Kıbrıs iktibasPınar TaşUyy Ben Ölim Loo; Belleğin Yankısı, Devletin Gölgesi - Pınar Taş

Uyy Ben Ölim Loo; Belleğin Yankısı, Devletin Gölgesi – Pınar Taş

Kategori:

Metin Göktepe öldürüldüğünde ilkokuldaydım. Çocukluğumun o naif döneminde, evimize çöken ağırlığı kelimelere dökemesem de içimde bir şeylerin kırıldığını çok net hatırlıyorum. Annemle babamın gözlerindeki o tarifsiz keder, bir çocuğun dünyasında tarif edilemeyen bir boşluk yaratıyor. O günlerde hayat ilk kez adaletle karşı karşıya geldi ama yüzünü göremedi.

Ferhat Tunç’un, Metin’in annesinin ağıdına bestelediği o şarkı “Uyy ben ölim looo…”bizim evde, bizim yüreğimizde yankılanıyordu. O şarkı sadece bir annenin feryadı değildi. O, devletin elleriyle aramızdan aldığı her insan için halkın kolektif vicdanının attığı çığlıktı. Okulda şarkı söylemek için tahtaya çıktığımda bu ağıdı söyledim defalarca. Öğretmenlerin şaşkın bakışlarını, arkadaşlarımın anlam veremeyen yüzlerini hatırlıyorum. Benim için bu bir protesto değildi, içimde kalan yasın, çocuksu bir biçimde dışa vurumuydu. Henüz bilmeden politik bir tavırdı. Çünkü bazı şarkılar, bazı ağıtlar istemsizce politiktir. Acının doğası gereği

Yıllar geçti. Yıllar boyunca başka Metin’ler, başka adlar düştü toprağa. Sonra bir gün Kıbrıs’a geldim ve Kutlu Adalı’yı öğrendim. Ve bir kez daha anladım, coğrafya değişse de hikaye değişmiyor. Aynı karanlık eller, aynı suskunluk, aynı infaz. Bir yanda Göktepe, öbür yanda Adalı. Biri İstanbul’da dövülerek öldürülmüş bir gazeteci, diğeri Lefkoşa’da evinin önünde susturulmuş bir aydın. Adları farklıydı, ama kaderleri aynıydı. Ve her ikisinin de ardından yankılanan ağıt aynıydı: “Uyy ben ölim looo…”

Bellek bu topraklarda bir yük değil, bir görevdir. Çünkü unutan, yeniden kurban olur. Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta belleği yönetmek bir iktidar stratejisidir. Faili meçhuller, aslında failleri bilinen ama cezasız bırakılan devlet suçlarıdır. Bu yüzden Göktepe’nin cesedi adaletin çürümüşlüğüne, Adalı’nın ölümü ise işgal altındaki bir vicdanın fotoğrafına dönüştü.

Bu topraklarda gazetecilik bazen ölümü göze almak anlamına geliyor. Gerçeği dile getirenin sesi önce susturuluyor, sonra itibarsızlaştırılıyor, en sonunda da bedeninden ediliyor. Devletin resmi söylemi ise her zaman hazır; araştırıyoruz…Ama halk, annenin feryadını unutmaz. Unutmamalı da. Çünkü her “Uyy ben ölim looo” yankısı bir başka hakikatin mezar taşına kazınıyor.

Bu hikayelerde bireysel yas, toplumsal bir isyana dönüşür. Çünkü bizim coğrafyamızda yas tutmak da bir direnme biçimidir. Biz yalnızca Metin Göktepe’nin, Kutlu Adalı’nın anısını yaşatmıyoruz, onların bize bıraktığı sorumluluğun da taşıyıcısıyız. Her unutturulmak istenen ismin ardından yazılan şiir, çekilen belgesel, yapılan şarkı, bir hafıza zincirinin halkası oluyor. Belleği canlı tutmak bir eylemdir, ve bu eylem suskunlukla değil, ses vermekle olur.

Bir zamanlar tahtaya çıkıp ağıt söyleyen o çocuk artık büyüdü. Ama içindeki çığlık hiç dinmedi. Çünkü bu ağıt, sadece bir şarkı değil, öldürülen gazetecilerin, susturulan kalemlerin, faili meçhullerin, toplu mezarların, kayıpların ortak diliydi… O çığlık, susturulmak istenen her hakikatin yankısıydı…

Ama artık ağıtların yerini sorular alıyor.. Kaç Metin daha öldü? Kaç Kutlu daha susturuldu? Ve en önemlisi, biz sustuk mu? Her soruyla birlikte belleğin zincirine bir halka daha ekleniyor. Her unutulan, bir kez daha öldürülüyor. Her hatırlayan, yeniden direniyor.

Çünkü bu coğrafyada yas tutmak, sessizlik değil, direniştir. Metin Göktepe’nin, Kutlu Adalı’nın anılarını yaşatmak yalnızca bir saygı değil, bir sorumluluktur. Her şiir, her belgesel, her şarkı bu sorumluluğun sesi, hafızanın direngen nefesidir. Belleği canlı tutmak, unutturmamak, susmak değil, konuşmaktır. Ve konuşan her ses, o çocuğun içindeki çığlığı bugüne taşır…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Noel Baba’nın Sessizliği: Teyfur ve Hafızanın Direnişi – Pınar Taş

Çocukken Bulanık sokaklarında gördüğüm siyah paltolu adam, sırtında beyaz...

Redd-i Miras, kırığın soykütüğü – Pınar Taş

İnsan, yalnızca doğduğu yerin değil, yarım kalmış cümlelerin de...

Tımarhane günlüğü – Pınar Taş

Tımarhanede bugün tören var. Bayrak yine ütülü, akıl yine...

Vasatın muteberliği – Pınar Taş

Ada artık bir harita üzerindeki toprak parçası değil, koskocaman...

Apê Musa’nın Ardından – Pınar Taş

Bir halkın dili yasaklandığında, suskunluk değil direniş doğar. Bir...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,929TakipçilerTakip Et
886AboneAbone Ol

Son eklenenler

Bayazıt İlhan yazdı: Atom bombalarında ölümcül yarış

İki yıl önce OECD’nin 2017 yılından beri üzerinde çalıştığı özgün...

Yücel Özdemir yazdı: Almanya, NATO’da liderliğe mi hazırlanıyor?

NATO zirvesi öncesinde, Avrupa ülkelerinin birlikte hareket etmesi adına...

Murat Çakır yazdı: Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…

Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretler’deki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Dünya yanıyor

Günlerdir değişik şekilde haberleri izlemek de güç. Gerçekten, dünya...

Dionysis Dionysiou yazdı: Sıfıra Dönüş Olmadan, Aşamalarla Çözüm – Kıbrıslılar Hangi Çözümü Kabul Edebilir

Eğer Kıbrıslı Rumlar, çözümün uygulandığını, toprakların geri verildiğini, garantilerin...

Ecehan Balta yazdı: 35×35: Fosile Elektrikli Makyaj

COP31’e giderken Türkiye’nin iklim diplomasisinde öne çıkardığı yeni hedefin...

Serdar Paulo Erdost yazdı: Komünistler Graz’da güven tazeledi: Fırtına ortasında kızıl bir vaha

Avusturya’nın güney eyaleti Steiermark’ın başkenti Graz’da belediye başkanlığı seçimini...

Hediye Levent yazdı: Irak’ta yüzyılın operasyonları ve temkinliler!

Irak yolsuzluk operasyonu ile çalkalanıyor. Irak basınında yerin 4...

Canlı yayın