yaklaşımlarÖzkan YıkıcıTürkiye’den Meksika’ya insan manzara dersleri – Özkan Yıkıcı

Türkiye’den Meksika’ya insan manzara dersleri – Özkan Yıkıcı

Hafta sonu Türkiye’nin İstanbul şehrinde, çok acıtacak bir olayın Beş yüzüncü eylemi yapıldı. Kayıplarını arayan anaların ellerinde kayıp evlatların resmi ile oturma olayını tekrarlıyorlardı. Kolay değil; senelerdir ardı ardına tam Beş yüz kez İstanbul’da bir meydanda, ellerinde kayıp evlatların kemiklerini arıyorlardı. Kayıp evladın en azından mezarını ve ne olduğunu öğrenmek istiyorlardı. İnsani bir hak olan bu talep dahi; Beş yüzüncü gününe gelinceye dek, birçok engel ve baskının cenderesinden geçerek ulaşıldı. Daha acısı: kayıpların önemli kısmı resmen devlet gözetiminde olduğu inancının da yaygın olmasıdır. Hele de hükümetlerin ısrarla yılardır yaşanan kayıpların akıbetini açığa çıkarmamaları da, yaşanan kuşkuların bir acı sele dönüp eyleme dönüşmesini de yarattı!

Cumartesi günü Dünya Türkiye’de ki Cumartesi Analarının Beş yüzüncü oturma eylemini ses getirme adına kendi olanakları ile evrensel duyarlılığa taşımaya çalıştılar. Peki diyeceksiniz: ayni kayıp sorununu yaşayan, insan hakları örgütleri de olan Kıbrıs’ın Kuzeyinde ne oldu? Çok basit; Dünya duyar burası duymaz ezgisi gündemde okundu! Üstelik benzer kayıplar la ayni sorunların çözümlenemediği gerçekleri hala Kıbrıs’ın yaşadığı koşul da var olmasına rağmen! Âmâ Kıbrıs duymasa da; burada “aman dokunma” sansürü ile yazılmasa da; insan etiketli örgütler salt proje parası kıskacında takılsa da; dünya da birçok ülkede İstanbul’da Galatasaray meydanında tam Beş yüz kez toplanıp kayıplarını arayan analarla duygularını acılarını paylaştırma ortak eylemler yapıldı. İnsan olmanın ortak buluşma paydaşlığı gerçekleşti. Varsın kendini beğenen ve ilgisizlikle takılıp “dünyanın en modern yer olma” övgüsüyle avunan Kıbrıs’ta olmasın!

Türkiye resmen yaşattığı ve baskılarla taçlandırıp, savaş kirliliği ile sürdürtülen yakın tarihin insan faciasını Cumartesi anaları ile Beş yüzüncü defadır yaşıyor. Analar soruyor: “Evlatlarımıza ne oldu”! Bunu dahi seslendirmenin nasıl baskı yaratığı, polis saldırısı olduğunu kocaman rakamsal eylem bilançosu bize hep gösteriyor. Böylesi insani bir haykırışı sansürleyen medya, suçlayan politikacı gibi tuhaf ama resmi duruşların yaşandığı bir süreç oldu. Ama hala kayıplar bulunmadı. Bulunamadı kelimesini hiç kullanmak istemiyorum! Çünkü birçoğu gözaltında kayboldukları, bazılarını bildik yapıların alıp yoka getirdiklerini artık herkes biliyor. Ama onca insan çığlığı ile ana yüreğinin haykırış sesi devletleri sonuca taşıyamadı. Gün oldu “Terörist” dendi* Gün oldu; polis saldırısı yapıldı* ansızın karşıt politikacı bunlara veriştirdi* olmadı mı; onlara karşı karşıt eylemlerle çatışma koşulu yaratıldı! Ama anaların oturarak kayıpların resmi ile direncini de kıramadı. Öyle olmasa; tam Beş yüzüncü rakamına ulaşırlar mıydı?

Onca Türkiyeleşme gerçeği; bolca üniversite ile sayısal nerde ise yarı nüfusuna gelen öğrenci övgüleri ile kayıp gerçeğinden insan hakları kuruluşlarına sahip olan Kuzey Kıbrıs ise; “Kardeşin duymaz, eloğlu duyar” gerçeğini yeniden insan acısına duyarsızlıkla kanıtlıyordu. Bence Cumartesi anneleri; hem sistemin gerçek yüzü; ama bizim de kendi konumlarımızı ayrıştıran bir tarihi turnusol görevi yaptı.****

