerika… Minnesota eyaletindeyiz. Kısa zaman önce aynı benzer konu bir resimle ekrana geldi. Tabii ki çeken cihaz kamera olunca sesler de duyuluyordu. Bir kadının göçmen federal ajanlar tarafından vurulması resmediliyordu. Üstelik vurulan kadın beyazdı! Aradan fazla zaman geçmedi. Bu defa yine Minnesota eyaletindeyiz. Sayıları sekiz denilen federal göçmen ajanları, birini yerde dövüyor. Ardından silah sesleri geliyor. Yine “göçmen” diye bir kişi vuruluyor.

Olayın temelinde ise Trump hemen canlanıyor. Öldürülenler “terörist” denilerek işin içinden çıkılıyor. Alışık bir söz değil mi? Öyle bir söz ki her tarafta; karşıtınızı suçlayıp kolayca damgalamak adına “terörist” kelimesi yetip artıyor. Aynısını Venezuela’da da yaşadık. Savaş ilan etmeden bir ülkeye müdahale edip, hem de devlet başkanını kaçırmada başına “uyuşturucu” kelimesini koyup “terörist” demek yetip artıyor. Varsın, uyuşturucu karteli dediğiniz ismin sonradan sizin çevrenizin de kabul ettiği gibi “öyle bir kartel yok” olduğu ortaya çıksın…

Amerika’da iç konular da alevlendi. Biz Amerika’yı zaten Kıbrıs’tan hep tanıyoruz. Örneğin 1964’te Acheson Planı’nı bilmek yetiyor. Tabii Amerikan önerisi olduğunu ve bunu Türkiye’nin de imzaladığını akıldan çıkarmayalım. 1974 Kissinger planlı olaylarla adanın fiilen ikiye ayrılması, darbe ve müdahale sıçramaları da hatıra gibi önümüzde duruyor.

Amerika’da salt göçmen karşıtı tutumlar değil; Trump’ın özellikle Demokratların elinde olan eyaletlere muhafızlarını gönderip, güvenlik gerekçeli sunumla olağanüstü duruma geçişi yaşanıyor. Tıpkı tüm dünyadaki göçmen karşıtı; kimine göre otoriter, kimine göre postmodern, daha net konuşanlara göre ise faşizmin devlet biçimi hâline geldiği koşullara artık “merhaba” demenin de ötesine geçtik. Amerika’daki çevreler dahi otoriterleşmeyi açıkça kabul ediyor.

Trump daha net konuşuyor: “Ben vicdanımla davranıyorum. Hukuk falan tanımam.” itirafını gayet normal bir dille açıklıyor.

Amerika’da alışılmamış protestolar duyuyoruz. New York’ta kendine demokrat sosyalist diyen Mamdani kazandı. Sokaklarda değişik biçimlerde devlet güçleri cinayet işliyor, tutuklamalar yapıyor. Binlerce göçmen sürülüyor. Ama Amerika bununla da kalmıyor. Kendinin dayatarak, gerektiğinde askerî darbeleri tezgâh kılarak, CIA yöntemleriyle iktidarları devirip uygulattığı neoliberal sürece artık kendisi uymama noktasına geliyor. Kendi oluşturduğu uluslararası yapılardan çekiliyor. Hukuktan söz etmeyip bildiğini okuyor. Böylelikle neoliberal kapitalist sürecin tabutuna çivileri birer birer çakıyor. NATO ve IMF dahi sorgulanıyor, yeri geldiğinde tanınmıyor. Grönland krizi veya Dallas’taki toplantıda Kanada ile yaşanan farklılaşma sonucu başbakanın şikâyetname gibi sözleri boşuna değildi.

Tabii bizi de ilgilendiren, foncularımızın durmadan umut diye pompalanan “çözüm” hikâyeleri de yeni boyut kazanıyor. Hiç uzağa gitmeyin; Orta Doğu’da kalalım. Gazze’de önce İsrail desteklenerek soykırım yapıldı. Yetmiş binin üzerinde resmî kayıp, yüz bini aşan insanın katliyle süreç gerçekleşti. Filistinlileri alacak pek ülke bulunamayınca, bizzat Trump başkanlığında komisyon kuruldu. Gazze için kolonileştirme ve emlak sömürgeleştirme planı açıklandı. Yine devletler hizaya girdi. Tek söz hakkı olmayanlar ise bizzat yerin halkı Filistinliler oldu.

