Trump kendi kişisel şovuyla Grönland’ı alma planlarını ve Nobel Barış Ödülü takıntısını birbirine bağlayınca iki şey oldu: ABD emperyalizminin bu dev ada için uzun yıllardır süregelen planlarını maskeleyip meseleyi tarihsel bağlamından kopardı; bir delinin hezeyanlarına indirgedi, dolayısıyla çözümü de tekil bir yere, bu delinin gitmesine indirgemiş oldu. İkincisi, Avrupa burjuvazisinin ve temsilcisi kurum ve politikacılarının maskeleri bir kez daha düşmüş oldu.
ABD için Grönland Kuzey Amerika ve Kuzey Kutup bölgesi arasındaki konumuyla askeri olarak, özellikle füze savunma ve saldırı sistemleri ve bölgedeki gemileri izleme açısından oldukça stratejik önemde. Ve halihazırda ABD’nin orada bir askeri üssü zaten var. Pituffik Hava Üssü devasa radarları ve “uzay uyarı filolarıyla” sadece füzeleri değil uzaydaki nesneleri takip etmek için de önemli bir yere sahip. 1951 yılında NATO ve ABD’nin dayattığı askeri anlaşma sonucu Soğuk Savaş yıllarında Sovyetlere karşı ABD adada bir ara 17 askeri üs ve 10 binin üzerinde askere sahipti. Hatta o yıllardan kalma buz altındaki füze üslerinden biri bir çevre felaketi olma yolunda milim milim ilerliyor; üs, iklim değişikliği sonucu buzların erimesiyle sürekli içinde bulunduğu buz tabakasının kenarına yakınlaşıyor. Askeri değerinin yanında bu Arktik bölgesi adası şimdilerde yer altı kaynakları ve özellikle uranyum ve demir bakımından zengin kritik madenleriyle (ve kuvvetle muhtemel fosil yakıt rezervleri de), ABD emperyalizminin iştahını kabartıyor.
‘Batı’nın ikiyüzlülüğü
Gazze’de İsrail eliyle devam ettirilen soykırıma doğru dürüst ses çıkarmayıp her türlü desteği veren, son olarak da Venezuela’daki haydutluğu öve öve bitiremeyen Batılı liderlerden bazıları bakalım Grönland için neler demişler:
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Trump’a özel mesajı: Dostum, Suriye konusunda tamamen aynı fikirdeyiz. İran konusunda harika şeyler yapabiliriz. Grönland konusunda ne yaptığınızı anlamıyorum. Gelin harika şeyler inşa etmeye çalışalım: 1) Davos’tan sonra perşembe öğleden sonra Paris’te bir G7 toplantısı düzenleyebilirim. Toplantı dışında Ukraynalıları, Danimarkalıları, Suriyelileri ve Rusları davet edebilirim. 2) ABD’ye dönmeden önce perşembe günü Paris’te birlikte akşam yemeği yiyelim.
Kanada Başbakanı Mark Carney: “Kurallara dayalı [uluslararası] düzen hakkındaki hikayenin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk… Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı uygulandığını biliyorduk. Bu kurgu yararlıydı [Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı faydalar vardı]… Bu yüzden vitrine tabelayı astık. Ritüellere katıldık. Ve söylem ile gerçeklik arasındaki boşlukları dile getirmekten büyük ölçüde kaçındık. Bu anlaşma artık işe yaramıyor…”
Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store ve Finlandiya Başkanı Alexander Stubb’ın Trump’a ortak yazdıkları özel mesaj: Sayın Başkan, Sevgili Donald -Atlantik ötesi ilişkiler üzerine- Grönland, Gazze, Ukrayna- ve dün yaptığınız gümrük vergisi açıklaması hakkında. Bu konulardaki pozisyonumuzu biliyorsunuz. Ancak gerginliği azaltmak ve durumu sakinleştirmek için birlikte çalışmamız gerektiğine inanıyoruz; etrafımızda o kadar çok şey oluyor ki, birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Bugün daha sonra sizinle bir telefon görüşmesi yapmayı öneriyoruz -ikimiz birlikte veya ayrı ayrı- tercihiniz konusunda bize bir ipucu verirseniz seviniriz!”
Danimarka’nın ABD Büyükelçisi Jasper Moller Sorensen: “Danimarka Krallığı her zaman ABD ile omuz omuza durmuştur. 11 Eylül saldırılarından sonra Danimarka, ABD’nin çağrısına yanıt verdi. Afganistan’da, nüfusa oranla diğer tüm NATO müttefiklerinden daha fazla asker kaybettik… Grönland’ın geleceğine yalnızca Grönland halkı karar vermelidir.”
Bu yağlama ve sözde eleştirilerde özetle diyorlar ki, “Bak senin emperyalist savaş, talan ve müdahalelerin için desteğe ve öldürmeye her zaman hazırız; Afganistan, Filistin, Suriye, Iran, Venezuela ve küresel güneydeki diğerlerine karşı iyi güzel de bize de mi emperyalizm?”
İçeride ise “Demokratik Sosyalist”lerin en önemli ismi Bernie Sanders mealen “Tamam Grönland’ı alıp yağmalayacaksın ama bu bize bedava sağlık hizmeti olarak geri dönecek mi?” diye “muhalefet” yapıyordu.
1938 yılında Fransa’nın kolonilerinden Martinik Adası’nda doğmuş olan sömürgecilik karşıtı, sosyalist Yazar ve Politikacı Aimé Césaire, 1954’te şunları yazmıştı: [Avrupa burjuvazisinin] Hitler’i affedememesinin nedeni insanlığa karşı işlenen suç değil ya da insanın bu şekilde aşağılanması değil; bu suçun beyaz insana karşı işlenmesi, beyaz insanın aşağılanması ve o zamana kadar yalnızca Cezayir’deki Araplara, Hindistan’daki işçilere ve Afrika’daki siyahlara uygulanan sömürgeci yöntemleri Avrupa’ya da uygulamış olmasıdır.” ABD muhtemelen adayı ya alacak ya da Danimarka’yı 1951’deki anlaşmanın daha geniş bir versiyonuna zorlayacak; kendisinden sonra gelecek Demokrat Partili başkanlar da Trump’ın politikasını ya aynı şekilde devam ettirecek ya da daha da ileri götürecek.