Türkiye “ileri demokrasi” ile övünürken kayıplar sorununu dahi çözememe ikileminde savrulup, hala birilerine övgü yapma fırsatı verirken; Meksika denilen ülke de başka bir kapitalist insan manzara resmini çizdirtiyor. Olayın özeti şu: Eylül ayında toplanan bazı öğrenciler, bir kente gidip yapılmakta olan bir etkinliği protesto eder. Buraya kadar her şey normal. Sonra öğrenciler geri dönmek için arabalarına binerler; derken: öğrenciler kaybolur! Görgü tanıkları; onları en son bindirildikleri polis arabalarında gördüklerini belirtir! Sonuç; öğrenciler kayıp! Meksika halkı hemen sokağa çıkar. Bazı yayınlarla aslında ilgili kentin polis müdürünün uyuşturucu mafya ile ortak ilişkisi olduğu vurgulanır! Öğrencilerin protesto yaptıkları etkinliği de Belediye başkanının eşinin yaptığı belirtiliyordu. İlk hedef olan başkanın mekânı da halk tarafından yakıldı. Herkes kayıp öğrencileri arıyor…

Meksika da uyuşturucu mafya siyaset ilişkisi zaten biliniyor. Ayrıca siyasal ayraçta b bu kriter çok önemli rol alıyor. Anımsayın; 2006 yılında yapılan seçimi skandallarla doldurturken; birçok gözlemcinin sol aday Obraderin almasına rağmen, oyların saydırtılmayarak resmen sağa veriş durumu yaşandı! Meksika mafyalar ve özgürlükler mücadelesi gayet sert geçiyor. Bunu bilmeden kimse gerçekleri okuyamaz.

Halkın tepkisi ve kimliksiz mezarların açılarak öğrenci cesetleri aranıyor. Ama kesin olan: Meksika da mafya siyaset saydamlaşması ve protestoların nasıl bastırılma ikilemleri oldukça yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Amerika’nın dibinde ama oldukça çalkantılı Meksika artık giderek yoğunlaşan çelişkilerle kendi yolunu belli ki tıpkı bazı seçimlerde olduğu gibi; dış güçler pek bırakmak niyetinde değildir. Mafyalara göz yumanlar nedense sol başkanı hazmetmeme gibi bir ikilemde bulunuyorlar.

Bu yazımda da sizi bir insani kapitalist dolaşıma soktum. Dibimiz Türkiye ile uzaktaki Meksika’ya taşıdım. Bir dönüp bakın; sorgulayarak yazıyı okuyun! Hem kendimizi, hem de algılarla nasıl sınırlandığımızı mutlaka çeşitli duygularla yakalayacaksınız. Neden insani ölçeklerden koparıldığımızı da bulacaksınız. Mutlaka ama mutlaka; her konunun benzerini burada da yakalayacaksınız. Bir farkla; burada duyarlılık ve karşı tepkilerin pek olmadığı eki ile!


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Diğer yazıları

Bay Kemal’den Kemal Bey’e Gelirken — Özkan Yıkıcı

Karpaz gezintim sona erdi. Yazacak bazı olgular mutlaka vardır....

Pedro Sanchez Soruşturmaları Üzerine — Özkan Yıkıcı

Son dönemlerde dünya genel siyaset değişiminde hukuk, yeni bir...

Bu Bayram, Epey Isınarak Geçiyor — Özkan Yıkıcı

Önceki Kurban Bayramlarını da şöylesine aklımdan geçirdim. Elbet onlarda...

Irak’ın Çöllerinde Üs Denilirken — Özkan Yıkıcı

Nedense konuyu bir yerde bırakıp unutmak, normal davranış hâlinin...

Kurban Bayramı Öncesi: Öfke ve Gölgedeki “Kahraman” — Özkan Yıkıcı

Her yıl dini bayram öncesi bazı niyetler söylenir. Hayat...
4,486BeğenenlerBeğen
1,561TakipçilerTakip Et
3,956TakipçilerTakip Et
849AboneAbone Ol

Son eklenenler

Bay Kemal’den Kemal Bey’e Gelirken — Özkan Yıkıcı

Karpaz gezintim sona erdi. Yazacak bazı olgular mutlaka vardır....

Aşırı Sağcı ELAM’ın Normalleşmesinin Sonuçları — Yorgos Koumoullis

Seçim kampanyası süreci ve akabinde gerçekleşen milletvekili seçimleri, aşırı...

Pakistan, ABD savaşlarının askeri ve ara bulucusu nasıl oldu? – Kamran Abbas

Pakistan 1947’de dünya haritasında yerini aldığında, muazzam hayaller taşıyan...

Bolivya’da toplumsal krizin tetikledikleri — Pablo Meriguet

Bolivya’da siyasi ve toplumsal kriz sönümlenecek gibi durmuyor. Ülkenin...

Mücadele ve direniş senkronları — Volkan Yaraşır

Kapitalizmin yapısal krizine karşı sermayenin yeniden yapılanmasını ifade eden...

Türkiye, Avrupa ve otoriter rejimlerin normalleşmesi — Yücel Özdemir

Son bir haftadır Avrupa basını ve kamuoyu, Türkiye’de muhalefet...

Sivil darbeden fazlası… — Murat Çakır

Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik “Mutlak Butlan” kararı birçok...

Pedro Sanchez Soruşturmaları Üzerine — Özkan Yıkıcı

Son dönemlerde dünya genel siyaset değişiminde hukuk, yeni bir...

Canlı yayın