Disiplin tüzüğünün kaldırılması sevinç yarattı. Ama bu sevinç, yalnızca hak mücadelesine gerçekten inananlara aittir. Samimi olanları tenzih ederek başlıyorum yazıma.
Çünkü bazı politik figürler ve sözde insan hakkı savunucuları, bu kazanımı kendi çıkarına dönüştürmeye çoktan başladı; gölgeleri şimdiden fotoğraf karelerine düştü. Çocuk istismarının da hiyerarşisi var: Süresi, değeri, itibarı ve statüsü eşit değil bu toplumda.
En acı gerçeklerden biri de bu.
Bugün kameralar önünde kahraman edasıyla konuşan bazıları, aslında bu toplumun en karanlık çelişkilerini temsil ediyor. Neden mi? Çünkü onlar, çocuk ve insan hakları adına konuşacak en son kişilerdir. Çünkü bireysel gibi gösterilmeye çalışılan ama aslında devlet meselesi olduğu apaçık ortada olan, 1990’larda yaşanmış bir çocuk ihmali sorgulamasını doğrudan ya da dolaylı yollarla örtbas etmeye çalıştılar.
Şimdi kalkıp başka davalar için “ben başardım, ben katkı koydum, biz destekledik” dediklerinde bellek delirmeye başlıyor. İşte ikiyüzlülük budur. Ve biliyorum ki, hayatın olduğu her yerde bu sahte kahramanlıklar da var olmaya devam edecek. Ben yalnızca gözlemliyor ve direniyorum. Çünkü yüzsüzlüğü ve ikiyüzlülüğü ifşa etmek her zaman değişimin başlangıcıdır. Mağduriyetin yükünü taşıyanların hafızasına saygı göstermeyen bu kişiler, bugün olduğu gibi yarın da başka meselelerde fotoğraf karelerini dolduracak, başka hak mücadelelerinden pay kapacak, kendilerini kahraman ilan ettireceklerdir.
Bunu engelleyemeyiz. Ama şunu unutmamalılar: Bugün kahraman rolünde dolaşan ve alkışlanan bazıları, hayata tutunmaya çalışan bir bireyin çocuk ihmali üzerine açtığı davayı kapattırmaya, engellemeye, görmezden gelmeye ve itibarsızlaştırmaya katkı koymuş kişilerdir.
Bu toplumda çocukların, hak arayanların sesi bastırıldı. Büyük acılar anlaşmalarla örtüldü. Hesaplar yapıldı, manipülasyon yöntemleri hep hazır tutuldu. Bilmiyor muyuz bunları? Yalan mı? Süresi mi doldu vicdanın?
İşte bu yüzden mesele yalnızca disiplin tüzüğünün kaldırılması değildir. Özür dilenmemiş çocukların hatırası, telafi edilmeyen hak ihlalleri, bastırılmış adalet arayışlarıdır.
Bireysel denilen, aslında bu toprakların derdi, bu dünyanın acısıdır. Ve kimsenin işine geleni önemli bulup gelmeyeni değersizleştirme lüksü yoktur.
Bir kez hakikatin üzerini örten, şimdi nasıl olur da insan hakları adına konuşur? Yıllar sonra gücünü ve bilincini harekete geçirip hakkını arayan bir bireyi bastıran, bugün nasıl olabilir de başka çocukların kazanımlarını sahiplenebilir?
İşte şimdi, esas olarak özür dilenmesi gereken tüm çocuklara selam olsun! Çünkü gerçek kahramanlık, onların yarım bırakılmış adaletini sahiplenmektir; çıkarsız, fonsuz, hesapsız.
Önemsememek, susmak, itibarsızlaştırmak ya da politik hesaplarla örtbas etmek değildir kahramanlık. Bugün bazıları bu ve benzeri davalardaki kazanımları kendi “zaferi” olarak görebilir. Ama ben biliyorum:
Samimiyetsizliğin üzerini süslü kelimelerle kapatan sözde insan hakları savunucuları, kendi gözlerinde bile kahraman değildir. Çelişkiler büyük, mikrofonlara konuşmak kolaydır. Ama bu topraklarda büyük hesapların gölgesinde bastırılan en ağır gerçekler hâlâ oradadır.
Ve ben bunları görüyorum, unutmuyorum.
Israrla “bireysel mesele” deniyor bazı çocuk istismarlarına ve bununla yıllarca tek başına mücadele edenlere. Oysa bireysel olan, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve rehabilite edilmemiş olandır. Ben tam da bunu sorguluyor, kırmaya çalışıyorum.
Diyelim ki gerçekten ortada bireysel bir mağduriyet var.
Peki böyle bile olsa, önemsenmemesi, manipüle edilip caydırılması doğru mudur?
Diyelim ki mesele yalnızca bireysel; bu onların tavrını meşru kılar mı?
Sosyal hizmetlerin, devletin, iktidarın ve muhalefetin; 1990’lardan bugüne süregelen çocuk ve insan hakkı gaspını sorgulamaya ve çözüm üretmeye çalışan birine “bu bireyseldir, önemsizdir” demesi kabul edilemez.
Bu yaklaşım, yalnızca benim yaşadığım istismar için değil, tüm çocuk ve insan hakkı ihlalleri için ses çıkarmaya, yazmaya ve mücadele etmeye devam etme kararlılığımı daha da güçlendirir. Benim çabalarımı, hayatımı yeniden kurma girişimlerimi itibarsızlaştırmaya çalışan her tutum, yalnızca çözüm arayışlarını baltalar. Ama ben buna boyun eğmeyeceğim.
Ve biliyorum ki, seçici bir şekilde “bu önemli, bu önemsiz; bundan para gelir, ondan gelmez; bu bireysel, bu toplumsal” diyen her siyasiyi, avukatı, insan hakları savunucusunu ifşa etmek benim görevimdir. Çünkü hakikatin sesi susturulamaz, adaletin sesi geciktirilemez, çocukların sesi görmezden gelinemez.
Ben sesimi çıkarmaya, yazmaya ve mücadele etmeye devam edeceğim. Her çocuk istismarı için, her hak gaspı için…
Ve unutmayın:
Vicdanın da zaman aşımı yoktur.