Doğu komşumuz Suriye’de felaket devam ediyor. Ana akım çevrelerin “özgürlük” ve “demokrasi” diye alkışlattığı, algılarla süsledikleri yeni iktidar adayı; IŞİD devşirmeli, El Kaideli, El Nusralı HTŞ oldu. İşgal altında, Amerikan talimatlı, cihatçı ve parçalı bir devlet doğdu. Buna benzer birçok örnek filizlenmeye başladı. İran gibi ülkeler ise elde tutuluyor; açılıp açılmayacağı korkusuyla yaşatılıyor.

Neoliberallere de artık ışık yok. Yeri geldiğinde herkese serbest piyasayı dayatan Amerika, şimdi bunu bizzat ve ağır biçimde çiğneyerek gümrükler koyuyor. İthalatlara ağır vergiler getiriliyor. Resmen korumacı, faşist özlü bir ekonomik politika devrede. Kanada’dan Grönland’a açıkça ilhak deniyor; “satın almadan, elli ikinci eyalet” sözleri normalmişçesine açıklanıyor.

Bunların Kıbrıs’ta kaçı izlenir, kaçı yorumlanır bilemem. Çünkü gündeme pek gelmiyor. Ama başta foncularımız olmak üzere, Trump’ın “çözüm eli”nin Kıbrıs’a da geleceği umudunun pompalanmaya devam ettiği kesin. Kuzey Kıbrıs’ta söylemde resmî eksenli ikilem de ortaya çıktı. Tatar hep “iki eşit egemen devlet” derken, Tufan Bey’in Fidan rüzgârıyla “eşit koşullar olmazsa olmaz” noktasına gelmesi, suyun ısıtıldığını gösteriyor. Buharlaşma için iki devlet bekleniyor.

Fakat kimse Amerika şekliyle oluşan dünyayı birlikte konuşmaktan kaçmıyor. Hele gezmeler, fonlar ve koltuklar işin içine girince durum daha da zorlaşıyor. Hani şu uluslararası hukuk ya da BM parametreleri ezberleri var ya; sadece Trump’ın söylediklerine ve yaptıklarına bakılsın, bu bile yeterlidir.

Kısaca, şu gerçeği bir kez akıl kılalım:
Amerika özgürlüklerin dünyası mı, yoksa emperyalist bir devlet mi?

Diğer yazıları

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

Viktor Orban dönemi noktalanırken – Özkan Yıkıcı

Pazartesi sabahı, bizim gibi yerel medya dışında kalanlar önemli...

Gelgit pazarından damlalar – Özkan Yıkıcı

Pazar öğleden sonrası ortamındayım. Öyle ki, Kuzey Kıbrıs’ta hayat...

Son savaşta fazla öne çıkamayan üç ülke: Lübnan, Macaristan ve İngiltere – Özkan Yıkıcı

Bu savaş cenderesinde başka öne çıkarılmayan ülkeler de vardı....

Seçimlerde sona gelirken – Özkan Yıkıcı

Artık dünya Orta Doğu savaşına yoğunlaşırken, arada gündem olacak...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
815AboneAbone Ol

Son eklenenler

Trump’ın Hürmüz ablukası ve bumerang etkisi – Yusuf Karadaş

ABD ve İran heyetleri arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir...

Hindistan’dan Kıbrıs’a dijital sansür operasyonu! – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık bir haftadır devam eden siber saldırıların...

Ödemekle Bitirilemeyen Borç – Şener Elcil

Kıbrıslıların, Türkiye’ye borç ödemeye başlama tarihi, 1517 Ridaniye Savaşı ile Mısır’ın Osmanlı Padişah’ı Yavuz Sultan Selim tarafından...

Savaşların ekonomik maliyeti – Hayri Kozanoğlu

Savaşların yıkımı sadece cephede değil bütçelerde de büyüyor. ABD...

Macaristan ve Biz: Orbán’ın Yenilgisi üzerine Düşünceler – Fabrizio Burattini

Sonuçlar artık kesinleşti. Katolik muhafazakâr Peter Magyar, Viktor Orbán’ın...

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

ABD-İran ateşkesi ne anlama geliyor? – Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

Diplomatik söylemin fazlasıyla gelgitli, sahadaki gelişmeler bağlamında ise tarafların...

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok… – Fikret Başkaya

“İnsanlık ancak çözümleyebileceği sorunları görev olarak önüne koyar. Çünkü...

Canlı yayın